“Hapishane Nüfusunda Korkunç Artış Var”

TÜİK verilerine göre, 2011’den bu yana her yıl artan tutuklu ve hükümlülerin sayısı ilk kez 2020'de azaldı. Ancak VOA Türkçe’ye değerlendirmelerde bulunan avukat ve dernek yöneticileri, hapishane nüfusunda geçmişe göre büyük bir artışın olduğuna işaret ediyor

“Hapishane Nüfusunda Korkunç Artış Var”

Türkiye’de ceza infaz kurumlarında bulunan kişi sayısı 31 Aralık 2020 itibariyle bir önceki yıla göre yüzde 8,5 gerileyerek 266 bin 831'e düştü. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2020 yılına ait ceza infaz kurumu istatistiklerini açıkladı. TÜİK verilerine göre 2011’den bu yana her yıl artan tutuklu ve hükümlülerin sayısı ilk kez 2020 yılında azaldı. Corona virüsü salgını gerekçesiyle açık cezaevinde kalan denetimli serbestlik kapsamındaki hükümlülerin izne çıkarılması ve infaz paketinde yapılan son düzenlemeyle 90 bin kişiye tahliye yolu açılması bunda etkili oldu.

VOA Türkçe’ye değerlendirmede bulunan Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği savunuculuk koordinatörü Berivan Korkut, “Hapishane nüfusunda korkunç bir artıştan söz ediyoruz. Her yıl çok ciddi bir artış var. 2019 ve 2020'yi karşılaştırdığımızda, 292 bin olan sayının yaklaşık 266 bine düştüğü vurgusu yapılıyor. Ama şunu da vurgulamak isteriz. TÜİK'in dışında Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü (CTE) kendi verilerini açıklıyor ve orada 2021 verileri var. Oraya baktığımızda, tekrar 292 bin sayısıyla karşılaşıyoruz. Yani infaz yasasıyla bırakılan mahpus sayısından neredeyse daha fazla mahpus, şu an tekrar hapishanelerde bulunmakta diyebiliriz” sözlerini kullandı.

TÜİK verilerine göre, cezaevinde bulunan kişilerin yüzde 84,3'ü hükümlüler, yüzde 15,7'si tutuklular olarak kayıtlara geçti. Ceza infaz kurumu nüfusunun yüzde 96'sını erkekler, yüzde 4'ünü kadınlar oluşturdu.

Bu kurumlara hükümlü statüsünde girişi sırasında çocuk yaşta (12-17 yaş grubu) bulunanların sayısı, 2020'de bir önceki yıla göre yüzde 23,6 azalarak 1283’e düştü. Suçu işlediği sırada çocuk yaşta olanların sayısı ise geçen yıl yüzde 21,4 düşüşle 10 bin 234 olarak hesaplandı.

Bir hükümlünün aynı yıl içinde bir veya daha fazla giriş-çıkış kaydı dikkate alındığında, geçen yıl ceza infaz kurumlarına 258 bin 401 hükümlünün giriş yaptığı, 361 bin 870 hükümlünün de kurumlardan çıktığı görüldü. Ceza infaz kurumlarına giren hükümlülerin yüzde 95,9'unu, çıkan hükümlülerin ise yüzde 96,4'ünü erkekler oluşturdu.

Nüfusa göre tutuklu ve mahkum oranında Türkiye Avrupa birincisi

Türkiye, Avrupa Konseyi’nin 2020 Cezaevi İstatistik Raporu'na (SPACE) göre, Avrupa'da nüfusa oranla en çok tutuklu ve mahkumun cezaevlerinde bulunduğu ülke. Avrupa'daki mahkum sayısının 2013 yılından bu yana düşmeye devam etmesine karşın cezaevindeki mahkum sayısı en fazla olan ülkeler arasında Rusya, Türkiye ve Gürcistan ilk üç sırayı oluşturuyor. TÜİK verilerine göre, 2020’de Türkiye'de ceza ehliyeti yaşı olan 12 ve yukarı yaştaki her 100 bin kişiden 390'ı ceza infaz kurumuna girdi. Bu oran 2011 yılından bu yana artışta.

