BTMK Vakıf Olma Yolunda

Önümüzdeki yıl 25. Kuruluş yıldönümün kutlayacak olan Berlin Klasik Türk Musikisi Konservatuarı BTMK’nın 25. Kuruluş yıldönümü kutlama hazırlıkları başladı.

BTMK Vakıf Olma Yolunda
BTMK Vakıf Olma Yolunda
BTMK Vakıf Olma Yolunda
BTMK Vakıf Olma Yolunda

Berlin

Önümüzdeki yıl 25. Kuruluş yıldönümün kutlayacak olan Berlin Klasik Türk Musikisi Konservatuarı BTMK’nın 25. Kuruluş yıldönümü kutlama hazırlıkları başladı. Kutlama hazırlıkları ve önümüzdeki süreçle ilgili Konservatuvarda, düzenlenen basın toplantısına BTMK adına Halime Karademirli, MetropolFM adına Genel Müdür Tamer Ergün Yıkıcı ve Kibele’nin Kızları-Kahraman Kadınlar projesi adına Arda Eşberk katıldı.

Toplantıda ilk sözü alan BTMK’nın Almanya’daki Türk toplumunun ortak değerlerini temsil eden bir kurum olduğunu belirten MetropolFM Genel Müdürü Tamer Tamer Ergün; “Metropol FM olarak, kuruluşumuzdan bu güne kadar BTMK kültür kurumunun yanında olduk ve destek verdik. Son yıllarda dışardan verdiğimiz bu destek bir partnerliğe dönüştü ve birlikte çalışmaya başladık. Halime Karademirli ve ekibinin yaptığı başarılı işlere destek veriyoruz. Vermeye de devam edeceğiz. BTMK bizim kültürümüz yaşatan bir kurumdur ve başarısı bizim için önemlidir. Dünya’nın en zengin müzik kültürlerinden birisi, bizim geldiğimiz coğrafyadır. Bize ait bu müzik kültürü doğusuyla batısıyla Anadolu’da harmanlanmış ve bu günkü zenginliğine ulaşmıştır. Düğünlerimiz, ağıtlarımız, yalnızlıklarımız, dostluklarımız, ayrılıklarımız, gurbetteki özlemlerimiz, destanlarımız,  yani hayatımızın her alanında müziğimiz vardır. Bizi en iyi anlatan ve geçmişimizle aramızda köprü kuran, en önemli kültürel değerimiz müziktir. Bu müzik kültürümüz olmasa topraktaki zayıf kökleri olan bir ağaç gibiyiz. Müzik genel olarak gençlerin kimlik oluşumunu da etkiliyor. Bu gün Almanya’da birçok anne baba çocuğunun kendi kültürüne yabancılaşmasından yakınıyor. Çocuklarımız kendi kültürümüzü sevdirmez ve öğretemezsek, yaşadıkları çok kültürlü toplumunda onları hayatın içinde güçsüz ve savunmasız kalmalarına yol açarız. Çocuklarımız bu süreçte yüreklerinin bir köşesinde kendi kültürünü yaşamalı ve saklamalı. Bu onlar için hayatlarının her alanında güç kaynağı olacaktır. Ailesi ile geldiği kültür arasında bir bağ olacaktır. BTMK bu konuda hassas olan aileler için çocuklarını emanet edebilecekleri, bir kültür kurumudur. BTMK gibi kurumları ticari kurumlar olarak görmek büyük bir yanlış. BTMK bizim ortak değerimizdir. Bizi temsil eden bir kurumdur. Bu nedenle vakıf olma ve akademik bir yapı kazanma yolunda adımlar atan BTMK’ya ve değerli Müdürü Halime Karademirli’ye, bu güne kadar olduğu gibi bundan sonra da gerek şahsım gerekse MetropolFM olarak destek vereceğiz” dedi.

