Kibele'nin Kızları,Berlin'de Seyircisi İle Buluşuyor.

Arda Eşberk yönetiminde ,koreografi Sinem Özyavuz,Halime Karademirli’nin müdüreliğini yaptığı ve kurucularından olduğu Berlin Türk Musikisi Konservatuvarı’nda (BTMK) çalışmalarını sürdüren ‘Kibele’nin Kızları’ Basın toplantısı sonrasında metalink.tv 'ya eser hakkında bilgi verdiler

Kibele'nin Kızları Seyircisi İle Tekrar Buluşuyor.

Arda Eşberk yönetiminde,koreografi Sinem,Halime Karademirli’nin müdüreliğini yaptığı ve kurucularından olduğu Berlin Türk Musikisi Konservatuvarı’nda (BTMK) çalışmalarını sürdüren ‘Kibele’nin Kızları’ Basın toplantısı sonrasında metalink.tv 'ye açıklamalarda bulunuldu..

İçinizdeki kahramanı uyandırmaya hazır mısınız?

Kibele’nin Kızları 2 yıl aradan sonra sahnelere dönüyor. “Arda Eşberk’in Kahraman Kadınları, 20 Mart’ta Reinickendorf‘taki Ernst-Reuter-Saal'de. ‘Rol Arkadaşım Olur musun‘´ adlı kitabın yazarı Arda Eşberk’in, ‘Asi Kızlara Uykudan Önce Hikayeler‘ adlı dünyada bu güne kadar gelmiş geçmiş ve iz bırakan 100 kadının hikayesinin anlatıldığı kitaptan yararlanarak yazıp yönettiği `Kibele’nin Kızları´ adlı oyunda, Berlinli 9 kadın bu ünlü karakteri canlandırıyor. Oyunun koreografisi @sinemozyavuz ve dansları @bemfolkdance ekibi tarafından sahneye konacak.

  • Projenin ismi nedir?

 Ana Tanrıça Kibele’nin mitosundan hareketle, farklı kültür ve coğrafyalardan gelerek dünyada iz bırakmışJeanne D’arc (Fransa),  Frida Kahlo (Meksika), Coco Chanel (Fransa), Ruth Bader Gingsburg (Amerika), Rita Levi Montalcini(İtalya), Maya Angelou (Amerika), Walentina Wladimirowna Tereschkowa (Rusya) ve Kara Fatma(Türkiye) gibi  kadın kahramanların hayatlarından esinlenerek yazılan tiyatro oyununun adı “Kibele’nin Kızları” dır.

  • Bu projeye neden ihtiyaç var?

            Dünyamız hızla değişmekte ve gelişmekte. Bizlerde bu değişime ayak uydurmakta zorlanmaktayız.  Küresel çapta yaşanan salgınlar, ilkim değişimi, yerel ve bölgesel savaşlar, göçler, ekonomik çöküş ve gıdakrizi geriye dönülmez bir dönüşüm sürecinin eşiğinde olduğumuzu bize hatırlatmaktadır.

            Yaşanmakta olan tüm bu olumsuz gelişmeler, tüm dünyada olduğu gibi Avrupa kıtasında ve Almanya’da da etkisini tüm şiddetiyle göstermektedir. Bu problemlerden kaynaklanan büyük göç dalgalarının hedefi de yine yaşadığımız coğrafya olmaktadır. Göçlerden kaynaklanan psikolojik, sosyal, ekonomik, politik zorluklar ülkeleri temelinden sarsmaktadır. Bu göç eden insanların ve göç alan ülkelerin halklarının acı bedeller ödemesine neden olmaktadır.

            Bireysel düzeyde tüm bu yaşananlarınaile ve iş hayatımız, sosyal, psikolojik ve kültürel var oluşumuz üzerinde yarattığı baskılar nedeniyle bir çıkış yolu aramaktayız. Birçoğumuz bu çözümü dışarıda ararken, bir kısmımız da neyi aramamız gerektiği bilgisinden yoksun yaşamın yükü altında gerek bedensel gerekse psikolojik sağlığımızdan ödünler vermekteyiz. “Kibele’nin Kızları” oyunu modern çağda yolunu kaybetmiş olan insanlara bakmaları gereken yerin kendi içleri olduğunu ve zorluklarla mücadele ederken gerekli kaynaklara sahip olduklarını hatırlatmayı hedeflemektedir.Çünkü kendi içinde sorunlar yaşayan ve kendi iç dünyasını düzenleyemeyen bir bireyin toplumla bütünleşip topluma barış getirmesi söz konusu olamaz. İçte barış sağlanmadan dışarıda maalesef barış tahsis edilemez.