İzmir Barosu Cezaevleri Komisyonu’ndan sorumlu yönetim kurulu üyesi Avukat Baran Selanik, Türkiye’nin cezaevi nüfusunda dünyada önde gelmesinin nedenlerini şöyle açıkladı: “Bunun eğitimle ilgili olduğunu düşünüyorum. Eğitim sisteminin bu kadar kötü olması insanların suça meyletmeleri noktasında olumsuz bir etki ediyor. Bunun dışında ekonomik bir rahatsızlık var bu ülkede. İnsanlar geçinmek için, tırnak içinde, belki de çalmak zorunda hissediyorlar. Aynı zamanda bu kadar gergin bir toplumda yaşıyor olmamız toplumdaki tahammül sınırını düşürüyor. Bu da suça meyil noktasında insanları zorluyor diye düşünüyorum. Aynı zamanda birçok insanın cezaevinden çıktıktan sonra tekrar cezaevine girdiğini görüyoruz. Yaşamak için bu insanların çalışması gerek ama buna ilişkin bir kurum yok bizim ülkemizde. Hükümlü insanları çalıştırmaktan birçok firma ve insan imtina ediyor, çalıştırmak istemiyorlar. Bu insanların ekmek parası kazanması lazım. Kazanamayınca mecburen yeniden suça sürüklendiklerini görüyoruz.”

Türkiye’de cezaların caydırıcılığının bulunmamasının da suça yönlendirdiğini kaydeden Selanik, “Bizim ülkemizdeki cezalar çok yüksek olmakla beraber bizim temel sorunumuz, infaz hukukunun sürekli değişikliğe uğraması ve insanlarda bir cezasızlık algısı yaratıyor olması. İnsanlar cezaevine girdiklerinde çok kısa süre sonra dışarı çıkacaklarına inanıyorlar. Bu bir realite. Çok uzun yıllardır ne yazık ki böyle oluyor. Son düzenlemelerle, bugün adi bir suçtan bir kişi 10 yıl ceza alsa, 4 yıl civarı cezaevinde kalır. Bunun da neredeyse bir ayında kapalı cezaevinde kalacak demektir. Bu, insanlarda 'nasıl olsa başıma bir şey gelmez' algısı yaratıyor diye düşünüyorum. Cezanın caydırıcılığı artık ortadan kalkmış durumda. Bu da suç işlemeye insanları teşvik ediyor diye düşünüyorum” dedi.

2022’de 18 yeni cezaevi daha

Türkiye’de cezaevlerinde bulunan kişi sayısı arttıkça hükümet de kapasite artışı için sürekli düğmeye basıyor. 2006 yılından 2021 yılına kadar geçen 16 yıllık dönemde Türkiye'de 228 adet yeni ceza infaz kurumu açıldı. Ayrıca mevcut ceza infaz kurumlarından 37’sine ek bina yapılarak toplam 196 bin 682 kişilik kapasite artışına gidildi. Adalet Bakanlığı 2022 yılında 18 yeni cezaevi daha açmayı hedefliyor.

Cezaevlerinin kapasitesi yetmediği için mahkumların fiziki koşullarının kötüleştiği de sıkça gündeme geliyor. Avrupa Konseyi raporunda da Türkiye, cezaevi koğuşları aşırı kalabalık ülkeler listesinde, 100 kişilik yer için 127 mahkumla birinci olmuştu. TÜİK verilerine göre, 31 Aralık 2020 itibariyle 370 cezaevinde toplam 245 bin 200 yatak bulunuyor. Yani yatak sayısı, 266 bin 831 olan toplam cezaevi nüfusunun altında. TÜİK rakamları, cezaevlerinin kapasitesinin 2016 yılından sonra aşıldığını da ortaya koyuyor.

“Covid izni bittiğinde yatak sayısının az olduğu gerçeğiyle karşı karşıya kalacağız”

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nden Berivan Korkut, “2021'de sayı 292 bine çıktı ama Covid önlemleri kapsamında hastalık başladıktan yaklaşık 4-5 ay sonra hapishane nüfusunu azaltabilmek için açık cezaevinde olan mahpusları Covid iznine gönderdiler ve o günden beridir Covid izni çeşitli aralıklarla uzatılıyor. Buradan bakacak olursak, şu an açık hapishanede bulunan 80 bin mahpus Covid izninde. Şu an hapishanelerde bilfiil bulunan 211 bin mahpus var ve bu haliyle yatak sayısının yeterli olduğunu söyleyebiliriz. Ama eğer Covid izni biterse ve bu mahpuslar geri dönerse, yine hapishanede bulunan insan sayısıyla yatak sayısı arasında ciddi bir fark olduğu ve yatak sayısının az olduğu gerçeğiyle karşı karşıya kalacağız” dedi.

