Türkiye’de Seçimlere Sadece Türkler Katılmıyor

Türkiye’de Seçimlere Sadece Türkler Katılmıyor

İstanbul-

Türkiye’de Seçimlere Sadece Türkler Katılmıyor

Türkiye’deki genel seçimlere 4 aydan kısa bir süre kaldı gibi görünüyor. Hatırlayacağınız üzere muhalefet seçimlerin erkene alınmasından yana bir tavır sergiliyor uzun süredir. Buna karşılık Cumhurbaşkanı Erdoğan her fırsatta seçimlerin vaktinde yapılacağını açıklaması muhalefetten tepkiyle karşılanmıştı. Nihayet Cumhurbaşkanı Erdoğan erken seçim değil fakat “seçimleri biraz öne alabiliriz” açıklamasının ardından erken seçim isteriz diyenlerin hepsi U dönüş yaparak nerden çıktı seçimleri bir ay erkene almak diye veryansın etmeye başladılar. Gerçekten anlamakta zorlanıyorum. Hani insanlar dönemsel olarak veya konjonktüre göre tutarsız olabilirler fakat tutarsızlığın bu kadarına inanın benim aklım ermiyor artık. Seçimler vaktinde yapılsa; “tabii erken seçim kararı alamaz çünkü oylarının düştüğünü ve seçimi kaybedeceğini biliyor” deniliyor, muhalefetin istediği gibi seçimler bir nebze erkene alınınca da “Erdoğan öğrencilerden (Z kuşağı) korkulduğu için, onlar oy kullanamasın diye seçimleri bir ay erkene alıyor” diyorlar. Hep bir bahane hep bir kulp. İnanın ben hiçbir şey anlamadım. Anlayan varsa gelsin beri. 

Türkiye’deki muhalefet örneksiz ve şahsına münhasır olsa da bir şekilde muhalefetliğin gerektirdiğini yapıyor diyelim. (Bu seviyede bir muhalefetlik anlayışının dünyada bizde başkasında bulunmadığını da belirtmek isterim). Erdoğan gitsin de ne olursa olsun, Erdoğan gitsin de ülke batsa da olur zihniyetinin ülkemiz ve toplumumuz için harici düşmanlardan daha tehlikeli olduğunu sanırım uzun uzadıya anlatmama gerek yok. Daha dün birbirlerine ağıza alınmayacak hakaretler edenler, karşılaşmamak, tokalaşmamak ve selamlaşmamak için yollarını değiştirenler bugün aynı masa etrafında birbirlerine mavi boncuk dağıtır oldular. Vay bee ne Erdoğan’mış. 

Neyse gelelim asıl mevzumuza. Türkiye’de muhalefet yukarıda da ifade ettiğim üzere kendisine verilen vazifeyi yapıyor. Onlar Türkiye’de siyaset yapan kişiler ve doğrularıyla yanlışlarıyla mevcut siyasi sistemimizin birer parçaları. Peki bizim Alman milletvekillerine ne oluyor dersiniz? Son aylarda birçok Alman siyasetçi, milletvekili Türkiye’ye giderek muhalefet partileriyle ve onların başkanlarıyla bir araya gelerek desteklerini ilettiler. Bununla da yetinmeyip Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Almanya’da Türk vatandaşları ile bir araya gelmesine onlara hitap etmesine şiddetle karşı çıkan Almanlar o gün olduğu gibi bugün de yaklaşan seçimler için Türkiye’deki muhalefet için propaganda yapmaya başladılar. 

Bu durumda bu Milletvekillerine sormazlar mı? Pardon ama siz hangi ülkenin milletvekilisiniz? Siz hangi yetkiyle Türkiye’nin muhalefet partileri için Almanya’da propaganda yapıyorsunuz? Erdoğan’ın Almanya’da konuşması Türkiye iç siyasetini Almanya’ya taşımak oluyor ve sizler buna karşı çıkıyorsunuz da yine aynı sizler muhalefetin propagandasını yapınca Türkiye iç siyasetini Almanya’ya taşımak olmuyor mu? Alman halkı size Almanya’nın sorunlarının çözümüne katkı sağlamanız için oy vermişken siz hangi yetkiyle Almanya’dan fazla Türkiye iç siyasetiyle ilgilenir oldunuz? 

