Almanya’da Türk Tarihi 60 Yıl Önceye Değil, Erken Modern Çağ’a Dayanıyor*

Almanya’da Türk Tarihi 60 Yıl Önceye Değil, Erken Modern Çağ’a Dayanıyor*
Misafir İşçi Fotoğraf Makinasından .1962 Saarbrücken

30 Ekim 2021‘de Türkiye ile Almanya arasındaki işgücü anlaşmasının 60. sene-i devriyesini kutluyoruz. Bu anlaşma sonucunda birçok Türk vatandaşı Almanya‘ya göç etmiştir. Bugün sayıları yaklaşık üç milyonu bulan bu insanlar Federal Almanya‘daki en büyük etnik azınlığı oluşturmaktadır. Türkiye’ye geri dönenler ile birlikte anavatanımızdan Almanya’ya uzanan bu göç hareketi takriben beş milyon insanımızı kapsadığı varsayılmaktadır.60 yıl önce işçi olarak Almanya’ya gitmiş olan vatandaşlarımızın çocuk ve torunları artık bugün o ülkedeki kültürel, spor, medya, sosyal, siyasi, askeri, ekonomik, sanatsal gibi bütün alanlarda varlık göstererek yaşadıkları ülkeye katma değer sağlamaktadır.

 Ancak Türk kökenli insanlar sanıldığı gibi 1960‘lardan beri bu ülkede yaşamamaktadır. Türklerin Almanca konuşulan topraklarındaki tarihi daha da gerilere dayanmaktadır. Bugün bildiğimiz Almanya 1871’de kurulmuş olduğundan dolayı, daha önceki dönemlerde sadece Almanca konuşulan beylikler, krallıklar ve topraklardan bahsedilmektedir. Bu sebeple zamanın Almanca konuşulan bölgelerindeki Türklerin tarihi, Erken Modern Çağa kadar uzanmaktadır.

Yüzyıllar öncesine dayanan bu köklü Türk-Alman ilişkileri esas olarak o dönemde diplomatik, ekonomik ve askeri temasları kapsamıştır. Bununla birlikte, Türklerin çoğunluğunun işçi göçü ile birlikte Federal Almanya’ya geldiğine dair hâlâ yaygın olan varsayım tabi ki doğrudur.

 “Türk tehdidinden” “Türk modasına” 

“Türk” terimi, Alman tarihi kaynaklarında neredeyse her zaman “Müslüman” kavramıyla da eş değerde kullanılmıştır.Orta Çağ’da ve Osmanlı İmparatorluğu döneminin başlarındave ortalarında bugünkü Avrupa topraklarında olduğu gibi Almanca konuşulan coğrafyalarda da “Türkler”tehdit olarak algılanmıştır. Erken Modern Döneminde de bu “İmparatorluk- ve Türk tehdidi”(“Reich- und Türkengefahr”) Avrupalıların bilincine sıkı sıkıya yerleşmiştir. 1683’de başarısızlıkla sonuçlanan ikinci Viyana kuşatmasından, mağlubiyetle çıkılan diğer savaşlardan ve “Türklerin” Balkanlar’dan kademeli olarak çekilmesinden sonra, bu sözde “Türk tehdidi” bir cazibeye dönüşmüş, buna da “Türk modası” ismi verilmiştir. Avrupa’da egzotizm ve oryantalizm, ancak Türk korkusunun yerini Türk hayranlığına bıraktığı bu dönemde gelişebilmiştir. 

Almanya’daki ilk Türkler savaş esirleri olmuştur 

Almanya’daki ilk Türklerin Orta Çağ dönemine denk gelen Haçlı Seferlerinde esir alınmış Osmanlı askerleri olduğu bilinse de, yani Türk-Alman ilişkileri bu döneme kadar dayandırılsa da, 1683 yılı Almanlar ve Türkler arasındaki karşılıklı temasın merkez tarihi olarak kabul edilmektedir. Güney Almanya’nın Würzburg Kentinde ikamet eden Türk tarihçi Latif Çelik, 1683’te çeşitli Alman derebeyliklerinden binlerce Alman askerinin Avusturyalı Habsburg Hanedanının yardımına koştuğunu ve bu ikinci Viyana kuşatması sırasında en az 1245 Osmanlı-Türk askerini esir alarakbugünkü Almanya’nın Münih şehrine getirdiğini ifade etmektedir. Alman tarihçi Klaus Schwarz ise, 1529’daki başarısız geçen ilk Viyana kuşatmasından sonra Almanlar tarafından Berlin’e getirilen bazı Türk tutsaklardan söz etmektedir, ancak daha fazla ayrıntıya girmemektedir. Tarihe “Esir Türkler / Tutsak Türkler”(“Beutetürken”) olarak geçen ikinci Viyana Kuşatması sırasında alıkoyulan Türk savaş esirlerinin akıbeti daha ayrıntılı olarak günümüzdeki tarihi kaynaklarda yer almaktadır.

