Avrupa Siyasi Topluluğu 6 Ekim’de Kuruluyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un önerdiği ve 27 üyeli AB'nin Avrupalı komşularıyla politik diyalog ve işbirliği kurmasını hedefleyen Avrupa Siyasi Topluluğu, 6 Ekim'de yapılacak zirve ile kuruluyor. Uzmanlar bu yeni oluşumun Türkiye için ne anlama geldiğini VOA Türkçe’ye değerlendirdi

Avrupa Siyasi Topluluğu 6 Ekim’de Kuruluyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un önerdiği ve 27 üyeli Avrupa Birliği'nin (AB) Avrupalı komşularıyla politik diyalog ve işbirliği kurmasını hedefleyen Avrupa Siyasi Topluluğu (AST), 6 Ekim'de yapılacak zirve ile kuruluyor.

AB Dönem Başkanı Çek Cumhuriyeti'nin başkenti Prag'da, 44 ülkenin liderler seviyesinde katılacağı ilk toplantıya, 27 AB ülkesinin yanı sıra, Türkiye, İngiltere, Norveç, İsviçre ve Batı Balkan ülkeleri gibi stratejik yeni isimler de davet edildi. Türkiye, "üyelik müzakerelerine zarar vermemesi" şartıyla daveti kabul etti.

Ukrayna Savaşı'nın da hızlandırdığı diplomatik çabalar sonucu Avrupa Birliği'ne üye 27 ülkeyle; İngiltere, Türkiye, İsviçre, Norveç, 6 Batı Balkan ülkesi (Arnavutluk, Bosna Hersek, Sırbistan, Karabağ, Kuzey Makedonya, Kosova), Gürcistan, İzlanda, Azerbaycan, Ermenistan, Ukrayna, Moldova, Liechtenstein ve kıta dışından İsrail'in liderleri, Prag'da biraraya gelecek. Toplantıya Türkiye'den Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan katılacak. Ukrayna lideri Volodimir Zelenski video konferans yöntemiyle zirveye seslenecek. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ve bazı ülkeler de "konuk" sıfatıyla bulunacak.

AB Konseyi Başkanı Charles Michel, AST'yi "hem genişlemiş bir Avrupa Birliği'ne açılan kapı, hem de kalıcı bir kıta ortaklığı için bir çerçeve olarak gördüklerini" belirtti. Charles Michel, "Amacımız, liderleri eşit bir temelde biraraya getirmek ve ortak çıkar konularında siyasi diyalog ve işbirliğini teşvik etmektir" dedi.

Prag zirvesinde, önce liderler biraraya gelecek, bunun ardından çeşitli çalışma grupları oluşturularak farklı konular ele alınacak. Zirve, akşam yemeğiyle son bulacak. Prag'da ertesi gün de, 7 Ekim'de, AB'ye üye 27 ülke lideri, enerji krizi ve Ukrayna savaşında gelinen durumu tartışmak üzere biraraya gelecek.

AB içindeki krizler ve aşırı sağ rüzgar

Ukrayna'daki savaş, AB ile komşuları arasındaki ilişkilerin mimarisini yeniden düşünme ihtiyacını hızlandırdı. Avrupa'nın komşuluk politikasındaki zorluklar, salyangoz hızında ilerleyen genişleme sürecinin "katlanılamaz yavaşlığı", veto hakkı gibi karar süreçlerini tıkayan yöntemleri kaldıracak kurumsal reformların bir türlü yapılamaması, şişirilmiş bir Avrupa Parlamentosu ve bunun üstüne, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula Von der Leyen ve Charles Michel arasında iyice su yüzüne çıkan "Birliğin tepesindeki çift başlı yönetim" gerginliği, hızla ilerleyen gündem karşısında tıkanan bir AB görüntüsü verdi. Üstelik bütün bu gelişmeler, Avrupa başkentlerinde AB karşıtı aşırı sağcı ya da popülist partileri güçlendirmeye yaradı.