Cezaevlerinde Corona virüsü salgınına karşı alınan önlemlerin mahkumların yaşam koşullarını daha da kötüleştirdiğini söyleyen Korkut, “Hem Türkiye'de hem de dünyadaki örneklere baktığımızda bizim karşılaştığımız en temel sorun, 'hastalık yayılmasın, kapalı alanlara daha çok kapatarak sorunu çözelim' eğilimiydi. Bu eğilim maalesef iki yıla yayılan süreçte kendini göstermeye devam etti. Örneğin mahpusların aileleriyle üç kapalı, bir açık görüş hakları vardır. Bunlar Covid başladığından beri, iki kapalı görüş hakkı ve iki kişiyle görüş hakkı olarak dar bir alana sınırlandı. Aşılanmalar, çeşitli açıklamalar ve çözüm önerileri tartışılırken hapishaneler yok sayıldı ve insanlar hala aileleriyle iki kapalı görüş şeklinde görüşmek zorundalar. Uyum paketi kapsamında çok olumlu tartışılan, görüş süresinin bir buçuk saate çıkarılması durumu var. Ama orada da maalesef yarım saat olan alt sınırı yükseltmediler. Yani eğer cezaevi idaresi görüşü yarım saat yaptırmak istiyorsa hala yarım saat yaptırır” dedi.

“İki yıldır insanlar koğuşlarına kapatılmış durumda”

Korkut, cezaevlerinde aşılanma oranının yüzde 80-90 oranında olmasına karşın mahkumların sosyal olanaklarının kapalı tutulmaya devam edildiğini de belirtti: “Açık ve kapalı spor salonları, atölyeler, derslikler, özellikle on kişilik gruplar halinde sohbetler, bunların hepsi Covid'in başlamasıyla birlikte kapatıldı. Ama şu an Türkiye'ye baktığımız zaman çok ciddi korkunç bir açılmayla karşı karşıyayız. İki yıldır insanlar koğuşlarına kapatılmış durumda ve bunun yarattığı psikolojik etkiler çok fazla. Gerçekten çok ağır bir yıpranma süreci yaşadı mahpuslar. Biz artık bunu pandemi önlemi olarak değil, adli ya da siyasi ayrımı yapmadan mahpusların hepsine uygulanmış bir tecrit olarak tanımlıyoruz. 10 kişilik infaz koruma memurunun sık sık girip bir koğuş araması pandemi açısından riskli görülmezken, o mahpusun çıkıp on kişiyle sosyalleşmesi pandemi açısından riskli görünüyor. Aslında pandemiyle açıklanamayacak sorunlarla karşı karşıyayız diyebilirim.”

Hapishanelerde sıkıntılı olan sağlığa erişimin salgın döneminde daha da zorlaştığını söyleyen Korkut, “Hapishaneye girdiğinde ya da hastaneye gidip geldiğinde mahpusların tecritte tutulduğunu, bu tecrit koşullarının çok ağır olduğunu, gerçekten insanların en temel ihtiyaçlarının bile karşılanmadığı bir tür hücre cezasına dönüştürüldüğünü söyleyebiliriz” dedi.

“Kadınlar cezaevlerinde erkeklerden çok daha kötü durumda kalıyor”

İzmir Barosu’ndan Avukat Baran Selanik, özellikle kadın ve çocuk cezaevlerinin koşullarının salgın öncesinde de kötü olduğu görüşünde. Cezaevinde bulunan kadın sayısının her yıl arttığına dikkat çeken Selanik, “Kadınlar cezaevlerinde erkeklerden çok daha kötü durumda kalıyorlar. Özellikle son dönemde cezaevlerinde artan çıplak arama tartışmaları tabiri caizse ayyuka çıktı. Bu şekilde işkence ve kötü muameleye maruz kalıyorlar. Cezaevinde çocuğu olan kadınlar, çocuklarıyla beraber kalmak zorunda kalıyorlar. Bunların acilen düzenlenmesi lazım. Yani infaz ertelemesinin iyi hale getirilmesi lazım. Bizim infaz kanunumuzda infaz erteleme, çocuğu olan kadınlar açısından düzenlenmiş ama çok uygulanabilir değil. Çünkü çok istisna getirilmiş. Örneğin ‘terör suçları yararlanamaz’ diyor. Bir ayrım yapılması tek başına eşitlik ilkesine aykırılık taşımakla beraber kadınlar ve çocukların daha fazla pozitif ayrımcılığa tabi tutulması gerekiyor. Ama bizim hem infaz hukukumuz hem de ceza hukukumuz bu noktada pozitif ayrımcılık değil, uygulamayla beraber daha da negatif bir duruma sokuyor” diye konuştu. Avrupa Konseyi’nin 2020 yılına ait raporda da cezaevinde annesiyle birlikte kalan çocuk sayısı bakımından Türkiye, 803 çocukla başı çekmişti.