 Birçok Osmanlı-Türk esir asimile olmuştur 

Zamanla, bu Osmanlı-Türk esirleri ya Alman askerleriyle değiştirilmiş ya da çeşitli Alman kraliyet saraylarında, derebeyliklerinde ve soylu evlerinde birçok hizmetler yapmak zorunda kalmışlardır. Örneğin güney Almanya prensliklerindeki Türk esirlerinin çoğu Münih ve Aue yakınlarındaki kumaş fabrikalarında çalışmak zorunda bırakılmıştır. Münih’teki bugünkü liberal Yahudi cemaati kendi internet sitesinde, Türk tutsakların diğer iş alanlarının yanında, bilhassa değişik inşaat ve yapı projelerinde “zorla çalıştırıldıklarını”ifade etmektedir.Ayrıca Türk esirlerinin birçoğu, Hıristiyan inancını kabul ettikten veya kabul etmek zorunda kaldıktan sonra Alman kadınlarla evlendirilmiştir. Tarihçiler, Türklerin güvenlik içinde yaşayabilmek için bir yandan inançlarından, diğer yandan Müslüman isimlerinden vazgeçmek zorunda kaldıklarından söz etmekte ve Türk askerlerinin bir “asimilasyon” sürecinden geçirildiklerinin altını çizmektedir.Almanya’daki Türk yaşamının tarihi ana kaynaklarından birini oluşturan kilise defterleri ve vakayinameler (kronikler) isimleri değiştirilen ve vaftiz edilen birçok Türk’ten bahsetmektedir. Bu tarihi eserlerde belgelenmiş Türklerin hayatları bugün de hala tarihçiler için önemli bir kaynak oluşturmaktadır. Almanya’daki Türk varlığına tanıklık eden başka kaynaklar ise Vestfalya’daki Lemgo kentinde veya Aşağı Saksonya’nın başkenti Hannover’de bulunan Yeni Çarşı Mezarlığındaki mezar taşlarıdır. Bu mezar taşlarında eski Osmanlı-Türk esirleri hakkında bilgilere de rastlanmaktadır. 

Almanya’da Türk izleri 

Almanya’daki çok sayıda kraliyet, prens ve beyliksaraylarında çalışan önemli sayıda Türk esirleri bulunmuştur. Bu Osmanlı-Türkleri o saraylarda uşaklıktan tutun yöneticilik makamlarına kadar çeşitli mevkilere gelebilmiştir.Bunlardan birinin, bir savaşta yakalanan ve daha sonra Hannoverli asil bir ailenin kızı olan Marie Hedewig Wedekind ile evlendirilen Osmanlı askeri Mehmet olduğu söylenmektedir. Bu kişinin adı daha sonra Ludwig Maximilian Mehmet (“Mehmet von Königstreu”) olarak kaynaklara geçmiştir. Ludwig Maximilian Mehmet’in iki oğlundan birisi 1746 yılında Hannover’deki ilk mason locasının kurucusu olduğu da ifade edilmektedir. Yine aynı şehirde Türk Ali olarak bilinenbir Osmanlı esirinin 18. yüzyılın başlarındaGeorg Wilhelm adı altında ünlü bir Alman piyade subayı olduğu ve albaylığa yükseldiği kaynaklara geçmiştir. Bunu yanında tarihi eserlerde örneğin Aşağı Saksonya’nın Hildesheim Kentinde vaftiz olduktan sonra keşiş ve rahip olarak yaşamaya karar vermiş olan çok sayıda esir Türklerden bahsedilmektedir. Ayrıca birçok Osmanlı-Türk esirinin, Alman krallıklarında, prenslik ve beyliklerinde haberci, kapı kulu, hizmetçi, hamal veya arabacı olarak istihdam edildiğine yer verilmektedir. Buna rağmen Almanya’da inançlarını korumaya devam eden ve Müslüman olarak ölen çok sayıda Türk de olmuştur. Böylece şu sonuca varılabilir:Müslüman-TürklerOsmanlı İmparatorluğu ile Hıristiyan-Alman birlikleri arasındaki silahlı çatışma sonucunda ilk kez bugünkü Almanya’nın bulunduğu bölgelere sürekli olarak ayak basmışlardır.

