Ukrayna Savaşı "Fransız-Alman Liderliğini" Sarsıyor

ABD ve Avrupa'daki eski Doğu Bloku ve Baltık ülkelerinin savaşta Ukrayna'nın yanında aldığı güçlü tutum, Avrupa'da Fransa-Almanya ikilisinin gücünü kırılgan hale getirdi

Ukrayna Savaşı "Fransız-Alman Liderliğini" Sarsıyor

Avrupa topraklarında deprem yaratan ve jeopolitik kartların yeniden dağıtılmasına yol açan Ukrayna Savaşı, Avrupa Birliği'nin "motoru, çimentosu, iki domino ülkesi" Fransa ve Almanya'nın, Birlik içindeki güç ve otoritesini zora soktu. Batılı ülkelerde, Ukrayna'ya Rusya karşısında savaşı kazanabilmesi için silah ve finansal desteğe devam edilmesi görüşünü savunan Polonya, Finlandiya, Litvanya gibi Doğu Avrupa ile Baltık ülkeleri gücünü göstermeye başladı. Buna karşılık Almanya, Fransa ve İtalya ise "mutlaka diyalog kanallarının da açık tutulması" yönündeki diplomatik çabaları yoğunlaştırdı.

Ukrayna'daki savaş, AB içinde ve AB'nin komşularıyla ilişkilerini yeniden belirlerken, Avrupa Birliği içindeki güç dengelerini de değiştiriyor. ABD ve Avrupa'daki eski Doğu Bloku ve Baltık ülkelerinin savaşta Ukrayna'nın yanında aldığı güçlü tutum, Brüksel'de, Fransa-Almanya ikilisinin gücünü kırılgan hale getirdi.

Üstelik Paris ve Berlin'in, "Rusya ile de kapıların kapatılmaması" konusunda aynı çizgide olsalar da, farklı konularda değişken vizyonlara sahip olması, Fransa-Almanya çiftini zayıflattı. Buna karşın, ABD ile güçlü bir uyum içinde, Rusya'ya karşı sertlik yanlısı politika izleyen Polonya, Litvanya, Finlandiya gibi ülkelerin AB içindeki konumları güçlendi.

Bu süreçte, Amerika'nın Avrupa'ya güçlü dönüşü, NATO'nun güçlü bir şekilde yeniden kıtada varlığını hissettirmesi, Avrupa'nın dinamosu olarak bilinen Fransa-Almanya ortaklığının statüsünü de sarstı. Euro krizi, mülteci dalgası ya da pandemi gibi, Avrupa'nın son 10 yılda yaşadığı krizlere liderlik ederek çözüme ulaştırmayı başaran "AB'nin vazgeçilmez ikilisi" Fransız-Alman ortaklığı, Birlik içinde ciddi bir otorite krizi yaşamaya başladı.

Fransız Le Monde gazetesi, 19 Mayıs'ta, "Fransız-Alman çifti Avrupa'da zorda" başlığıyla bu durumu tespit eden bir analize yer verdi. Gazete, "Doğu Avrupa ve Baltık ülkeleri bugün, ABD'nin onlar için daha önemli bir güvenlik garantörü olduğunu söylemekten ve Almanya ve Fransa karşıtı görüşlerini yüksek sesle dile getirmekten çekinmiyor" görüşünü dile getirdi.

Kiev-Paris-Berlin hattında gerginlik

Paris ve Berlin'in Ukrayna politikasının başlardaki belirsizliği, Zelenski'nin yardım çağrılarına başlangıçta verdikleri yavaş tepki, Fransa'nın başından beri silah yardımı yapması ancak bunu gizli tutması, Almanya'nın ilk günlerde Ukrayna'ya ağır silah yardımında tereddüt etmesi; buna karşılık NATO ve ABD'nin askeri, finansal ve politik olarak Ukrayna'ya "hiç görülmediği kadar" güçlü destek vermesi, Birlik içinde Fransa ve Almanya'ya yönelik eleştirileri yükseltti.

Ukrayna'da savaş devam ederken, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un, tüm çağrılara rağmen Kiev'e gitmemesi; Ukrayna'da olanları "soykırım olarak" tanımlamama konusundaki tutumu; 9 Mayıs Avrupa Günü'nde Avrupa Parlamentosu'ndan yaptığı konuşmada, "Rusya ile savaş halinde değiliz. Rusya'nın aşağılanmaması, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Almanya gibi radikalleşmemesi için çok sert cezalandırılmaması gerektiği" ya da Ukrayna gibi AB'ye acil üyelik başvrusu yapan ülkelere "üyelik onlarca yıl alır, Avrupa Siyasi Topluluğu'nu kuralım" yanıtını vermesi hem Kiev de hem de Rusya ile diyaloğa karşı çıkan başkentlerde sert karşılandı.