SPD Federal Milletvekili Macit Karaahmetoğlu geçtiğimiz aylarda Türkiye’ye giderek 6’lı masanın bileşenleri ile başta Kemal Kılıçdaroğlu, Ahmet Davutoğlu, İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Kamil Erozan ve Ekrem İmamoğlu olmak üzere birçok muhalefet partisi ile görüşmeler gerçekleştirerek desteklerini dile getirdi. Karaahmetoğlu bu ziyaretlerini, Erdoğan karşıtlığını ve muhalefete verdiği desteği yani kısacası Türkiye’nin iç siyasetine müdahalesini gizli saklı da yapmıyor. Ziyaret ve görüşmelerine ilişkin görüntüleri ve muhalefete sunduğu desteğini sosyal medya hesaplarında da açıkça paylaşıyor. Karaahmetoğlu aslında aynı duruşu sergileyen onlarca Alman Milletvekilinden sadece 1 tanesi. Birçoğunu sizler zaten yakından bildiğiniz için diğerlerinin isimlerini burada zikretmeme gerek yok sanırım. İsim vermekten çekindiğimden değil, isimleri zikrederek hepsini gündeme taşımak istemem. Görünen o ki Türkiye’deki gelecek genel seçim sadece Türkler arasında yapılmayacak! 6’lı masanın dış ayağı da boş durmuyor ve Türkiye’nin “âli menfaati” için el birliği ile çalışıyorlar. Nede çok sevenimiz varmış…

Uzun lafın kısası gerek Türk muhalefet partileri gerekse de onların dışarıdaki destekçileri hep birlikte ortak bir dil kullanarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı toplu bir direnişe başlamış durumdalar. Erdoğan’ın Almanya’da konuşmasına dahi tahammül edemeyenler muhalefetin gönüllü birer elçileri olup çıkmışlar. Tarih tekerrürden ibaretti sözü aklımdan hiç çıkmaz. Bu gelişmelere tarihi perspektiften baktığımda 120 yıl önce oynanan oyunun birebir aynısının bugün de oynandığını görüyoruz. Kullanılan yöntem aynı, kurulan cümleler aynı, seçilen kelimeler ve yapılan benzetmeler aynı. Kısacası aynı oyun farklı oyuncularla tekrar sahneleniyor. 

Bir bakıyorsunuz 6’lı masanın önemli isimlerinden DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan seçimleri kazanmaları halinde Türkiye’nin milli gururu haline gelmiş ve tüm dünya tarafından gıpta edilen projelerine imza atmış Bayraktar’a “dokunacağız” diyerek gözdağı vermeye çalışıyor. Çok ilginçtir ki Babacan bu çıkışını, eski ABD Pentagon yetkilisi şimdinin Ortadoğu Uzmanı Akademisyen Michael Rubin’in (detaylı bilgi istenler araştırabilir) Bayraktar’la ilgili “Türkiye’nin SİHA ihracatı ABD için büyük tehdit” açıklamasının hemen ardından yapması çok manidar değil mi? 

Türkiye’de demokrasi ve insan hakları ihlal ediliyor, adalet yok diyenlerin seçimleri kazanmaları halinde Erdoğan’ı yargılayıp asacağız demeleri kendi savundukları değerlerle çelişmiyor mu? Türkiye’nin ve Türkiye halkının menfaatine atılan adımları, içinde savunma sanayi (Milli tanklar, helikopterler, uçaklar, füzeler, vs.) ile birlikte çok hayati savunma teknolojisinin de bulunduğu tüm büyük projeleri askıya alınacağının söylenmesi milli hassasiyet bakımından kendi savundukları değerlerle çelişmiyor mu? Basın ve ifade özgürlüğü istiyoruz diye dünyayı ayağa kaldıranların seçimleri kazandığımızda Erdoğan’a destek veren basın kuruluşlarının kapılarına kilit vurmakla tehdit etmeleri kendi savundukları değerler ve söylemleriyle çelişmiyor mu? İktidar olmaları halinde Türkiye’nin önde gelen projelerine yatırım yapan iş insanlarına “bu projelere para yatırırsanız sizi bitiririz” diye tehditler savurmaları sizce savundukları kendi değerleriyle çelişmiyor mu? Elbette çelişmiyor çünkü dedim ya biz bunların birebir aynısını 120 yıl önce de yaşadık.  

Demem o ki, Türkiye’de muhalefetler bu tür tutarsız ve mesnetsiz söylemlerde bulunabilirler. Bunun karşılığını yüce Türk milleti sandıkta menfi ya da müspet olarak verir fakat Almanya’nın değerli milletvekilleri ve siyasetçileri; Türkiye’de siyaset mühendisliği yapmayı, Almanya’da yaşayan Türk vatandaşlarının zihinlerini bulandırmayı, bir Türkiye milletvekili gibi davranmayı bırakın da milletvekili olarak seçildiğiniz Almanya’nın iç sorunlarının çözümüne ve Almanya’nın daha da refaha ermesi için öneriler ve projeler üzerine kafa yorun. Dediğim şekilde yaparsanız bundan sonrası için bir nebze olsun güvenirliğinizi muhafaza etmiş olursunuz. Tabii güvenilirlik sizin için önemliyse. 

Kalın Sağlıcakla…


Hasan Mücahid SEFER