İngiltere ‘IŞİD Gelini’ne Açtığı Yasal Savaşı Kazanacak mı?

İngiliz hükümetinin Suriye'nin kuzeydoğusundaki bir mülteci kampında tutulan İngiltere doğumlu ”IŞİD gelini”ni vatandaşlıktan çıkarma girişimi bazı uzmanlara göre mahkemede reddedilebilir

İngiltere ‘IŞİD Gelini’ne Açtığı Yasal Savaşı Kazanacak mı?

Bazı hukuk uzmanlarına göre İngiliz hükümetinin Suriye'nin kuzeydoğusundaki bir mülteci kampında tutulan İngiltere doğumlu ”IŞİD gelini”ni vatandaşlıktan çıkarma girişimi, temyiz mahkemesinde reddedilebilir.

Eski İngiliz savcı Nazir Afsal, VOA’ya yaptığı açıklamada, üst mahkemeden İngiliz hükümetinin girişiminin hukuksuz olduğu yönünde karar çıkması olasılığının yüksek olduğunu söyledi.

Eski savcı Afzal, 19 yaşındaki Şamima Begüm'ün İngiltere'ye geri getirilmesi ve köktendinci ideolojiden uzaklaştırılacağı bir programa yerleştirilmesi gerektiğini söylüyor. Afsal, ”Bireyleri köktendinci ideolojiden uzaklaştırmaya yönelik olağanüstü deneyimlerimiz var. Radikalleşen bir insanın serüveniyle ilgili başka kimsenin deneyimlemediği bilgilere sahip olan bu kişiler, daha sonra başkalarının da radikalleşme yoluna girmesini önlüyor. Bu da vatandaşlarımızı koruyor,” diyor.

Suriye'nin kuzeydoğusunda Kürt kontrolündeki bir kampta bulunan Begüm, IŞİD'e 15 yaşındayken 2015 yılında katılmış. Begüm, kendisi gibi Londra'nın doğusunda yaşayan iki okul arkadaşıyla beraber İngiltere'den IŞİD'e katılmak amacıyla kaçmış. Birlikte kaçtığı kız arkadaşlarından biri 2016'da düzenlenen bir hava saldırısında öldürülmüş. Diğer arkadaşı Amira Abase ise halen IŞİD kontrolündeki bölgede bulunuyor. 145'i kadın, 50'si 18 yaş altı toplam en az 950 İngiliz vatandaşının IŞİD'e katıldığı sanılıyor.

Kürt güçlerin tuttuğu 900'den fazla yabancı cihatçı ve 3 bin 200'den fazla IŞİD gelini ve çocuklarının arasında Amerikan vatandaşlığı hakkı olmadığı gerekçesiyle geri dönmesine izin verilmeyen Amerika doğumlu Hoda Muthana da bulunuyor. Amerika Dışişleri Bakanlığı'na göre Yemen vatandaşı babası, Muthani doğduğu zaman diplomatik statüyle Amerika'da bulunuyordu. Ancak Muthani'nin ailesi, Dışişleri Bakanlığı'nın bu iddiasını reddediyor.

Yabancı IŞİD militanlarına, özellikle de örgüte katıldıklarında henüz buluğ çağında olan IŞİD gelinlerine ne olacağı sorusu, hızla uluslararası bir krize dönüşüyor. IŞİD gelinlerinin Suriye'de kaldıkları takdirde toplu halde bir güvenlik riskine dönüşecekleri kaygısı giderek artıyor. Ancak bu kadınların memleketlerine geri dönmesine izin verilmesi durumunda bu sefer bireysel güvenlik riski haline gelecekleri korkusu da çok yaygın.

Kürtler ise ellerindeki yabancı IŞİD militanlarını daha uzun süre tutamayacakları uyarısında bulunuyor.

Trump yönetimi ise bir yıldan uzun süredir Avrupa ülkelerini sağ kalan IŞİD militanı vatandaşlarını geri almaya ve kendi ülkelerinde yargılamaya çağırıyor. Trump yönetimine göre bu militanların memleketlerine dönmemeleri durumunda Suriye'nin kuzeydoğusundaki mülteci kampları ve gözaltı merkezlerinden kaçma ve başıboş kaldıkları takdirde daha ciddi bir güvenlik tehdidi haline gelme riski daha yüksek. Başkan Trump kısa süre önce Avrupa ülkelerini kaçak vatandaşlarının kontrolünü ele almaya çağırdı ve aksi takdirde diğer seçeneğin Kürtler'in bu militanları salıvermesi olduğunu kaydetti.

Avrupalılar ise IŞİD militanı vatandaşlarını ve bu militanların eşlerini çok ciddi birer tehdit olarak görüyor. Batılı istihbarat yetkilileri, kendi toprakları içindeki on binlerce cihatçı şüpheliyi gözetim altında tutmaya çalıştıklarını ve bu nedenle kaynaklarının zorlandığını söylüyor. Avrupa hükümetleri ayrıca mahkumiyet kararı çıkarmak için yeterince kanıt toplayamayacakları gerekçesiyle militan vatandaşlarına karşı dava açmanın zor olacağını kaydediyor.

İngiltere'de yapılan anketler, kamuoyunun büyük çoğunluğunun IŞİD mensuplarının ülkeye geri dönmesini istemediğini ortaya koyuyor. İçişleri Bakanı Sacit Cavit, Şamima Begüm'ün İngiltere'ye geri dönebileceği olasılığının yarattığı infial karşısında Begüm'ün vatandaşlıktan çıkarılacağını açıkladı. Bakan Cavit, Begüm'ün anne ve babasının Bangladeş doğumlu olduklarını, bu nedenle çifte vatandaş sayılacağını ve Bangladeş pasaportu başvurusu yapabileceğini söyledi. Uluslararası hukuka göre bir ülkenin vatandaşlık iptaliyle kişileri devletsiz konuma düşürmesi, yasalara aykırı.