TÜİK verilerine göre Türkiye’de çocuk tutuklu ve hükümlü sayısının da çok yüksek olduğunu vurgulayan Selanik, “Bu kabul edilebilir bir durum değil. Yani bir çocuğun cezaevine girmesi kadar sorunlu bir durum yok. Bu çocukların topluma başka tedbirlerle kazandırılması gerekiyor. Ama ne yazık ki biz cezalandırma ve tutuklama tedbirine başvuran bir devletiz. Çocuklar için de ne yazık ki (cezaevi koşulları) çok kötü. Onlar da aynı şekilde çok kalabalık yerlerde kalıyor. İzmir'de bir tane çocuk cezaevi var. Bütün İzmir'de bir tane olduğunu düşünürseniz, ne kadar kalabalık olduğunu aslında tahayyül edebilirsiniz. Çok fazla sayıda çocuk, çok steril olmayan alanlarda yaşamak zorunda kalıyor. Akran zorbalıkları doğal olarak yaşanıyor. Çocukların kendi yaş kategorilerine göre barındırılması gerekir ama bizim bildiğimiz kadarıyla çocuk olan herkesi bir koğuşa atıyorlar” ifadelerini kullandı. 2010 yılından sonra cezaevi koşullarının izlenmesinin ve raporlanmasının zorlaştığını belirten Selanik, sivil toplum kuruluşlarının bu amaçla cezaevlerine sokulmadığını da söyledi.

“Siyasi mahpus olarak tanımladığımız mahpuslarla ilgili hiçbir ayrıntılı bilgi yok”

TÜİK verilerinde cezaevine giren kişilerin işlediği suçların türlerine de yer verildi. Ceza infaz kurumlarına giren hükümlülerden yüzde 15,7'si yaralama, yüzde 15,2'si hırsızlık, yüzde 5,9'u trafik suçları, yüzde 5,3'ü İcra İflas Kanunu'na muhalefet ve yüzde 4,7'si uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçunu işledi. Suç türleri arasında Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki hükümlü ve tutukların sayısının paylaşılmamasını eleştiren Korkut, “Bizim siyasi mahpus olarak tanımladığımız mahpuslarla ilgili hiçbir ayrıntılı bilgi yok. Normalde istatiksel olarak, ‘diğer’ dediğimiz şey, çok küçük rakamları bir araya getirip koyduğumuz yerdir. Ama TÜİK verilerine baktığımızda, ‘diğer’ sayısının birçok suç tipinden daha yüksek olduğunu görüyoruz ve aslında siyasi mahpus sayısının bilinçli olarak verilmemesi için 'diğer' içerisine konulduğunu varsayıyoruz. Bu konuda varsayıyoruz çünkü elimizde bütün başvurulara rağmen somut veriler yok” dedi. Cezaevine giren hükümlülerden yüzde 16,85’i (43 bin 554 kişi) TÜİK verilerinde ‘diğer suçlar’ kapsamında tutuldu.

Avukat Selanik ise ceza infaz kurumu istatistiklerinde tutuklu-hükümlü sayısının çarpıtıldığını öne sürdü. VOA Türkçe’ye konuşan Selanik, “Verilerde yüzde 15 oranında bir tutukluluktan bahsediliyor ama bir kişi hükmen tutuklu mu değil mi, ayırmamışlar. Hükmen tutuklular, hukuken tutuklu olarak geçmiyorlar. Bu istatistiklere de yansımıyor. 'Biz tutuklu yargılama yapmıyoruz' diyorlar ama bu gerçeği pek yansıtmıyor. Hükmen tutukluluk, bir garabet olarak durmaktadır bizim hukukumuzda. Herhangi bir mevzuat düzenlemesi yoktur, kanun düzenlemesi olmayan bir prosedürdür. Bu insanlar, uzun tutukluluktan da serbest kalamazlar. Hükümet de bunu, tutuklu sayısı olarak kabul etmiyor” sözlerini kullandı.

“65 yaş üstü mahpus sayısı 2021 yılında ikiye katlandı”

Ceza infaz kurumu nüfusunda LGBTİ+ bireylerin sayısının paylaşılmamasını eleştiren Korkut ise LGBTİ+ mahpusların yok sayılarak verilere yansıtılmadığını vurguladı. VOA Türkçe’ye konuşan Korkut, TÜİK verilerinde şunların göze çarptığını da sözlerine ekledi: “65 yaş üzeri nüfusta ciddi bir artış var. 2016'dan bu yana düzenli olarak sayıları artıyor. Mesela 2016'da 2 bin 537 olan 65 yaş üstü mahpus sayısı, 2021'de ikiye katlanıp 4 bin 931 olmuş. Yabancı mahpuslara baktığımız zamansa, göçmenlerin suça çok fazla karıştıkları ve hapishaneleri doldurdukları yönündeki toplumdaki algı da yanlış çıkıyor. 2016 yılından bu yana yabancı mahpus sayısında çok ciddi bir artış göremiyoruz.”