Macron'un "Avrupa Siyasi Topluluğu" önerisi, Ukrayna'nın Rusya ile savaşı kazanacağını savunan ülkelerde, "Elysee'nin gerçek niyeti" konusunda şüphelere yol açtı. Litvanya Devlet Başkanı Gitanas Nauseda, "Paralel siyasi topluluklar oluşturmaya yönelik teklifleri memnuniyetle karşılayabilirim. Ancak bunun, Ukrayna'ya aday statüsü verilmesine ilişkin karar alma konusundaki bariz siyasi irade eksikliğini örtbas etme girişimi olduğunu düşünüyorum" sözleriyle açıkça tepki gösterdi.

Litvanya Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Direktörü Margarita Seselgyte, Le Monde gazetesine, "Biz Macron'un tersine, durumu Birinci değil, İkinci Dünya Savaşı'ndaki gibi görüyoruz. Tıpkı ikinci savaştan sonra Almanya'ya yapıldığı gibi, Rusya'nın cezalandırılması, Ukrayna'ya tazminat ödemesini ve Rusya'da rejimin değişmesini gerektiğini düşünüyoruz" dedi.

Estonya Dış Politika Enstitüsü direktörü Kristi Raik de bu görüşü destekleyerek, "Fransa ve Almanya, Putin ile bir an önce anlaşmaya varmayı gerekli görüyor. Bu, Rus saldırganlığını püskürtmek istemediklerini, ancak durumu istikrara kavuşturmak için bir uzlaşmayı tercih ettiklerini gösteriyor. Ancak bu çözüm geçici olacaktır, çünkü bu yapılırsa Rusya, askeri saldırı yoluyla bir şeyler kazanabileceğini düşünecek" dedi.

Macron, 17 Mayıs Salı günü "Avrupa Siyasi Topluluğu bize ikinci sınıf ülke muamelesi anlamına geliyor" diyen Zelenski'yi telefonla arayarak yanlış anlaşılmaları gidermeye çalıştı. Zelenski'ye, "Avrupa Komisyonu'nun üyelik başvurusuna ilişkin görüşünü belirtmesinin ardından, AB liderler zirvesinde konunun ele alınacağı" sözü verdi.

Ancak 19 Mayıs'ta bu sefer Scholz, Alman parlamentosuna seslenirken, "Ukrayna'nın kısa sürede AB üyesi olmayı beklememesi gerektiğini" söyledi. Paris ve Berlin'in bu duruşu da AB üyesi ülkeler tarafından eleştiri topladı.

Putin ile diyalog çıkmazda

Rusya, 34 Fransız, 27 İspanyol, 24 de İtalyan diplomatı 18 Mayıs'ta sınır dışı edeceğini açıkladı. Fransa, Almanya, Slovenya, Avusturya, Polonya, Yunanistan ve Hırvatistan, Rus işgalinden hemen sonra, Rus diplomatları "casuslukla suçlayarak" kitlesel olarak sınır dışı etti.

Washington'dan ihraç edilen diplomatlar da eklendiğinde bu rakam 300'ü geçti. Moskova'nın, bu sınır dışı kararlarına hemen misilleme yapması bekleniyordu, ancak misilleme kararı bir ay gecikmeli geldi. Rusya, bu diplomatlara ülkeyi terketmeleri için 15 gün süre verdi. Bu ilk dalganın ardından ikinci dalga da bekleniyor.

İtalya Başbakanı Mario Draghi, bu eyleme sert tepki göstererek, "Bunun düşmanca bir davranış olduğunu" söyledi. Fransa Dışişleri Bakanlığı ise, "Hiçbir dayanağı olmaksızın Fransız diplomatların sınır dışı edilmesini kınamakla" yetindi. Le Monde gazetesi, diplomatların sınrı dışı edilmesinin, Putin ile her gün telefonda görüşen Macron dahil, Avrupalı liderler ile diyaloğun "çıkmaza girdiğinin" bir işareti olduğu yorumunu yaptı.

Berlin ve Paris'in "müzakere" vurgusu

Almanya Başbakanı Olaf Scholz, 13 Mayıs'ta, bir saati aşkın Putin ile telefonda konuştu. Görüşmenin ardından Twitter hesabından "Ukrayna'da en kısa sürede ateşkes talep ettiği" mesajını paylaşan Scholz, "Rus ordusunun çekilmesi" gibi bir cümle kurmayınca, yine Doğu ve Baltık ülkeleri, Scholz'u, "Almanya için barış, Rusya'nın çekilmesinden daha ön sırada yer alıyor" sözleriyle eleştirdi.

Eleştirileri gören Scholz, 4 gün sonra, bu sefer Ukrayna lideri Volodomir Zelenski ile telefonda görüştü. Görüşmeden sonra Alman Başbakanlık sözcüsü, "İki liderin Ukrayna ile Rusya arasında öngörülen bir diplomatik çözümün, Rus tarafındaki düşmanlıkların derhal durdurulması ve Rus birliklerinin Ukrayna'dan çekilmesine bağlı olduğu üzerinde anlaştıklarını" dile getirdi. İstediği açıklamayı gören Zelenski ise, "Çok verimli bir görüş alışverişi oldu" yorumunu yapmakla yetindi.

