Okurken Gezen, Gezerken Okuyan Bilirmiş Bilmediğini!

Mustafa Sefa Güvenir, Araştırma - İnceleme, Edebiyat, Tarih kategorilerinde eserlerin yazarı sorularımıza cevap verdi.

Okurken Gezen, Gezerken Okuyan Bilirmiş Bilmediğini!
Mustafa Sefa Güvenir-Yazar
Okurken Gezen, Gezerken Okuyan Bilirmiş Bilmediğini!
Okurken Gezen, Gezerken Okuyan Bilirmiş Bilmediğini!

Dilek Öksüz- Mustafa Sefa Güvenir'i kendisinden dinlemek isteriz.Yazmaya nasıl başladınız ?

Nisan ayında, babamın görevi dolayısı ile bulundukları Sivas Merkezde doğmuşum 1973 yılında. Ancak yine babamın tayini dolayısı ile şu anda da yaşamış olduğum İstanbul/Erenköy'e göç etmişiz. İlk, Orta ve Lise Yıllarımı Kadıköyde tamamladıktan sonra, lisans öğrenimimi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık üstüne tamamladım. Hayatımın yarısından çoğu çalışmakla geçti, hala da öyle ama kesinlikle çoğu zaman seyahatli işlerle.

Bu sanırım o zamanlar çok gezenlerin çok bildiğine inandığım içindir. Ancak belli bir süre gezindikten sonra anladım ki okurken gezen, gezerken okuyan bilirmiş bilmediğini!

İki oğlum var Allah bağışlarsa, ikinci çocukluğumu, ergenliğimi bana yaşatan. Kendime dair öyle yazacak çok şey yok, vatanımı severim, milletimi aşkı muhabbet ile severim, iyi ki bu milletin bir ferdi, evladıyım, bu millete aptal, saptal diyen ne kadar tip gelmişse, geçmişse hepsinden de ayrı ayrı tiksinirim.

Tiyatro, Kamera önü oyunculuğunun kıyısında gezerim, madden geçinmek için değil, yani doyumluk değil, tadımlık dozda. Sahne Adamı deniyor benim gibilere şu sıra ama ben bunu da pek sevmiyorum. Doyumluk iş benim için reklam senaristliği, piyasadaki firmaların reklamlarını yazmak, yapımcılığını üstlenmek, anahtar teslimi fikirlerimi müşterilerime teslim etmek.

Yaptığım en volümlü Toplu Konut İdaresinin işiydi. Yazarlık benim ilk göz ağrım, olmazsa olmazım. Bizim nesil iyi bilir, biz çok dayak yedik; evde, okulda, askerde... Özellikle ağzı iyi laf yapan bir kesim vardı bizim jenerasyonda, hele bir hakkınızı savunun, karşınızdaki sizi kelimelerle alt edemezsin, hemen dayakla susturulduk, büyüdükçe tokatların yerini yumruklar, hatta joplar almaya başlar. Madem toplum susmayı dayatıyor, biz de kalemi alırız elimize dedik ve okuma yazma bilmediğim dönemlerde çizerek, sonraları yazarak kalemi aldık elimize, kalemin kendisi olduğumuzu fark etmeden ömrün belki de çoğunu yedik.
Sol tandanslı bir edebiyat öğretmenim vardı, bana susmam gereken zamanlarda susmak zorunda olmadığımı, kalemimle konuşa bileceğimi söylemişti, hayatımın en mühim keşfi bu mudur, budur!

O zamanların solcuları şimdikiler gibi değil, solun hakkını veren gerçek aydınlardı, beni sağcılığa yönlendirenler de onlar olmuştur zaten. Yazmak başkaları için nasıl bir eylemdi bilmem ama benim için konuşmanın öteki tarafıydı, daha etkili, paylaşılabilir, kalıcı... Kaleme aşıkken, aşık olduğuna dönüşüyorsun, o yüzden düşünebilme yetisine sahip kaleme insanlar yazar diyorlar da bunun ne kadar farkındalar insanlar ve hatta meslektaşlarım bilmiyorum. 

Dilek Öksüz-İlk eseriniz yayınlanınca neler hissettiniz ?    

