Chávez Mirasının Bitişi: Adı Maduro Oldu
Hugo Chávez sonrası dönemde iktidarı devralan Nicolás Maduro, Venezuela’yı derin bir meşruiyet krizinden ekonomik çöküşe, kitlesel göçten uluslararası yalnızlığa uzanan çok boyutlu bir sürecin merkezine taşıdı. Chávez mirası, Maduro döneminde rakamlarla ölçülebilen bir devlet ve yönetim iflasına dönüştü.
Venezuela’da yaşananlar artık soyut bir ideoloji tartışması olmaktan çıkmış, rakamlarla ölçülebilen bir yönetim başarısızlığına dönüşmüştür. Bu tablonun merkezinde ise Nicolás Maduro yer almaktadır.
Maduro’nun ilk ve belirleyici hatası, meşruiyet krizini yönetememesi oldu. 6 Aralık 2015’te yapılan parlamento seçimlerinde iktidar bloğu çoğunluğu kaybetti. Bu sonuç, Bolivarcı Devrim’in başlangıcından bu yana yaşanan ilk seçim yenilgisi olarak kayıtlara geçti. Demokratik sistemlerde bu tür kırılmalar ya erken seçimle ya da siyasal uzlaşıyla aşılır. Maduro yönetimi ise parlamentoyu fiilen devre dışı bırakmayı tercih etti. Bu tercih, Venezuela’yı siyasi bir krizden anayasal bir krize sürükledi.
Bu sürecin bedeli ağır oldu. 2014–2017 yılları arasında süren protestolarda, resmi ve bağımsız kaynaklara göre en az 131 kişi güvenlik güçlerinin müdahalesi sonucu hayatını kaybetti. Öğrencilerin öncülük ettiği kitlesel gösteriler sert biçimde bastırıldı; ifade ve basın özgürlüğü fiilen askıya alındı. Devlet, vatandaşını ikna eden bir siyasal yapı olmaktan çıkarak, cezasızlıkla hareket eden bir güvenlik aygıtına dönüştü.
Kırılma noktalarından biri de yargı cephesinde yaşandı. Uzun yıllar rejimin önemli dayanaklarından biri olarak görülen Başsavcı Luisa Ortega Díaz’ın iktidarla yollarını ayırması, sistemin içeriden dahi sürdürülemez hâle geldiğini gösterdi. Ortega’nın Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne sunduğu belgelerde yer alan iddialar çarpıcıydı: Polis ve askerî birlikler tarafından 8 binden fazla Venezuelalının öldürüldüğü öne sürülüyordu. Bu veriler, münferit ihlallerden ziyade sistematik bir şiddet politikasına işaret ediyordu.
Ekonomik tablo ise çöküşün en somut göstergesi oldu. Bir dönem günlük yaklaşık 3 milyon varil petrol üreten ve “Latin Amerika’nın Suudi Arabistan’ı” olarak anılan Venezuela, temel gıdaya erişimin dahi sorun hâline geldiği bir ülkeye dönüştü. Hugo Chávez döneminde aşırı yoksulluk oranı yüzde 70’lerden yüzde 7’lere kadar düşürülmüşken, Maduro döneminde bu kazanımlar kısa sürede eridi.
Enflasyon rakamları, devlet kapasitesinin ne ölçüde çöktüğünü açıkça ortaya koydu. Krizin en derin dönemlerinde bir kilo pirincin fiyatı 2,5 milyon bolívara kadar yükseldi. Piyasa mekanizması fiilen işlevsiz hâle geldi; üretim durdu, ithalat yapılamadı. Bu koşullar altında toplumsal tepkinin sokağa taşmaması zaten mümkün değildi.
Maduro’nun en stratejik hatalarından biri, bu yapısal çöküşü yönetmek yerine, uluslararası yaptırımları siyasi bir kalkan olarak kullanması oldu. ABD öncülüğünde uygulanan petrol ve finans yaptırımları krizi derinleştirdi; ancak krizin asli nedeni olmadı. Buna rağmen iktidar, tüm sorumluluğu dış aktörlere yükleyerek iç hesaplaşmadan kaçındı.
Latin Amerika tarihinin en büyük zorunlu göçlerinden biri oldu. Bugün yaklaşık 7 milyon Venezuelalı ülkesini terk etmiş durumda. Göç edenler yalnızca muhalif kesimler değil; doktorlar, öğretmenler, mühendisler ve akademisyenler gibi ülkenin beşerî sermayesini oluşturan gruplardı.
2019’da yaşanan Juan Guaidó krizi, Maduro yönetimi açısından son büyük uyarı niteliğindeydi. Guaidó’nun kendisini geçici devlet başkanı ilan etmesi, ABD dâhil 60’tan fazla ülke tarafından tanındı. Bu durum, Maduro’nun uluslararası meşruiyetinin büyük ölçüde aşındığını gösterdi. 30 Nisan 2019’da başlatılan “Özgürlük Operasyonu” başarısızlıkla sonuçlandı; ancak bu, rejimin gücünden ziyade muhalefetin ve ordunun parçalı yapısının bir yansımasıydı.
Bugün Caracas’ta lüks restoranlar, casinolar ve yeni zenginler dikkat çekiyor. Aynı şehirde milyonlarca insan, temel gıdaya erişebilmek için siyasal sadakat göstermek zorunda kalıyor. CLAP gıda paketleri ve “Carnet de la Patria” sistemi, sosyal politikanın değil, bir kontrol mekanizmasının parçası hâline gelmiş durumda.
Maduro’nun hataları Venezuela’yı yalnızca yoksullaştırmadı; ülkeyi rakamlarla tanımlanan bir insani trajediye dönüştürdü. Meşruiyet krizi seçim tarihleriyle başladı, ölüm istatistikleriyle derinleşti, enflasyon verileriyle kalıcılaştı ve göç rakamlarıyla küresel bir sorun hâline geldi.
Evet, Maduro uluslararası hukuk açısından tartışmalı yöntemlerle iktidardan uzaklaştırıldı. Ancak bir zamanlar günlük 3 milyon varil petrol üreten bir ülkeden, nüfusunun yaklaşık 7 milyonunu kaybetmiş bir ülkeye gelinen noktada ortaya çıkan tablo bir başarı değil; ölçülebilir bir devlet iflasının günümüze yansımasıdır.
İlgii Haber
Berlin’de ABD’nin Venezuela’ya yönelik askeri darbesine protesto