Avrupalı Siyasetçilere Yönelik Saldırı ve Tehditler Artıyor

Avrupalı Siyasetçilere Yönelik Saldırı ve Tehditler Artıyor

ROMA — 

İngiliz milletvekili Jo Cox kendisinin son derece sakinliğiyle bilinen seçim bölgesindeki kütüphanenin önünde vurulup bıçaklanarak öldürüleli neredeyse üç yıl oldu. Katil, psikolojik sorunları olan ve Amerika’daki Neo-Nazi gruplarla bağlantısı bulunan biriydi.

Cox’u vurup bıçakladıktan sonra “Önce İngiltere” diye bağırmıştı.

Bu cinayet modern İngiliz siyasetindeki sıra dışı durumlardan biriydi. Cox, 1990 yılında bir muhafazakar vekilin IRA’nın aracına yerleştirdiği bombayla hayatını kaybetmesinin ardından cinayete kurban giden ilk siyasiydi. Ancak Cox’un ölümünden bu yana İngiliz parlamenterlerin aşırı sağ ya da sol gruplar tarafından hedef alınmaları ya da tehdit edilmelerinde bir artış söz konusu. Bu tehditler genelde sosyal medya üzerinden yapılsa da bazen yüz yüze tehditler de söz konusu oluyor.

Bunlardan biri görüntülendi. Geçen ay kadın milletvekillerinden Anna Soubry bir grup erkek protestocu tarafından parlamento binasına yürüdüğü esnada tacize uğradı. Bu taciz kameralar tarafında kaydedildi.

Kadın vekillerin özellikle bu tarz saldırılar ve troll eylemleri için seçildiği görülüyor. Milletvekillerine yönelik saldırıları gelişmekte olan bir fenomen olarak niteleyen Avam Kamarası Sözcüsü John Bercow, bu gözdağlarının sürmesine müsaade etmenin demokrasinin ölümü anlamına geleceği uyarısında bulundu. Bercow, bu bağnaz kişilerle mücadele etmek için hükümeti ve polisi daha fazla çalışmaya çağırdı.

Konuşmasında önümüzdeki hafta yapılacak Brexit oylamasına ilişkin konulara yer veren Bercow, Brexit konusundaki aşırıcılara ve git gide artan siyasi gözdağı meselesine değindi.

2016'da öldürülen İngililz milletvekili Jo Cox anısına bırakılan çiçekler

2016'da öldürülen İngililz milletvekili Jo Cox anısına bırakılan çiçekler

Bercow, “Bir milletvekilinin görüşleriyle ters düşen insanlar, son derece korkunç, çirkin ifadelerle ve saldırgan bir biçimde bunu yayınlayabiliyor, tweet atabiliyor. Dahası şahsen tehditler savurarak, bu şekilde şiddet uygulayabilir” dedi.

Times gazetesinin yaptığı bir araştırmaya göre, radikaller tarafından hedef alınmalarıyla birlikte artan siyasi tansiyon, kadın milletvekillerinin oturdukları yerlerden taşınmalarına, koruma tutmalarına neden oluyor. Gazetenin haberine göre önde gelen bazı kadın milletvekilleri önemli konularda oylarını değiştirmeye zorlandı ve bunu yapmamaları halinde şiddet görecekleri tehdidiyle karşı karşıya kaldı.

Ancak İngiltere, milletvekillerinin şiddet ve düşmanlıkla hedef alındığı tek Avrupa ülkesi değil.

Komşu ülke Fransa’da da üç ay önce çiftçilerin akaryakıt vergilerindeki artışı protestosuyla başlayan ve daha sonra aşırı sağ ve sol grupların da katılımıyla “Sarı Yelekliler” adıyla anılan harekete dönüşen eylemlerle birlikte benzer durumlarda artışlar görülmeye başlandı.

Geçen ay Fransa Ulusal Meclisi Başkanı Richard Ferrand’ın evi kundaklandı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un iktidardaki partisine ait Le Mans’daki bir seçim bürosu tahrip edildi. Meclisteki partilerin milletvekilleri de aldıkları tehditler ve gözdağlarında ciddi artışlar olduğunu söylüyorlar.

Bu kıta genelinde duyulan bir şikayet haline geldi.

İtalya’da geçen yıl yapılan genel seçimlerdeki kampanyalar sırasında aşırı sağcı ve solcu gruplar arasında artan şiddet olayları ve sokak çatışmaları, 70’li yıllar ve 80’lerin başlarındaki olayları hatırlattı ve korkuya neden oldu. “Kurşundan Yıllar” olarak anılan o dönemde İtalya, siyasi kanadın iki tarafındaki aşırı sağ ve sol gruplar tarafından çıkarılan olaylar nedeniyle, iç kaynaklı bir terör dalgasına sahne olmuştu.

Siyasi şiddet olayları ülkenin merkezindeki kıyı şehri Pisa’da ciddi bir kaosa neden oldu. Şu an İtalya’nın Eş Başbakan Yardımcısı olan Lig Partisi’nin lideri Matteo Salvini kentteki mitinginde Brüksel’e karşı savaşacağı ve “Önce İtalyanlar” söylemini dillendirdiği sırada, aşırı solcuların saldırısı sonucu olaylar çıktı. Göstericiler polise duman bombaları, taş ve şişelerle saldırdı.

Bazı uzmanlar Avrupa’da şu andaki nefret ikliminin 1930’lu yılları hatırlattığını söylüyor. Paris Sciences Po Üniversitesi’nden Jean Garrigues, “Sarı Yelekliler” hareketinin en önemli ana fikirlerinden birinin, birçok insanın güvenmedikleri siyasi elitler tarafından kendilerine yeterince değer verilmediği düşüncesi olduğunu belirtiyor.

Marksizm tabanlı tarihçiler de Avrupa tarihinde 1780’den 1832’e kadar uzanan dönemdeki bir başka siyasi çatışmalar dönemini işaret ediyor. Özellikle İngiltere’de işçi sınıfı hareketleri, kendilerinin istekleri reddedilirken üst sınıfların refah seviyelerinin artışına tepki olarak ortaya çıktı.

Tarihi kıyaslamalar bir yana, pek çok yorumcu sosyal medyayı, olayları ve şiddeti körükleyen, tehdidi ön plana çıkaran bir sistem olarak görüyor. Elbette özellikle popülist siyasetçiler ve onların kullandıkları dil, rakiplerini suçlamaları ve ihanet söylemlerinin de etkili olduğuna dikkat çekiliyor.

2008’deki küresel mali krizin etkileriyle sarsılan, siyasi sistemlere ekonomik ve sosyal meselelerin çözümü konusunda tepkili, kutuplaşmış Avrupalı seçmenler bu siyasi dille özdeşleşiyor.

İngiliz İşçi Partisi’nin deneyimli milletvekili Harriet Harman, bu şiddet ve tacizlerin siyasi kutuplaşmayı arttıracağı ve bunun da Avrupa’nın önündeki büyük meselelerin çözümünü zorlaştıracağı endişesini taşıyor. Tehditler ve milletvekillerinin hedef alınması buna vekillerin seçmenlerden uzaklaşması ve gerçek düşüncelerini söyleyememesi tehlikesini de ekliyor. Harman, “Buradaki asıl mesele kişilerin değil demokrasinin güvenliğidir. Burada mağdur olanlar sadece milletvekilleri değil demokrasimizdir” diyor.