Alman toplumu ve kültürel kurumlarıyla iletişiminde ya da işbirliği yapılmak istendiğinde BTMK Türk müziğini ve kültürünü temsil anlamında çok önemli bir görev üstlendiğini belirten Tamer Ergün Yıkıcı konuşmasını şöyle sürdürdü; “Bu iletişim sayesinde Anadolu’nun ne kadar engin ve gelişmiş kültüre sahip olduğunu anlıyorlar. Bizler büyük bir öz güven ve gururla kendi kültürel kimliğimiz ve değerlerimizin Almanya’nın çok kültürlü yapısı içinde yer almasını sağlanmasında görev üstleniyor. Almanya’nın kültürel yapısının bir parçası olmalıyız. Hepimiz biliyoruz ki ev veya iş ararken, okulda ya da iş yerinde kültürel imajımız, ya bize kapılarını açıyor ya da kapatıyor. Çoğumuz bunu yaşıyor veya yakınıyoruz. Bu kapıları açık tutmanın en önemli yolu aktif bir şekilde kültürümüzü yaşamak ve tanıtmaktır. Bunu başaran kurumların başında da BTMK geliyor. Almanya’yı, özellikle de göçmenleri çok zor günler bekliyor. Özellikle ekonomik kriz dönemlerinde toplumlar, genelde ırkçı ve saldırgan olurlar. Kendimizi iyi anlatmasını, savunmasını ve yaşadığımız toplumun bir parçası olduğumuzu anlatmalıyız. Bunun da en iyi anlatma yolu kültürel çalışmalarla olur. Almanya’daki kültür kurumlarımızın hepsine bu dönemde sahip çıkmalı ve maddi manevi yanında olmalıyız. BTMK’nın başarısının Almanya da yaşayan bizlerin başarısı olduğunun bilinciyle bu başarıyı yaymalıyız. Önümüzdeki süreçte ancak gücünü dayanışma içinde birleştiren toplumlar başarılı olacak. Tarih ve yaşadıklarımız da bunu gösteriyor. Bu nedenle BTMK’nın çalışmaları bu kadar önemli ve daha da büyümesi için ortak hareket etmemiz lazım.”

Almanya’da 3 milyon Berlin’de 3 yüz bin civarında Türkün yaşadığını belirten Tamer Ergün Yıkıcı şöyle devam etti; “Bizi temsil eden güçlü bir kültür kurumuna ihtiyacımız var. O nedenle bu kurumu yaşatmalıyız. Bunun için de maddi destek gerekiyor. Korona öncesi çok sağlıklı bir yapı vardı. Şimdi o yapıyı yeniden kazanmak ve çocuklarımızı bu eğitim ve kültür kurumuna daha fazla çekmek için Türkiye’den alanında uzman Konservatuara hocalarımız geliyor. Bu uzmanları değerlendirmek istiyoruz. Aynı zamanda da bu kurumun yapacağı organizasyonlar var. Bu konuda 25. Yılımızda daha fazla kurumsal yapıyla, eğitim seviyesini yükseltmek için Türkiye’den müzik ve kültür insanını bu kurumun içine katarak akademik bir yapı oluşturmaya çalışıyoruz. Bu konuda iki hedef var. Biri tanesi vakıflaşmak. Diğeri de Türkiye ile işbirliği yaparak bir sanat üniversitesini de buraya taşımak istiyoruz. Hangisi Almanya’daki Türk topluma daha iyi hizmet verir karar vereceğiz. Bunu tek başına yapmak zor. Ben bu noktada iş dünyamıza bu projeyi anlatarak sürdürülebilirlik kazanacak şekilde bir çalışma olmasını istiyorum. Önemli olan gençlerimiz burada çok iyi hizmet verecek ve önümüzdeki 25-30 yılı kapsayacak bir alt yapı kurup kaliteli eğitim amaçlanıyor. Böylece çocuklarımızın ve gençlerimizin kültürel zenginliğimizle değerlerimizi öz güvenle taşıyabilecekler. Bunun için de bu kuruma ihtiyacımız var. Bu noktada ekonomik gücü olan bu düşünceye inanan her kesi içimiz davet ediyoruz. Biz onlarla birlikte Berlin’de bir sanat akademisini kuralım. Diğer yandan kısa vadede öncelikle 25. Yıl için bir gala düzenlemeyi planlıyoruz. Bunun dışında Kibele projesini farklı alanlarda geliştirdik. Kibele sadece bir tiyatro değil, artık bir de filmi var. Kibele projesiyle güçlü ve rol model kadını ön plana çıkarmak. Bu projeyle bizim toplumuzda sanattaki, spordaki güçlü ve başarılı ama mütevazı kadınlarımızı ön plana çıkaracak bir format geliştirdik. Böylece Almanya’nın birçok kentinde ve Türkiye’de hayata geçirmeyi planlıyoruz.”