 Alman topraklarında kurulan ilk Müslüman-Türk Cemaati 

2016 yılında vefat eden “Almanya İslam Arşivi Merkez Enstitüsü” („Zentralinstitut Islam-Archiv Deutschland”) direktörü, gazeteci, yazar Muhammed Salim Abdullah, Almanya’da Türk ve İslam tarihinin başlangıcını 1731 yılına tarihlendirmektedir:

 “Almanya’daki İslam tarihi, Prusya Kralı I. Friedrich Wilhelm’in (1713-1740) saltanatına, 250 yıldan fazla bir süre önceye, 1731’de Courland Dükü’nün devraldığı ve Krala hediye ettiği yirmi ‘Türk’ muhafıza kadar uzanabilir. 1732'de I. Friedrich Wilhelm, Potsdam’daki Uzun Ahır’da onlar [Türk muhafızları] içincami olarak bir yer yaptırttı. ‘Müslümanlarının’ dini görevlerini yerine getirmeleri onun için çok önemliydi.” 

Muhammed Salim Abdullah için bu tarihleme Almanya’da kurulan ilk Müslüman-Türk cemaatidir ve bu nedenle Abdullah İslam’ı Alman tarihinin asli bir parçası olarak görmektedir. Ancak Katolik Teolog Thomas Lemmen, Prusya’daki Müslüman varlığının kısa ömürlü olduğunu, süreklilik arz etmediğini belirterek Abdullah’ın bu tezine büyük ölçüde karşı çıkmaktadır. Lemmen, Abdullah’a, doktora tezinde şu yanıtı vermektedir:

 “Buradane bir cemaatin kuruluşundan ne de kalıcı bir ikametten bahsedilemez, buna dayalı tüm iddialar bu nedenle kaçınılmaz bir şekilde hayali olarak görülmelidir.”

 Prusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasındaki diplomatik ilişkiler

 

  1. yüzyılın başlarına dayanan Prusyaile Osmanlı İmparatorluğu arasındaki diplomatik temaslar başlangıçta gizli kalmıştır. Zira Prusya komşu ülkeLehistan (Polonya) kabileleri, Ruslar ve Avusturyalılarla ilişkilerini tehlikeye atmak istememiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nda eski bir tüccar ve savaş esiri olarak bulunmuş olan Karl Adolf von Rexin’in Prusya’nın ilk gayri resmî büyükelçisi olarak İstanbul’a gönderilmesi 1756’da gerçekleşmiştir. Diplomatik temasları pekiştirmek için her iki devlet de 1761’de “Dostluk ve Ticaret Anlaşması” olarak da bilinen ilk Alman-Türk ticaret anlaşmasını imzalamıştır.

Duisburg’lu tarihçi Klaus Schneiderheinze bu anlaşmayı, “Osmanlı İmparatorluğu ile Prusya-Alman ilişkilerinin temel taşı” olarak değerlendirmektedir. İki ülke arasındaki temaslar 1763’te Osmanlı elçisi Ahmed Resmi Efendi’nin Berlin’deki daimi elçiliğe gelmesi ile doruğa ulaşmıştır. Üçüncü Osmanlı elçisi Ali Aziz Efendi 1798’de Almanya’da vefat edince Tempelhofer Feldmark Mezarlığına defnedilmiştir. Burası Kral Friedrich III. Wilhelm tarafından Türk delegasyonuna definler için özel olarak tahsis edilmiştir. İlerleyen yıllarda burayadaha fazlaOsmanlı-Türk diplomatı defnedilmiştir. Bölgeye bir kışla inşa edilmesi ile birlikte, cenazeler Berlin Columbiadamm’daki bugün hala var olan Türk mezarlığına nakledilmek zorunda kalmıştır.Bugün bu mezarlığın yanında Almanya’nın tanınmış minareli büyük bir camisi bulunmaktadır. Bu camii,Berlin Türk Şehitlik Camii’dir („Şehitlik-Moschee”). Yakında görevine veda edecek olan Almanya Şansölyesi Angela Merkel’in de davetliler arasında bulunduğu caminin yeniden açılışı 2006 yılında gerçekleşmiştir.

Türklerin Almanya’da, daha doğrusu dönemin Almanca konuşulan bölgelerindeki, krallıklarındaki ve beyliklerindeki varlığı, - sayıları 1961’de başlayan işgücü göçü ile kıyaslanamasa da - Almanya’daki Türk yaşamının 1961’deki işgücü anlaşmasıyla değil, bundan yüzlerce yıl önce başladığını açıkça gözler önüne sermektedir.

*Bu yazı 1972’de Almanya’ya çalışmak için gelmiş olan ve Mart 2021’de vefat eden Mehmet Baş’a bir armağandır.


Yasin Baş(Siyaset ve Tarih Bilimcisi, Siyaset Danışmanı)