Bu durum, AB yönetimi ve bazı başkentleri yeni formüller bulmaya itince, Avrupa Siyasi Topluluğu (AST) fikri de bu çıkmazdan doğdu. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 9 Mayıs Avrupa Günü'nde, Avrupa Parlamentosu'nda yaptığı konuşmada "çok çemberli Avrupa" fikrinin farklı bir formülünü ifade eden "Avrupa Siyasi Topluluğu" önersini sundu. Öneri, 6 ay sonra, Perşembe günü Prag'da yapılacak AST kuruluş toplantısıyla hayat buluyor.

Bu yapıyla, AB değerlerine dayalı yeni bir jeopolitik güç yaratma, Rusya ve Çin'in "hegemonik amaçlarına da yanıt olarak" diyalog ve siyasi işbirliği için bir platform oluşturma ve devletleri AB'ye çekme hedefleri belirlendi. AB ile birlikte olmak isteyen komşularının, birliğe katılmanın hantal sürecinden geçmeden, pragmatik bir yöntemle, önemli büyük konularda işbirliğine gitmenin önünün açılması planlandı. AB'ye üye olmak isteyen aday ülkelere bu yapının "alternatif" görüntüsünün silinmesi için, dışarıda kalmayı tercih eden Norveç, İsviçre ve İngiltere de davet edildi.

Türkiye'nin çekinceleri neler?

Macron'un AST projesine, yalnızca Türkiye değil, Ukrayna ve Moldova gibi en son "aday ülke statüsünü" alan ülkeler de şüpheyle yaklaştı ve "Bunun AB genişlemesini sınırlamanın bir yolu olduğundan" duydukları endişeyi dile getirdi. Paris ise, ortaklarına güvence vermek için diplomatik temasları yoğunlaştırdı ve sonunda en azından "başlangıç" için bu ülkeleri ikna etmeyi başardı.

Projeye dahil edilmesi en zor iki ülke Türkiye ve İngiltere oldu. AB içinde Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi, Türkiye'nin davet edilmesine karşı çıkarken, yıllardır aday ülke statüsünde müzakere yürüten Ankara da, bu formülün, tam üyeliğe bir alternatif oluşturmasından endişe ederek, öneriye mesafeli yaklaştı.

Zirveye en geç yanıt veren ülkelerden birisi de İngiltere oldu. Brexit'in ardından ve özellikle hala çözülmemiş Kuzey İrlanda protokolü sorunu nedeniyle gergin AB-İngiltere ilişkileri, Londra'yı da mesafeli bir yol izlemeye itti. Ancak Ukrayna'daki savaş ve enerji krizi, ülkenin içine girdiği derin mali ve siyasi kriz sarmalı, hükümetin fikrini değiştirdi. Muhalefetteki İşçi Partisi'nin de bastırmasıyla, zirveye bir kaç gün kala, yeni Başbakan Liz Truss'tan ilk uzlaşma işaretleri geldi. Politico gazetesinin haberine göre, projenin adının "Avrupa Politika Forumu" olarak değiştirilmesini isteyen Liz Truss yalnızca AST toplantısına katılmayı değil, AB liderlerinin birlik dışında bir adres aradığı ikinci toplantıya Londra'nın ev sahipliği yapmasını da önerdi.

Türkiye için ne anlama geliyor?

Türkiye'nin davet edilmesi konusunda AB içinde yaşanan tartışmaların ardından Macron, "Bazı ülkeler bunu dile getiriyor ama Fransa olarak biz Türkiye'nin davet edilmesine karşı değiliz" diyerek yolu açtı. Fransa Dışişleri Bakanı Catherine Colonna, 4 Eylül'de şahsen Ankara ve ertesi gün Atina'ya giderek, bu ülkelerdeki dışişleri bakanlarıyla görüştü. Ankara, AST'nin "tam üyelik sürecine bir alternatif olmadığı" garantisini aldıktan sonra toplantıya katılmaya "evet" dedi.

