Gurbetin Kalemleri: Üç Gazeteci, Üç Başkent, Tek Tutku

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü kapsamında Avrupa Türk basınının üç deneyimli ismiyle diaspora gazeteciliğinin perde arkasını konuştuk. Danimarka’dan Haber.dk’nin kurucusu Cengiz Kahraman, Almanya’dan Medya.Berlin Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Ekşi ve Belçika’dan Yenivatan.be imtiyaz sahibi Cafer Yıldırımer; sahadaki koşulları, görünmez baskıları, otosansür iklimini ve sınırlar ötesi haberciliğin etik sorumluluğunu anlattı.

Gurbetin Kalemleri: Üç Gazeteci, Üç Başkent, Tek Tutku
Avrupa’nın farklı başkentlerinde Türkçe yayıncılığı sürdüren üç gazeteci; diaspora toplumunun sesi olmanın yanı sıra bulundukları ülkelerdeki toplumsal dönüşümlere sahadan tanıklık ediyor.
Gurbetin Kalemleri: Üç Gazeteci, Üç Başkent, Tek Tutku
Gurbetin Kalemleri: Üç Gazeteci, Üç Başkent, Tek Tutku
Gurbetin Kalemleri: Üç Gazeteci, Üç Başkent, Tek Tutku
Gurbetin Kalemleri: Üç Gazeteci, Üç Başkent, Tek Tutku
Gurbetin Kalemleri: Üç Gazeteci, Üç Başkent, Tek Tutku

Gazetecilik, gündemi izlemekten çok daha fazlasıdır; görünmeyeni görünür kılmak, sessiz kalan hikâyelere ses vermek, tarihe not düşmek ve kamunun doğru bilgiye erişim hakkını savunmak üzerine kurulu bir mesleki sorumluluktur. Sınırlar, diller ve kurumlar değişse de gazeteciliğin kamu yararı ilkesi ve etik yükümlülüğü her ülkede aynı ağırlığı taşır.

Avrupa’da Türkçe yayın yapan gazeteciler açısından bu sorumluluk, diaspora toplumunun sesini duyurmayı ve iki kültür arasında sürekli bir bilgi köprüsü kurmayı da içerir. Bu alan, çoğu zaman açık sansürle değil; belirsiz sınırlar, görünmez baskılar ve otosansür iklimiyle şekillenir. Bir başlık atarken yaşanan tereddüt, bir cümleyi yeniden kurma ihtiyacı ya da bir ifadenin yumuşatılması; basın özgürlüğünün yalnızca hukuki metinlerde değil, gündelik pratikte sınandığını gösterir.

Bu dosyada Danimarka’dan Cengiz Kahraman, Almanya’dan Mustafa Ekşi ve Belçika’dan Cafer Yıldırımer, Avrupa’da Türkçe gazeteciliğin hem kırılgan hem de vazgeçilmez yönlerini kendi hikâyeleri üzerinden anlattı.

Avrupa’da Türk basınının güçlü kalemleri

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü vesilesiyle yaptığımız görüşmelerde üç gazeteci; bulundukları ülkelerde gazeteciliğin koşullarını, Türkçe yayıncılığın sürdürülebilirliğini, sahada karşılaşılan bariyerleri ve diasporaya dönük habercilikte sorumluluk alanlarını değerlendirdi.

Danimarka’dan Cengiz Kahraman, “Yurtdışında gazetecilik, yalnızca haber yapmak değil; yaşadığınız toplumla Türkiye arasında doğru ve güvenilir bir bağ kurma sorumluluğu taşımaktır” dedi.

Almanya’dan Mustafa Ekşi, “Bugün milyonlarca Türkçe konuşan insanın yaşadığı ülkelerde Türkçe basın zayıflıyor, Türkçe dersleri eyalet politikalarına sıkışıyor ve kalıcı çözümler gecikiyor” vurgusunda bulundu.

