“Ekonomimiz Erdoğan ile İmtihan Ediliyor”

Muhalefet partileri, ekonomideki mevcut durumdan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sorumlu olduğunu vurgularken, İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener de “Ekonomimiz Erdoğan ile imtihan ediliyor. O cahilce konuştukça dolar zıplıyor” tepkisini gösterdi

“Ekonomimiz Erdoğan ile İmtihan Ediliyor”
İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener

Muhalefet partileri, ekonomideki mevcut durumdan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sorumlu olduğunu vurgularken, İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener de “Ekonomimiz Erdoğan ile imtihan ediliyor. O cahilce konuştukça dolar zıplıyor” tepkisini gösterdi.

Akşener, TBMM’de İyi Parti grup toplantısında Türkiye’deki mevcut sorunun Erdoğan ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi olarak olduğu görüşünü tekrarladı.

Akşener, “Ekonomimiz, Sayın Erdoğan ile hız kesmeden imtihan ediliyor. Bu arkadaş, utanmadan sıkılmadan ‘Faiz sebep, enflasyon neticedir’ demeye, devam ediyor. O cahilce konuştukça, dolar zıplıyor, enflasyon artıyor. O konuştukça olan her zamanki gibi milletimize oluyor, insanlarımız fakirleşiyor, gençlerimiz işsiz kalıyor. Dünyada bu, “sözüm ona teoriyi” iddia eden, tek bir ekonomist yok. Bu tezi savunan, bir tane ciddi bilimsel makale yok. Hatta ilginçtir; bu tezin yanlış olduğunu anlatan da bir makale yok. Yani; öyle büyük bir cahillikle karşı karşıyayız ki bilimsel olarak incelemeye, gerek bile duymamışlar. Düşünün; dünyada, ‘düz dünya’ teorisini bile, ciddiye alıp tartışanlar var, ama Sayın Erdoğan’ın ‘düz ekonomi’ tezini tartışan, bir kişi bile yok. Ama buna rağmen, maalesef bu cahillik, koca bir ülkeyi, bu teze mahkum etmeye devam ediyor. Gerçekten ibretlik. Dünyada parası değer kaybederken, milleti zenginleşen hiçbir ülke yoktur. Sırtını Saray’a dayayanlar dışında, milletimizin her bir ferdi, kan ağlıyor” dedi.

Erdoğan ve AKP’nin Türk Lirası’nın değerini düşürerek Türkiye’nin itibarını lekelediğini söyleyen Akşener, “Bugün, paramızın değerini düşürerek, bağımsızlığımızı tehlikeye atıyorsunuz. Bu cahilliğin, bu iş bilmezliğin, bu sorumsuzluğunun neticesinde hani teslim olmayız dediğin, o güçler var ya; bugün, Ordu’da, Giresun’da, çiftçimizin fındık bahçelerini satın alıyor. Türkiye’nin her yerinde, ucuza arsa kapatıyor. Hani teslim olmayız dediğiniz, o güçler var ya; bugün, Türkiye’de, 3 kuruşa fabrika satın alıyor. Hani teslim olmayız dediğiniz, o güçler var ya; bugün, Türk insanının alın teri, işte o güçler tarafından sömürülüyor. Türkiye, sömürge valisi aklıyla yönetilemez. Türkiye, bu cahillikle, hak ettiği yere yükselemez. Bu millet bu, iş bilmezliğe, daha fazla mahkum edilemez. Türk milleti, kimsenin ırgatı değildir! Haddinizi, hududunuzu bilin artık. Yazıktır, günahtır. Bu zararın sorumluları gerçekleri duymuyor. Saray'ın oluşturduğu paralel evrene daldılar. Sefaya dalıp milleti unuttular” diye konuştu.

Cumhurbaşkanlığı yönetimi ve AKP’li politikacıların ekonomik tabloya ilişkin yaptıkları açıklamalar için “fantastik” diyen Akşener, “Belli ki Sayın Erdoğan’ın gözüne girmek, ve AK Parti siyasetinde yükselebilmek için saçmalama kabiliyeti önemli bir kriter teşkil ediyor. Hal böyle olunca da; AK Parti’nin vekilleri, parti yöneticileri, birbirleriyle kıyasıya rekabet ediyorlar. Ne diyelim, Allah akıl fikir versin” ifadesini kullandı.

İyi Parti’nin ise İyileştirilmiş ve Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem ile Türkiye’nin potansiyelini harekete geçirmeyi hedeflediğini anlatan Akşener, “Bizim vizyonumuz, onların hayallerine sığmaz. Bizim hedeflerimizi, onların akılları almaz. Bizim çözümlerimizi, onların zihniyeti anlayamaz. Nitekim milletimiz de artık bu gerçeği görüyor. Bizim vizyonumuza ortak olmak için hak ettiğimiz bir Türkiye’ye kavuşmak için millet bizi çağırıyor” görüşüyle ekonomik kriz, adaletsizlik gibi sorunları çözmeye hazır olduklarını söyledi.