Paris Büyükelçisi: "Türkiye olmasaydı bu proje ölü doğardı"

Türk diplomatlar, zirveye Türkiye'nin yanı sıra, Norveç, İsviçre ve İngiltere'nin katılmasının başarı için önemli olduğunu vurguluyor ve projenin "hala başarı şansı" olduğunu belirtiyor. VOA Türkçe'ye konuyu değerlendiren Türkiye'nin Paris Büyükelçisi Ali Onaner, "Böyle kapsamlı bir proje Türkiye'siz nasıl olabilir ki? Kelimenin tam anlamıyla, Türkiye olmasaydı bu proje ölü doğardı" dedi.

Türkiye açısından merak edilen soru şu: "AST, Türkiye'nin AB üyeliği önündeki sorunları kaldırmaya yardımcı olur mu?" İstanbul Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyelerinden, Avrupa uzmanı Emre Gönen, VOA Türkçe'nin konuya ilişkin yönelttiği soruya, "Türkiye'nin Avrupa Siyasi Topluluğu kuruluş zirvesine katılması son derece iyi bir haber. Eski cumhurbaşkanı Sarkozy Türkiye'yi masada istemiyordu ve AB dışında tutmayı bir nevi başardı. Ve ilişkiler daha da kötüye gitti. Şimdi bu politik topluluğun parçası olması için, AB'nin Türkiye'ye doğru politik adımlar atması gerekiyor. Ama şimdilik bu sözkonusu değil, bu nedenle de zor görünüyor. Her iki tarafta da çok sayıda yanlış anlama ve uzlaşılamayan pek çok konu var. AB liderleri, Türkiye ile tüm işbirliğini askıya almayı kararlaştırdı. Aynı aktörlerin şimdi tavır değiştirmesi nasıl olacak göreceğiz. Ama bu aşamada, şimdilik, ilginç bir perspektif göremiyorum" yanıtını verdi.

Fransız siyaset bilimci Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (IRIS) Başkan Yardımcısı ve Türkiye uzmanı Didier Billion da, AB'nin kendi içindeki sorunlara da dikkat çekiyor. VOA Türkçe'ye konuşan Billion, "Akdeniz İçin Birlik (UPM) Sarkozy'nin çok büyük bir manipülasyonu idi. Ama Macron'un böyle bir amacı olduğunu sanmıyorum. Türkiye neden olmasın diyerek, 'tam üyeliğe engel olmaması' uyarısıyla katılıyor. Bu bana kalırsa doğru bir pozisyon. Eğer bu zirve Türkiye ile Avrupa'yı yakınlaştırırsa ne ala. Ancak AB'nin kendi iç sorunları da var, bu haliyle yönetimi mümkün değil, herkes bunu anladı. Kurumsal ve yönetsel değişimi gerekiyor. İşin aslını unutmamak lazım, nasıl bir Avrupa istiyoruz, önce bunu tartışılmalı bana kalırsa" diyor.

"AST Türkiye için jeostratejik bir fırsattır"

Türkiye'den Avrupa Siyasi Topluluğu'nu en yakından izleyen isimlerden Boğaziçi Enstitüsü Başkanı Bahadır Kaleağası ise gelişmelerden ve Türkiye'nin bu zirveye davet edilmesinden son derece memnun. Kaleağası, "Şu an Türkiye için en iyisi oluyor. Avrupa'da 3 çemberli genel bir kurgu oluşuyor. Biz Avrupalı muhataplarımıza yıllardır bunu yapmaları gerektiğini söyledik, Fransa üzerinde özellikle çalıştık. 'Özel bir statü vermenizi Türkiye kabul etmez. Siz önce AB'yi toparlayın, 3 çember olsun, en dışarda Genel Konfederal çember, AB ikinci çember; Euro Bölgesi de çekirdek çember olsun' dedik. Bu benim doktora tezi konumdu. Yıllardır bunu savunan birisiyim ben. Bu Avrupa için de Türkiye için de iyi bir adım. Ama içi boş kalmamalı. Yeşil Anlaşma, dijital tek pazar, enerji politikları ve göç gibi, 21'inci yüzyılın konularıyla doldurulmalı. Bir toplansın, bir yıl geçer bir daha toplanır. Konular ilerler, bakarsınız, önemli bir ivme yaratır" diyerek umutlu olduğunu belirtti.