Scholz, Alman haber kuruluşu T-Online'a hafta sonu verdiği röportajda, Almanya'nın diplomatik çözüm çağrısını yinelerken, Rusya'ya karşı yaptırımları desteklemeye de devam edeceğini söyledi.

İtalya Başbakanı Mario Draghi geçen hafta Washington'da ABD Başkanı Joe Biden ile görüşmesinin ardından "bir barış anlaşması düşünmeye başlamanın zamanının "geldiğini söyledi. Draghi,
gazetecilere verdiği demeçte, "Ukrayna'yı desteklemeye ve Moskova'ya baskı yapmaya devam etmemiz ve aynı zamanda barışın nasıl inşa edileceğini sormaya başlamamız gerektiğine karar verdik" dedi.

Merkezi Paris'te bulunan düşünce kuruluşu Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR) de, "Ukrayna savaşında, Polonya ve Baltık devletlerinin diplomatik liderliği üstlendiğini" belirten bir analiz yaptı. Düşünce kuruluşunun direktörü Tara Varma, konuya ilişkin yayınladığı analizinde, "Bu ülkeler, Paris ve Berlin'e karşı eleştirel bir yaklaşımla değil, ancak Rusya açısından daha saldırgan ve Ukrayna'nın AB üyeliğine elverişli alternatif bir öneri formüle ediyorlar. Bu ülkeler için Rusya ve Putin'in cezalandırılması gerekirken, Fransız-Alman ikilisi Moskova ile yeniden bağlantı kurma olasılığını ortadan kaldırmak istemiyor" dedi.

Emmanuel Macron ve Almanya Başbakanı Olaf Scholz'un, ateşkes ve barışın müzakere edilmesi yönündeki çabaları hala başarısız. Elysee diplomatları, "Rusya ile kapının hala kapanmadığını, müzakere edilen bir barış için Rusya ile diyaloğun yeniden başlamasına kesin olarak kapalı olmadıklarını" dile getiriyor. Ancak Paris'in bugüne kadar sergilediği girişimlerden bir sonuç alınmaması, özellikle Doğu Avrupa tarafından AB dönem başkanı Fransa'nın gücünü sarsıyor. Polonya, Finlandiya, Litvanya başta olmak üzere pek çok Doğu Avrupa ülkesi, "şimdilik sadece silahların konuşmasını" istiyor; "Putin ile masaya oturma fikrini" duymak dahi istemiyor.

ABD'nin Avrupa'ya güçlü dönüşü

AB içinde, Fransız-Alman aksının zayıflamasının bir başka nedeni de Amerika'nın ve NATO'nun Avrupa'da, soğuk savaştan bu yana hiç olmadığı kadar güçlenmesi.

ABD yönetimi de, tıpkı Baltık ülkeleri ve Doğu AB ülkeleri gibi, "Savaşın devam etmesi, Ukrayna'nın bu savaşı kazanabileceği ve Rusya'nın bir daha hiçbir ülkeye askeri müdahalede bulunamayacak kadar zayıflatılması gerektiğini" savunuyor.

Politico gazetesi, Avrupalı liderlerin Rusya ile görüşme çağrısının, ABD politikasıyla çeliştiğini yazıyor. ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, Nisan ayı sonlarında Kiev'e yaptığı ziyaretten sonra Washington'un Ukrayna'nın "kazanabileceğine" inandığını söyledi. Dışişleri Bakan Yardımcısı Karen Donfried, Draghi'nin barış görüşmeleri çağrısıyla ilgili bir soruyu yanıtlarken, ABD anlaşmazlığın diplomasi yoluyla çözüleceğine inansa da, yönetimin önceliğinin Ukrayna'nın kendisini savunmasına yardım etmeye devam ettiğini söyledi.

Donfried, geçtiğimiz Cuma günü gazetecilere verdiği demeçte, "Bugün odak noktamız, Ukrayna'nın elini savaş alanında mümkün olduğunca güçlendirmek, böylece zamanı geldiğinde, Ukrayna'nın müzakere masasında mümkün olduğu kadar fazla avantajı olacak" dedi.

Şimdilik Washington, Ukrayna'yı destekleyen ABD liderliğindeki koalisyona Avrupa desteğinin zayıflamasından endişe duymuyor. Ancak Politico gazetesi, ABD ve AB'nin doğu üyelerindeki yakınlaşma ile AB içindeki görüş ayrılıklarının önemine dikkat çekiyor. Üst düzey bir ABD'li yetkili, Politico'ya, bu tür Avrupa tartışmalarının yeni olmadığını ve AB içinde hala genel bir amaç birliği olduğunu vurguladı.

Slovakya'dan Almanya'ya kadar ülkelerin Ukrayna'ya silah sağlamaya hazır olduğuna işaret eden yetkili, "Tabii ki bir kırılma için endişeleniyoruz, ancak müttefiklerin de burada neyin tehlikede olduğunu anladığını düşünüyorum. AB yıllardır Rus petrolü ve gazına bağımlılık konusunu tartışıyordu ama birden bire yasağı kaldırabileceklerini düşünmeye başladı. Bu tarihi bir gelişme" dedi.

Arzu Çakır