25. yılda Vakıf ve Akademik Yapı 

Halime Karademirli de önümüzdeki günlerde başlatacakları projeler ve 25. Yıl kutlamaları hakkında bilgi verdi. Halime Karademirli; “Eşim Nuri Karademirli ile kurmuş olduğumuz bu okul, aslında görevini bu güne kadar başarıyla yerine getirmiştir. Nuri Karademirli’nin hayatını kaybetmesinin ardından 9 yıldır tek başıma BTMK’nı ayakta tutmaya çalışıyorum. Sizler gibi dostlar hep yanımda oldunuz. Zor zamanlarda en çok Metropol FM’den Tamer Ergün Yıkıcı duyuyor beni. Bu 25 yıl çok iyi geçti, biz şimdiye kadar Türkiye ile Avrupa arasında bir kültür ve müzik köprüsü olduk. Şimdi bu görevi gençlere ve diğer arkadaşlarla birlikte sürdürmek istiyoruz. Onların bu kurumu alıp, daha iyi ve yüksek yere getirmeleri gerekir diye düşünüyorum. Son zamanlarda çok yerde söyledim, bu 25 yıldan sonra daha da akademik bir yerlere gitmek istiyoruz. Bir sanat ve kültür merkezine ihtiyacımız var. Bunun da yolu vakıf olmaktan ve bir müzik yüksekokulu ya da akademi kurmaktan geçiyor. Buraya gelen üç yaşındaki bir çocuk Türkçe konuştuğu için ailesiyle daha iyi bağlantı kuruyor.. Türkiye’ye bakanlığa kadar böyle bir okulumu var diye anlattım. Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı destek oldu” şeklinde konuştu.

Şubattan itibaren her iki ayda bir konserlerin devam edeceğini ve Eylül sonunda 25. Yıl balosuyla hep birlikte olmak istediklerini sözlerine ekleyen Halime Karademirli, sözlerini şöyle sürdürdü; “ Türkiye’den buraya akışta olan akademik müzik ve sanat alanında çalışan insanları çatımız altında birleşeceği bir akademik yapı hedefliyoruz. Müzik bölümünde bir araya gelecek hocalarımızla büyük bir etkinlik planlıyoruz. Kibele’nin Kızları zaten yola çıktı. Bu noktada, fikir babası Tamer Ergün Yıkıcı’nın olduğu Türk kültürünü ortaya çıkaracak büyük bir nostaljik eğlence projesi var. Adı BTMK, ama müzik, tiyatro ve filmin olduğu daha büyük organizasyonları için çalışmalara şimdiden başladık. Nakarat isminde bir yayın organı da gündemimizde. Korona döneminde büyük mücadele verdik. Öğrenci sayımız 180’den 50’ye düştü. Onları yeniden kazanmak için büyük bir çaba harcadık. Çok Sesli Çocuk Korosu hazırlığındayız. Ben asıl çocuklarımız yani gelecek nesillerimiz için buradayım. Biliyorsunuz Konservatuar Berlin Eğitim Senatörlüğüne kayıtlı bir okul. Biz bunu biraz daha yukarı çıkarıp bir vakıf kurulmasını ve akademik bir yapıyı istiyoruz. Kurulacak bir konseyle Türk Kültür festivali organizasyonu ve oluşturulacak seçici kurulla Kibele ödülleri verilmesi planlamada yer alıyor.”

Kibele dünyayı sarıp sarmalıyor

Konservatuar bünyesine tiyatroyu katan ve ilk kez sahne deneyimi yaşayan kadınlarla sergilediği performansla çok ses getiren Kibele’nin Kızları-Kahraman Kadınlar oyununun yazarı ve yönetmeni Arda Eşberk de, yazılı, sözlü ve görsel medyanın katkılarına teşekkür etti. Dünyanın siyasi ve ekonomik açıdan zor koşullardan geçtiğine değinen Arda Eşberk; “Karanlık günler geliyor. Bu karanlık dönemin aşılabilmesi için en önemli öge sanat. Çünkü sanat evrensel bir dile sahip, sanatın birleştirici bir tarafı var. Gerçekten sözlerini anlamasak bile, yüreğimize dokunan bir melodi duyduğumuzda, ya da herhangi bir savaşta çekilen fotoğraflarda bir çocuğun can verdiğini gördüğümüzde hepimiz ayni reaksiyonu gösterebiliyoruz” şeklinde konuştu. 

