Latin Amerika’da Haftada 3 Çevreci Öldürülüyor

Doğal kaynaklarla bağlantılı çatışmaları, yolsuzluğu ve buna bağlantılı olarak insan hakları ihlallerini araştıran Global Witness'in raporuna göre 2021'de Latin Amerika'da aralarında yerliler ve çevre örgütleri üyelerinin de bulunduğu 150’den fazla çevre savunucusu öldürüldü

Latin Amerika’da Haftada 3 Çevreci Öldürülüyor

Doğal kaynaklarla bağlantılı çatışmaları, yolsuzluğu ve buna bağlantılı olarak insan hakları ihlallerini araştıran Global Witness'in raporuna göre 2021 yılında Latin Amerika'da aralarında yaşam alanlarını savunan yerliler ve çevre örgütleri üyelerinin de bulunduğu 150’den fazla çevre savunucusu öldürüldü.

Son 10 yılda doğal yaşam alanlarının ekolojik yıkımına karşı mücadele eden 1200’e yakın kişinin öldürüldüğü Latin Amerika, çevreciler ve yaşam alanlarını savunan yerli halklar için dünyanın en tehlikeli bölgesi konumunda.

Yirmi milyon kilometre kareye yakın yüzölçümüyle zengin yer altı ve yer üstü kaynaklarına sahip Latin Amerika’da ağaç kesimi, tarım ve madencilik gibi yasal ya da yasadışı faaliyetlere karşı doğal yaşam alanlarını savunduklarından dolayı haftada yaklaşık üç kişi öldürülüyor.

Rapora göre organize şiddet, rüşvet, yargı sisteminde yaşanan aksaklıklar, otorite boşluğu ve yetersiz çevre politikaları gibi sorunların yaşandığı Meksika, Kolombiya ve Brezilya’da doğanın tahribatına karşı çıktığı için öldürülenlerin sayısı, dünyadaki toplam çevreci cinayetlerinin yarısından daha fazlasına denk geliyor.

Rapora göre geçen yıl yarısı yerli halklar olmak üzere toplamda 54 kişinin öldürüldüğü Meksika, en çok çevreci cinayetinin işlendiği ülke olmasıyla dikkat çekiyor.

“Doğal kaynaklar azaldıkça çevrecilere yönelik şiddet artıyor”

VOA Türkçe’ye konuşan Greenpeace Meksika Direktörü Gustavo Ampugnani, çevreci cinayetlerinin bölgede bu kadar yüksek olmasının en önemli nedeninin suçluların cezalandırılamaması olduğunu, örneğin Meksika’da işlenen cinayetlerin yüzde 95’inin faili meçhul olduğunu söylüyor.

Greenpeace yetkilisi “Latin Amerika’da birçok ülke ekonomik kalkınma için doğal kaynakların sınırsız bir şekilde kullanılabileceğini düşünürken; doğal alanlarda yaşayan yerlilerse kendi yaşam alanlarında yapılmak istenen (ağaç kesimi, tarım ve madencilik gibi) faaliyetlere karşı çıkıyor. Çatışmanın temel nedeni de bu” diyor.

Dünyada doğal kaynaklar azaldıkça doğal yaşam alanlarını savunan kişi ve gruplara yönelik şiddetin arttığına dikkat çeken direktör, cinayet mahallerinin çoğu zaman şehre uzak, iletişim ve ulaşım sorunları yaşanan ve devlet otoritesinin zafiyet gösterdiği küçük yerleşim birimlerinde olmasının saldırıların daha da pervasızlaşmasına yol açtığını söylüyor.

Cinayet vakalarının olası faillerinin çoğu zaman bölgede faaliyet gösteren yasadışı çetelerle doğrudan ya da dolaylı olarak ilişkili olduklarını belirten Ampugnani, “Şiddetin dozu arttıkça ekolojik yıkıma karşı biyoçeşitliliği, doğayı ve yaşam alanlarını savunan kişiler daha savunmasız hale geliyor” diyor.

Rapor, hükümetleri çevre savunucularının yaşamlarını güvence altına almaya, şirketlerin yasal hesap verebilirliğini teşvik etmeye ve çevreci cinayetlerini aydınlatmaya çağırıyor.