Belçika’dan Cafer Yıldırımer ise “Belçika’da ülkenin vatandaşlığı cebinizde olsa bile isminizden ve ten rengi farklılığından dolayı zaman zaman dışlanmalar yaşayabiliyoruz. Medya mensubu olarak bunu ben de çoğu zaman yaşadım” ifadelerini kullandı.

Avrupa’da hem Türk basınının sesi hem toplumsal olayların en yakın tanıkları

Üç farklı ülkede, üç farklı basın sistemi içinde mesleklerini sürdüren gazeteciler; sadece haber üreten muhabirler olmadıklarını, aynı zamanda yaşadıkları toplumun krizlerine, gündemine ve dönüşümüne sahadan tanıklık eden aktörler olduklarını aktardı. Bu perspektif, Avrupa’yı “içeriden” tanıyan bir gözle diasporanın gündelik ihtiyaçlarını, kimlik tartışmalarını ve uyum süreçlerini doğrudan haber diline taşıyor.

Cengiz Kahraman: Danimarka’da Türkçe yayıncılığın uzun soluklu sesi

Türkiye–Danimarka hattında gazetecilik deneyimi

Haber.dk’nin kurucusu Cengiz Kahraman, uzun yıllar serbest gazeteci olarak Türk basınında Milliyet, Radikal ve Habertürk’ün Kopenhag muhabirliğini yürüttüğünü; ardından DR International ve BBC World Türkçe Servisi için haberler hazırladığını belirtti. 2002’de Danimarka’nın önde gelen gazetelerinden Politiken’de çalışmaya başladığını, 2004’e kadar Türkçe ve Danca yayımlanan Haber gazetesinin editörlüğünü üstlendiğini söyledi. Bugün haber.dk ve Danturk.com portallarının sahibi ve editörü olarak yayıncılığı sürdürdüğünü kaydetti.

“Gazeteci toplumun hafızasıdır

Kahraman, gazeteciliği Türkiye ve Danimarka arasında bir köprü olarak gördüğünü belirterek, “Gazeteci, toplumun sesi, gözü ve kulağı olduğu kadar vicdanıdır ve hafızasıdır. İster Türkiye’de ister Danimarka’da olsun gazeteciliğin özü değişmez: gerçeklerin peşinde koşmaktır” dedi.

“Türkçe yayın yapan bir gazetede haberci olmak iki kat sorumluluk ister”

Kahraman’a göre Danimarka’da Türkçe yayın yapan bir mecrada gazetecilik yapmak, aynı anda iki gündemi takip etmeyi gerektiriyor: Danimarka’nın sosyal, siyasal ve kültürel gündemi ile Türkiye’den gelen gelişmeler. Bu çift yönlü takip, tarafsızlığı ve dil dengesini daha da kritik hale getiriyor.

“Burada gazeteci iki kültürün aynasıdır”

Kahraman, göçmen toplumun homojen olmadığını; farklı kimlik, inanç ve politik görüşlerin aynı toplumsal havuzda bir arada yaşadığını belirterek haber dilinde denge kurmanın zorunlu olduğunu vurguladı. Yanlış çevrilen bir kelime veya eksik bırakılan ayrıntının okur güvenini hızla zedeleyebileceğini, çeviri haberciliğinin yalnızca dil değil kültürel bağlam meselesi olduğunu ifade etti.

“Yazdığım satırların hayata dokunduğunu gördüm”

Kahraman, işsizlik sistemiyle ilgili bir haberde okurdan gelen telefonun kendisine gazeteciliğin doğrudan etkisini hissettirdiğini anlattı. Bir seçim haberinden sonra “tarafsızlığınızı korumuşsunuz” cümlesini ise mesleki açıdan en kıymetli geri bildirimlerden biri olarak tanımladı.

Mustafa Ekşi: Almanya’da gazetecilik, temsil ve kayıt düşme sorumluluğu

10 Ocak benim için muhasebe ve kayıt düşme günüdür”

Berlin’de yaşayan Medya.Berlin Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Ekşi, 10 Ocak’ın diaspora gazetecileri için bir kutlamadan çok mesleki muhasebe ve kayıt düşme günü olduğunu söyledi. Ekşi’ye göre yurtdışında gazetecilik; temsil sorumluluğu, tanıklık yükü ve çoğu zaman kurumsal yalnızlık içinde yürütülen bir meslek.