Akşener: “Asgari ücret en 4 bin lira olmalı”

Akşener, “Asgari ücret en az 4 bin Türk Lirası olmalıdır. Ancak mevcut uygulamayla işçi eline 4000 lira geçmesi durumunda bunun işverene maliyeti en az 6 bin 574 lira olacak. İktidarın beceriksizliği nedeniyle zaten iflasın eşiğinde olan işverenimiz için bu maliyet, maalesef karşılanabilir değil. Bu durumda, ne istihdamı arttırabiliriz; ne de güvencesiz çalışmanın önüne geçebiliriz. İşte o nedenle, bizim asgari ücret önerimiz; brüt ücretin yüzde 22 artırılıp 4 bin 360 liraya çıkartıldıktan sonra çalışanlarımıza devlet tarafından 555 lira ek bir ödeme yapılarak ellerine geçen net ücretin, 4 bin lira olmasıdır. Bu sayede; işçimizin eline geçen parayı, yüzde 41 buçuk arttırıp işverenimize olan maliyetini ise Üretici Fiyat Endeksi’nin (ÜFE) yaklaşık yarısı olacak şekilde yüzde 24 seviyesinde tutuyoruz. Böylece hem işçilerimizi korumuş oluyoruz, hem de işvereni mağdur etmiyoruz. Bu önerimiz, bütçeye ilk etapta 106 milyar liralık bir maliyet getiriyor. Ancak önerimiz hayata geçirildiğinde hem dar gelirli vatandaşımız borçlanmadan tüketebileceği için iç talep sürdürülebilir bir şekilde artacak hem de işverene olan maliyeti reel olarak artmadığı için 350 bin yeni istihdam sağlanacak” hesabını aktardı.

Saadet Partisi: “Milletimizi fakirleştirecek uygulama ekonomik model olarak sunuluyor”

Saadet Partisi Genel Başkanvekili Prof. Dr. Sabri Tekir de, partisi adına yaptığı değerlendirmede, Erdoğan’ın “kurtuluş savaşı” benzetmesine tepki gösterdi.

Tekir, “Cumhuriyet, çok ağır bedellerin ödendiği Kurtuluş Savaşı’ndan sonra bile, o zor şartlarda bir kaç yıl içinde ekonomik kalkınma hamlelerini yürürlüğe koymayı başarmıştı. O günün ‘gerçek Kurtuluş Savaşı’ ile bugün bir algıdan ibaret olan kurtuluş savaşına bakınca iktidarın başarısız ekonomi politikası kendini daha net bir şekilde gösteriyor. Askeri vesayet ile mücadele edeceğini, militarist irade yerine sivil iradeyi güçlendireceğini vaat ederek işbaşına gelen AK Parti, uyguladığı başarısız ekonomi politikalarının yol açtığı hasarı, MGK Bildirisi’nde yer vererek yine güvenlikçi bir dil ile örtmek istiyor. Halbuki ekonomide başarı güvenlikçi politikalarla değil, güven veren politikalarla sağlanabilir. İktidarın ömrü kısaldıkça, kuyruklar uzuyor! Kuyruklar uzadıkça, iktidar yönetme yetisini daha çok kaybediyor! Sonuçta, panik havası içinde milletimizi sadece fakirleştirecek bir uygulamayı model olarak takdim ediyor” dedi.

İktidara erken seçim çağrısını yineleyen Tekir, “Açık çağrıda bulunuyorum: Türkiye, bu ekonomik tabloyu, bu umutsuzluğu, bu fakirleştirme modelini hiç ama hiç haketmiyor. Biz bunları düzeltmeye talibiz. Bunu başarmak hiç ama hiç zor değildir!” ifadesini kullandı.

Babacan: “Başarıyı nasıl elde ettiğimizi anlasa vahim hatalar olmazdı”

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan da, haftalık değerlendirme toplantısında, Merkez Bankası’nın döviz kuruna müdahale biçimini eleştirdi ve geçmişte Türk Lirası’ndan altı sıfır atılması konusunda ise kararını o dönemki bakan olarak verdiğini söyledi.

Babacan, “Sadece döviz satışı yoluyla kuru kontrol etmesi mümkün değildir. Eğer mümkün olsa 1 Ocak 2019’dan 30 Eylül 2020’ye kadarki 21 aylık süre içerisinde 130 milyar dolarlık rezervi cayır cayır satan Merkez Bankası kuru kontrol edebilirdi. Cumhurbaşkanı’nın ürettiği, ‘Benim tezim’ diye ortaya koyduğu modelin hasarını Merkez Bankası döviz satarak gideremez. Bir süre sonra eksi 50 milyar dolarlık net rezervin eksi 60’a, eksi 70’e indiğini göreceğiz. Sonucu bu. Havuzun dibi delik, su dökerek havuzu doldurmaya çalışıyorlar” dedi.

Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde Türk Lirası’nın değerini yükseltici altı sıfır atılması gibi kararları kendisiyle birlikte bağımsız yöneticiler tarafından alındığını kaydeden Babacan, “6 sıfırın atılması, benim sorumluluğum altında, o gün bağımsız olan Merkez Bankası ile Hazine Müsteşarlığı’nın ortak çalışması sonucu gerçekleştirilen bir reformdur. Paradan altı sıfırın atılacağını Türkiye benden duydu. Talimat Erdoğan’dan gelse, bunu duyurma fırsatını, bu büyük müjdeyi halkına verme fırsatını hiç kaçırır mı? Yeni paraları tanıtma törenini Merkez Bankası’nda yaptık, Sayın Erdoğan’ı da o törene davet ettik. Bugün paradan altı sıfır atma gibi bir operasyon olsa, bunun yeri Külliye olur. Kaçırılır mı böyle bir fırsat? Ekonomik kararların altında benim imzam var, diyor. O günkü Merkez Bankası bağımsız… Kararlarının altında başbakanın imzası olmaz. Merkez Bankası’nın bağımlı olması son birkaç yıllık süreç. Zaten o günlerde başarının nasıl elde edildiğini, milli gelirin 3 bin 500 dolardan 12 bin 500 dolara, ihracatımızın 36 milyar dolardan 132 milyar dolara nasıl çıktığını gerçekten anlasaydı bugün bu vahim hataları yapmazlardı. Neden bizler ayrıldıktan sonra ekonomi tepetaklak yuvarlanıyor? ‘Benim imzam var’ diyor, şu an gene kendi imzası var. Kalem aynı, imza aynı. Atsın o imzayı” ifadesini kullandı.