Öte yandan Bangladeş hükümeti de Pazar günü bir oğlan çocuğu dünyaya getiren Begüm'ün doğum yoluyla İngiliz vatandaşı olduğunu, Bangladeş'e hiçbir zaman çifte vatandaşlık başvurusu yapmadığını, bu nedenle de Bangladeş vatandaşı olmadığını açıkladı. Bangladeş Dışişleri Bakanı Şahriar Alam, Begüm'ün Bangladeş'e giriş yapmasına izin vermenin söz konusu olmadığını kaydetti.

Eski İngiliz savcı Afzal, İngiliz hükümetinin Begüm'ün vatandaşlığını iptal etmeden önce yeterince durum değerlendirmesi yapmadığını, bu nedenle kararın büyük olasılıkla iptal edileceğini söylüyor. Begüm'ün ailesi ise temyize gidecekleri açıklamasında bulunmuştu. Afsal, ”Bangladeş hükümeti, Begüm'ün Bangladeş vatandaşı olmadığını açıkladı. Vatandaşlık iptalinden önce tek bir telefon görüşmesiyle Bangladeş'in bu konudaki tutumunun ne olduğu öğrenilebilirdi. Bu nedenle İngiltere'nin kararının hukuksuz olduğu anlaşılıyor,” diyor.

İngiltere'deki Emniyet Mensupları Birliği'nin eski başkanı olan Afzal, namus cinayetleri, zoraki evlilikler, çocuklara yönelik cinsel istismar ve İngiltere'nin kuzeybatısındaki Müslüman çetelerle ilgili zor davalarda savcılık yaparak tüm kamuoyunun dikkatini üzerinde toplamış, deneyimli bir hukukçu.

Afzal, ”Begüm bir İngiliz. Burada doğmuş, burada okula gitmiş, burada radikalleşmiş. Bu nedenle de bizim sorunumuz haline gelmiş,” şeklinde konuşuyor. Begüm'ün yasaklanmış bir terör örgütüne üye olmak suçundan yargılanması gerektiğini kaydeden Afzal, soruşturmadan sonra genç kadının başka suçlar işlediğinin ortaya çıkabileceğini, bu nedenle adaletle İngiltere'de yüzleşmesi gerektiğini savunuyor.

Ancak Afzal'a göre uzun vadede bireyleri radikal ideolojiden uzaklaştırmaya yönelik programlar çok daha etkili. Eski savcı, gençlerin IŞİD tarafından cezbedilmesini cinsel taciz vakalarına benzetiyor ve tıpkı organize suça teşvik etmek ya da cinsel istismarda bulunmak gibi köktendinciliğin özünde de savunmasız insanları manipüle etmenin yattığını söylüyor.

Öte yandan Afzal'ın sözünü ettiği programların etkili olup-olmadığı konusunda da çok ciddi tartışmalar yaşanıyor. Programlar, kişinin fikir ve tavırlarını sadece ideoloji hedef alınarak değil, aynı zamanda kişiyi radikalleşmeye yönlendiren kişisel meselelerle yüzleşmeye zorlayarak uygulanıyor. Avrupa'daki farklı örneklere bakıldığında sonuçların da farklı olduğu gözlemleniyor.

Uzmanlar, radikalleşmeden uzaklaştırmanın bir bilim olmadığını, bir kişi üzerinde işe yarayan tekniklerin bir başkası üzerinde hiçbir etkisi olmayabileceğini kaydediyor. Her kişiye farklı ve özel yaklaşımlar geliştirilmesi gerekiyor. Uzmanlara göre bu süreç hem zaman alıcı hem de maliyetli.

Uygulamaların başarı garantisiyse yok. Örneğin Londra'da 2017'de bir trende bombalı saldırı düzenleyen ve 51 kişinin yaralanmasına yol açan Ahmed Hassan, aylar boyunca benzer bir programa katılmıştı.

Ancak uygulamaların birçok başarılı örneği de var. 2002'de radikalleşen ve Afganistan'da El Kaide terör örgütüne katılan Hanif Kadir, çocukların intihar bombacısı olarak kullanılması karşısında örgütten kopma kararı almıştı. Radikalleşme karşıtı programlarda aktif rol üstlenen Hanif Kadir, Begüm'ün rehabilitasyon programları için uygun bir aday olacağı görüşünde.

Bu görüşü Begüm'le görüşen “Times” gazetesi muhabiri Anthony Loyd da paylaşıyor. Begüm'ün söyleşide IŞİD'e katılmaktan pişmanlık duymadığı şeklindeki kışkırtıcı açıklamaları, IŞİD militanlarının kafa kesme eylemlerini savunması, kamuoyunda infial yaratmıştı.

Ancak Loyd, gazetesinde yazdığı makalesinde, IŞİD militanlarından uzak bir ortamda yaptığı özel görüşmede Begüm'ün örgütün acımazsızlığı hakkında öfke dolu ifadeler kullandığını yazıyor. Loyd, makalesinde, ”örgütün zihinsel baskılarının dışında bağımsız görüşlü genç bir kadın var. Doğru yardımı aldığında radikalleşmiş zihninin sınırlarına çıkabilir,” diyor.