Gazeteciliğe sahada gördüğüm boşluk nedeniyle başladım

Yaklaşık 16 yıldır Almanya’da gazetecilik yaptığını belirten Ekşi, 2010’da gazeteciliğe planlı bir kariyer adımı olarak değil, sahada gözlemlediği “görünmeyen boşluk” nedeniyle başladığını ifade etti. Türkiye kökenli milyonlarca insanın sorunlarının yeterince gündeme gelmediğini, anlatıların çoğu zaman başkalarının diliyle kurulduğunu belirterek, gazeteciliği “görmezden gelinen alanı görünür kılma” çabası olarak tanımladı.

Soru sorduğum gün mesleğim değişti”

Ekşi, 2014’te diplomatik temsilcilikler ve bazı yapıların medya görünürlüğüne dair sorular sormasının mesleki hayatında kırılma yarattığını; bu süreçte akreditasyon tartışmaları, dışlanma ve zorluklarla karşılaştığını aktardı. 15 Temmuz 2016 sonrasında ise zamanında kayıt düşmenin öneminin daha net görüldüğünü vurguladı.

15 Temmuz 2016: Berlin’de tanıklık

Ekşi, 15 Temmuz gecesini Berlin’de yalnızca haber takibi olarak değil, bir tanıklık süreci olarak yaşadığını belirtti. O gece ve sonrasında Berlin’de görev yapan gazetecilerle demokratik duruşu vurgulayan bir basın bildirisi kaleme aldıklarını; yerel Türkçe medyanın uluslararası kamuoyuna da seslendiğini söyledi.

Frankfurt 2016: “Söylem kaldı, politika gecikti

2016’da Frankfurt’ta düzenlenen Batı Avrupa Yerel Medya Çalıştayı’nda Türkçe medyanın öneminin vurgulandığını; ancak yıllar içinde bu söylemlerin kalıcı politikalara dönüşmediğini belirten Ekşi, birçok gazetenin kapandığını, dijital platformların yayınlarını sonlandırdığını, gazetecilerin yalnızlaştığını dile getirdi.

Ankara temasları ve yapısal sorunlar

Ekşi, Ankara’da çeşitli temaslarda bulunarak Avrupa’daki Türkçe medyanın yapısal sorunlarını muhataplarına aktardığını, Türkçe basının zayıflaması ve diaspora toplumunun bilgiye erişim sorunları üzerine görüşmeler yaptığını anlattı. Bu temasların kendisine, sorunların ifade edilse de bütüncül ve kalıcı adımların geciktiğini gösterdiğini söyledi.

Basın özgürlüğü metinlerde değil uygulamada anlam kazanır”

Almanya’nın basın özgürlüğü endekslerinde üst sıralarda yer aldığını hatırlatan Ekşi, sahadaki deneyimlerin her zaman bu tabloyla örtüşmediğini belirtti. Gazetecilere yönelik bazı adli/polisiye uygulamalar ve medya kuruluşlarının yaşadığı siyasi-idari tartışmaların, basın özgürlüğünün kırılganlığını görünür kıldığını ifade etti.

Umut veren bir eşik”

Ekşi, 2025 sonunda Türkiye’nin Berlin Büyükelçisi Gökhan Turan bey tarafından Medya.Berlin Genel Yayın Yönetmeni olarak kabul edildiğini; görüşmede Almanya’daki Türkçe medyanın durumu ve diaspora toplumunun doğru bilgiye erişimi üzerine kapsamlı değerlendirme yaptıklarını söyledi. Bu kabulü, zayıflayan medya-diplomasi ilişkisinde umut verici bir eşik olarak nitelendirdi.

Gazetecilik, gerekli olanı kayda geçirme mesleğidir”

Ekşi, sorunların bilindiğini; gazeteciliğin görevinin bu sorunlar çözülene kadar yazmaya devam etmek olduğunu vurguladı: “Benim için gazetecilik, hoş olanı değil; gerekli olanı kayda geçirme mesleğidir.”