Eserim yayınlandığında ilk defa baba olduğumda hissettiklerime yakın duygulardı diyerek başlasam abartmış olmam. Onu elinize almak, ilk evvela koklamak ve ardından sayfa sayfa okşamak bedeninizdeki bütün tüyleri ayağa kaldırıyor. Hele bir de ağlayarak yazdıklarınızı ağlayarak okuduklarını söyleyince okurlar, bir daha gözleriniz doluyor. Anlıyorsunuz ki kalemin yakıtı gözyaşlarıyla beslenmiş ise tükecisi de gözyaşları ile okuyor, gönülden gönüllere köprüler kuruluyor, umarım yazarların yazdıklarını anlarken insanlar, yazarları da okuyabildikleri bir evren yaparlar bu dünyayı (Bu cümleyi anlamayanlar olacaktır, umarım en azından bunu başarırlar). Okumazlar ülkesinde yazar olmak, müslüman mahallesinde salyangoz satmak gibi bir şey bizim ülkemizde, eğer buna rağmen yazıyorsanız, yazmak sizin için bir eylem değil, aşktır diyorum son cümlemde. 


Dilek Öksüz-Son nefesde doğmak adlı eserinizin çıkış hikayesi nedir?

Son Nefeste Doğmak Romanı bir kitap değil de eser olsun diye ciddi çaba sarf ettim, yılın en iyi romanı ödülü alması buna cevap değildi elbet, asıl cevap okunabilirliği, okunma oranı (Satılma Değil). Roman binlerce satıldı, bu aralar 6. Baskıya gidiyor ancak insanlardan, özellikle gençlerden olumlu dönüşler almak zahiri alemde haz veriyor ama mana alemine götürebileceğim bir zenginlikten dolayı. Çünkü herkes hatta her şey bu dünyaya bir amaçla gönderilmiş, kendi amacını bulamayan insandan daha tehlikeli bir tür değil dünya, kainatta yoktur kanaatindeyim, bizi kalem olarak yaratan Allah'a bir borcumu daha ödemek gayemiz en temeli, gerisi angarya fikirlerden teşekkül eden angarya egolar vesselam. Bundan dolayı Çanakkale'yi anlattım bu kitapta, topluma geçmişi, dahası Çanakkale Ruhunu anımsatmak demek benim için hem dedelerime hem torunlarıma hem de en önemlisi Allaha olan bir borçtu, kalemimden geldiğince ödemeye çalıştım, hepsi bu... 


Dilek Öksüz -İlham aldığınız yazarlar  beslendiğiniz idolü nüz veya eserler varmı ?

Günümüzde ilham aldığım kimse yok, ben nostaljik bir adamın sanırım, köklerinden beslenerek emzirmeye çalışıyorum günümüz insanlarını. Atilla İlhan, Cemil Meriç, Samiha Ayverdi, Necip Fazıl, Said Nursi, Nuri Pakdil, Aziz Nesin, Lütfi Filiz, günümüz yazarlarından Mustafa Merter ve İskender Pala. Kalemi sivri değil ama keskin adamları sevdim sanırım hep. Müellif Müceddidler de var ama onlar bende kalsın. 


Dilek Öksüz-Son yazdığınız kitapınızdan bahseder misiniz okuyucularınız nasıl bir serüvende olucak ?

Son yazdığım romanda ana karakter olarak kendimi seçtim, kısmen gerçek bir hikaye, bir deli ile aramızda gerçekleşen tarihi isimlerle mektuplaşma ile gelişen süreçleri, yine psikolojik gerilim diliyle anlatıyorum. Deli Fitnesi olacak ismi galiba ama editörlerim ve yayıncımla bunu istişare edeceğiz. Ancak insanlık tarihinde gerçekleşmiş fitneleri kaleme alıyorum, dünü, bugünüyle... 


Dilek Öksüz-Yazım aşaması bitince kendinizi nasıl dinlendiriyorsunuz? 

Buna en kısa ve net cevap şu olur: Kitabı anlatmak, çok daha fazla insana ulaşmasını sağlamak en iyi dinlendirici. Ameliyattan çıkan bir hasta gibi iyileşme sürecini atlatmak gerekir. Çünkü yazma hastalığının tek operasyonel tedavisi ameliyat, o da kitap haline getirildiğinde gerçekleşiyor, sonrasında kitabı beslemek, büyütmek, okurla buluşturmak sizi dinlendiriyor, zira insanı verdiği emek yormaz, alamadığı karşılık yorar. 

Files