Türkiye'nin hem doğu hem de batıda güçlü olmasının önemine işaret eden Kaleağası, "AST, Türkiye için jeostratejik bir fırsattır. Avrupalı bir ülke olarak Avrasya'da etkili olmak, hem de Avrasya'da etkin bir ülke olarak Avrupa'nın Avrasya'ya açılan bir ekseni olmak Türkiye'nin çıkarınadır" diye konuştu. Kaleağası, "Türkiye'nin batıda güçlü olması için de, demokratikleşme, insan hakları, hukuk devleti ve ekonomi yönetimi gibi sorunlara çözüm getirmesi şart" dedi.

Zirve başarılı olur mu?

Türkiye ve İngiltere'nin zirveye katılma kararı, AST'ye yeni bir hız kattı. Ancak, Avrupalı diplomatlar, halen Türkiye ve Güney Kıbrıs/Yunanistan ikilisinin, Azerbaycan ve Ermenistan'ın, pek çok iç sorun yaşayan Batı Balkan ülkelerinin aynı masa etrafında uzlaşması konusuna oldukça "ihtiyatlı" bir beklenti içinde.

Emmanuel Macron zirveyi, katılım prosedürlerinin yavaşlığına sabırsızlanan AB'ye girmeye aday ülkeleri dahil etmenin ve Moskova ile Pekin'in kıta üzerindeki etki stratejilerine karşı "bir Avrupa yanıtı" vermenin yolu olarak görüyor. Brüksel, Avrupa Siyasi Topluluğu projesinin içini doldurabilmek için öncelikle enerji ve iklim gibi küresel konuların iyi bir başlangıç olabileceğini düşünüyor. Mevcut kriz, yeni işbirliği projeleri oluşturma, AB’nin ve üye devletlerin göreceli rollerini yeniden tanımlama ve komşuları birleştirici bir projeye dahil etme fırsatı sunuyor. Ukrayna'nın Avrupa elektrik sistemine bağlanması, Norveç ile yeni gaz anlaşmalarının müzakere edilmesi ve yeşil enerji için yeni altyapılara duyulan ihtiyacın, daha geniş işbirliği biçimlerini getirmesi ümit ediliyor.

Ukrayna'daki savaş, Avrupa mimarisinin bu konulardaki zayıflıklarını ortaya çıkardı ve terörle mücadele, siber güvenlik ve dijital ağlarda işbirliği ihtiyacının önemini ortaya koydu. AB ile katılım adayları arasındaki mevcut ilişkiyi karakterize eden "merkez ve çevre arasındaki farkı" azaltmayı hedefliyor. AB zirvelerinin aksine, AST toplantılarına tüm ülkeler eşit şartlarda katılacak ve aynı hak ve yükümlülüklere sahip olacak. Bu yapı, bu ülkelerin üyelik süreçlerine zarar vermeyecek. Son olarak, AST aday ülkelerin AB'ye katılımına bir alternatif olmayacak, aksine onun için "hızlandırıcı işlev" görecek.

6 Ekim zirvesinin sonuç bildirgesinde, katılımcı ülkelerin, Avrupa Siyasi Topluluğu'nun 2023 baharında kurulmasını içeren bir ifadeyi resmileştirmesi bekleniyor. Bu bildirgede ayrıca, işbirliği alanları, bütçe kaynakları, yönetişim ve karar alma kuralları ile giriş kriterlerini belirten ifadeler yer alacak.

Avrupa Siyasi Topluluğu; daha önce Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand tarafından ortaya atılan ancak havada kalan "Avrupa Federasyonu" ya da Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy tarafından kurulan ancak tarihin tozlu raflarında unutulup giden "Akdeniz İçin Birlik Forumu" gibi, unutulacak mı, yoksa 6 Ekim 2022, yeni ve güçlü bir Avrupa Forumu'nun "doğum tarihi" olarak kayda mı geçecek, bunu zaman gösterecek.

Arzu Çakır