            Ne istediğinin farkında olmak, bu isteğine giden yol da gerekli adımları atmak,  içeride ve dışarıda karşılaştığın engellerle nasıl mücadele edeceğini bilmek, engellerle mücadele ederken bir stratejiye sahip olmak modern insanın en büyük ihtiyaçlarındandır. Yolunu kaybetmiş olan bir yolcu nasıl artık yolunu bulmak için navigasyona ihtiyaç duyuyorsa, “Kibele’nin Kızları” oyunu da arayan kişiye problemlerininçözümünde bir navigasyon misali yol gösterici olma misyonu taşımaktadır.

Tüm bunların yanında son dönemde toplumun bütününde kadının rolünün yadsındığı ve kadına yönelik şiddetin arttığı gözlemlenmektedir. Yetiştirilme biçimi ve toplumun kadın bakış açısı nedeniyle kadınlardaki  özgüven ve özsaygı eksikliği kadının aile ve iş hayatını, toplumsal rolünü olumsuz etkilemektedir. İş dünyasında kadınların erkeklerden daha düşük maaşlar almaları, yönetim kadrolarında erkeklere kıyasla kadın sayısının düşük olması modern hayatta eşitsizliğin hala devam ettiğini göstermektedir.

            Yaşamda her şey bir denge üzerine kuruludur. Günümüzde kadın ve erkek arasındaki dengesizlik toplumun bütününde kendini psikolojik, sosyal, toplumsal sorunlar olarak ifade etmektedir. Hal bu ki dünya tarihine baktığımızda toplumun ileriye taşınması, yeniden inşa edilmesi sürecinde  kadınların çok önemli rolleri olmuştur. Fakat zaman içinde bu roller unutulmuş ve kadının rolü göz ardı edilmiştir.M.Ö 10.000’li yıllarda Ana Tanrıça’yı merkez alan bir inanç sistemi hâkim iken zamanla erkek egemen din anlayışının hakim olması ile birlikte tanrıça tahtını terk etmek zorunda kalmıştır. Tanrıça yani “Dişi Güç”ün yerinden edilmesi ile toplumun bütüne yansıyan sosyal, psikolojik ve politik dengesizlikler ortaya çıkmıştır. Günümüzde bu değişimin sonuçlarını maalesef olumsuz bir şekilde yaşamaktayız. Doğuran, besleyen, toprak ana unutulmuş, çevre kirliliği, sosyal rollerin bozulması ve insanın doğadan kopuşunun olumsuz etkileri tüm dünyayı sarsmıştır. Kadın tanrıçaya özgü savaşçı niteliklerinden soyutlanıp zayıf bir meta haline getirilmiştir.


Arşiv

Wonder Woman karakterinin yaratıcısı Psikolog William Moulton Marston“Bizlerin yarattığı; güç, kuvvet ve beceriden yoksun kadınsı, feminen model yüzünden artık kızlar bile kız olmak istemiyor. Artık iyi kadınların olması gerektiği gibi narin, kibar, barışçıl olmak istemiyorlardı. Kadının kendine özgü kaliteli bu özellikleri bile zayıflıkları olarak hor görülür oldu.” demiştir.Kadına özgü dayanıklılık, cesaret, savaşçılık, liderlik, özgüven gibi nitelikler erkeksi nitelikler olarak adlandırılmış, bir kadının bu niteliklere sahip olabilmesi için dişiliğini yadsıyıp bir erkeğe benzemesi gerektiği anlayışı hâkim olmuştur.

 

            Aynı zamanda bir yılı aşkın süredir yaşanan pandemi ve onun topluma yüklemiş olduğu stres okulların, işyerlerinin kapanması ve ailelerin uzun süre bir arada kalmasını zorunlu kılmıştır. Aynı çatı altında çocukların, anne ve babaların bir arada kalmasının, evin iş yerine okula dönüşmesinin getirdiği stres şiddetin artmasına neden olmuştur. Evdeki iş yükü yine kadına yüklenirken, kadına yönelik psikolojik, fiziksel, duygusal, cinsel şiddet  vakalarında gözle görünür bir artış olmuştur.

 

            Korona sonrası ihtiyacımız olan içsel/dışsal barış, açık diyalog ve hoşgörüyü yeniden inşa etmek için kültür ve sanata, özellikle de tiyatronun başka yaşamlara empati kurmayı sağlayan, birleştirici rolüne ihtiyaç duymaktayız.Artık başta kadınlar olmak üzere, toplumun tüm bireylerinin hedeflerine ulaşmak ve karşılaştıkları içsel ve dışsal engelleri aşmak için içlerindeki kahramanı uyandırmaları gerekmektedir. Bu ihtiyaçların karşılanması ve bu alanda farkındalık yaratmak için “Kibele’nin Kızları” adlı oyunumuz bu ihtiyaca sanatla bir cevap verme amacıyla ortaya konmuştur.

Sunum  devamı için  word dosyasını acınız.

Görüntü: metalink.tv

Video görüntülerinin tüm hakları metelink.tv 'ya aittir.

Files