Sanatın geçmişten bu güne gelen şeyleri hatırlatmak gibi bir misyonu olduğunu ve duvarları aşmak, insanlara barışı, sevgiyi ve kardeşliği yeniden hatırlatmak gibi direk ve indirek bir rolü olduğunu anımsatan Eşberk şöyle devam etti; “Almanya gibi bir ülkede konservatuvarın rolü çok önemli, Türklerin rolü şu anda tarih tekerrürden ibaretti denir ama, bu tekerrürün yaşanmaması için, birlik bütünlük içerisinde ve kendi kültürüne sahip çıkacak, kendi değerlerini yaşatacak şekilde sanatsal bir içerik üretiyor olması ve bunu toplumla paylaşması önemli. Ama konservatuvar bu güne kadar yapmış olduğu 25 yıllık çalışmalarda Türk müziğini ve Türk kültürünü ön plana çıkarırken, evrensel olmayı da korumuş. Göçmelere de kucak açmış ve ev sahipliği yapmış olan bir kurum. Halime Karademirli hem bir yönetici, hem bir kadın, hem bir anne. Biz ondan aldığımız esinle de bir Kibele’nin Kızları’nı oyununu yaptık. Bunun gerçekleşmesinde çok insanın ve kurumun emeği ve katkısı var. 25. Yılda Konservatuarın rolü çok önemli. Önümüzdeki dönemde hem Türk toplumu için hem sanat için hem de Almanya ve dünyadaki geleceğimiz için yeni başlangıçlar ve yeni şeyler yapmak gerekiyor.  Biz de bunun aracı olarak sanatı seçtik. O nedenle sanatımız ve kültürümüz için dinamik, aktif ve bir bütün olmamız gerekiyor. ” 

Kibele’nin Kızları projesini Tamer Ergün, Halime Karademirli, Sinem Karademirli Özyavuz ile Stuttgart BEM ekibi ve Ahmet Tosun ile birlikte Bodrum Mor Salkım’da rüya gibi bir etkinlik gerçekleştirdiklerini belirten Arda Eşberk, “Kibele’nin kutsal alanları olan özel bir coğrafyada Türk kültürünü, Anadolu’yu, Anadolu’nun mitosunu anlatan bir etkinlik gerçekleştirdik. Ardından çok değerli insanların da katkısıyla Bodrum Belediyesinin Kültür Sanat Festivali’nde Heredot Kültür Merkezinde etkinlik gerçekleşti. Bu filmin yerine Kale’de tiyatro olarak yeniden sahnelenmesi isteği aldık. Bunun yanı sıra İran’da yaşanan olaylar, bir ülke ve bir olayla sınırlamadan kadınlarla ilgili evrensel sorunların ortasında Kibele tekrar ön plana çıkıyor. Kibele misyonunun tekrar hayata geçirecek biz zemin oluştu. Kibele’nin Kızlarında müzik var, dans, görsellik, sinema var. Anadolu’nun mitosları ve şarap kültürü var. Bu nedenle Stuttgart, Bremen, Frankfurt ve Münih’de gösterim için yola çıkılıyor. Yanı sıra Fransa’nın Bordeaux kentinde böyle bir hazırlığımız var. Yanı sıra Konservatuar olarak Kibele’nin kendisinden yola çıkarak kadınları eğitecek akademik bir yapıyla Avrupa Birliği projesi üzerinde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bodrumu bir eğitim üssü haline getirmeyi planlıyoruz.”

Kibele’nin Kızları projesini Bodrum Mor Salkım ve Bordeaux’ye taşıyan Almanya’daki tek Türk şarap kalite uzmanı Degüstatör olan Ahmet Tosun da karşı tarafa kendimizi iyi anlatmak için çok çalışmak gerektiğini kaydetti. Ahmet Tosun şöyle devam etti; “Bir kırmızı ve beyaz üzüm vardır. Nitelikleri hiçbir meyvede yoktur. Bunun yetiştiği yerlerde depremler olamaz. İnsan sevgisi ve kültür var. Bunu Fransa keşfediyor, içselleştirerek kurumlaştırıyor. Şarabın doğduğu topraklar olan Türkiye dünyada 567 bin hektar ile beşinci sırada. Muhafazakar topluma bunu tanrının gönderdiğini iyi anlatmalı ve bu kültüre de sahip çıkmalıyız. Örneğin aspirinin ana maddesi kırmız üzüm.. Bu nedenle Kavaklı Dere ve Villa Doluca Bordeaux’da üç şato satın alındı. Kibele projesini oraya taşıyacağız. Ana tanrıça olan Kibele’nin simgesi kadın, sevgi, bereketli topraklar ve güçtür Türk Kültürünü oralarda tanıtacak bir zemin yaratıyoruz.”

Haber/Foto:Münir Bağrıaçık