Ekşi ayrıca, bu dosyanın oluşmasına katkı sunduğu için gazeteci Fulya Omaç’a teşekkür etti.

Cafer Yıldırımer: Belçika’da gazetecilik, ayrımcılık deneyimi ve saha gerçekliği

Makine teknikerliğinden medya girişimciliğine

Yenivatan.be imtiyaz sahibi Cafer Yıldırımer, 1979’da Belçika’da doğduğunu, Afyonkarahisar’dan göç eden bir ailenin çocuğu olarak iki ülke arasında şekillenen bir yaşam sürdüğünü anlattı. Eğitim sürecinde makine teknikerliği eğitimi aldığını, evde gazete ve kitapla kurulan bağın günlük yaşamın parçası olduğunu aktardı.

Gazeteciliğe ilk adım: 2005

Yıldırımer, gazeteciliğe 2005’te bir haber için çağrılmasıyla başladığını; fotoğraf çekip haber yazdıktan sonra gönüllü muhabirlik yaptığını, ilk ekipmanlarını kendi imkânlarıyla aldığını ve büyük ölçüde sahada öğrenerek ilerlediğini ifade etti.

2012: Yenivatan’ın kuruluşu

2012’de Yenivatan’ı kurduklarını, 2012–2014 arasında aylık gazete yayımladıklarını; akıllı telefonların ve sosyal medyanın etkisiyle yayıncılığı site üzerinden sürdürmeye karar verdiklerini belirtti. 2016–2020 arasında İHA Brüksel muhabirliği yaptığını, ardından tamamen Yenivatan’a odaklandığını söyledi.

“İsim ve ten rengi nedeniyle dışlanma yaşanabiliyor”

Yıldırımer, Belçika’da göçmen kökenli bir gazeteci olarak zaman zaman dışlanma yaşadığını, saha deneyimlerinde bunun etkisini gördüğünü ifade etti. Uluslararası bir etkinlikte Fransızca konuştuğunda zorluk yaşadığını; Türkiye’nin sarı basın kartını gösterip İngilizce konuştuğunda yaklaşımın değiştiğini anlattı.

Unutulmaz tanıklıklar: Di Rupo, Cemil Çiçek ve sahadaki gerilim

Yıldırımer, 2013’te dönemin Belçika Başbakanı Elio Di Rupo’nun Türk mahallesindeki bir etkinliğe korumasız ve yalnız yürüyerek geldiğini; program sonunda yine yalnız ayrıldığını anlattı. TBMM eski Başkanı Cemil Çiçek ile yaşadığı bir diyaloğu da aktararak, sahada gazeteciye yönelik genelleyici önyargıların zaman zaman açık biçimde dile getirilebildiğini söyledi.

Selda Bağcan röportajı ve insani an

2014’te Brüksel’de Selda Bağcan ile yaptığı röportajı mesleki hafızasında özel bir yerde konumlandıran Yıldırımer, sanatçının yorgunluğuna rağmen söz verdiği röportajı vermesinin kendisinde güçlü bir iz bıraktığını belirtti.

Polis sorgusuna uzanan bir haber

2012’de Arakan’a destek mitinginde polis tarafından sorgulanmasına neden olan bir olayı aktaran Yıldırımer, sonradan etkinliğin arka planında IŞİD bağlantılı unsurlar bulunduğunu fark ettiğini; bu nedenle davetleri daha dikkatli değerlendirdiğini ifade etti.

Değerlendirme: Görünmeyen baskılar, kurumsal kırılganlık, etik sorumluluk

Üç gazetecinin anlatıları, Avrupa’da Türkçe gazeteciliğin ortak dosyalarını ortaya koyuyor: ekonomik kırılganlık, kurumsal destek eksikliği, görünmeyen baskılar, otosansür, çeviri haberciliğinde yüksek hata maliyeti ve okur güveninin hassasiyeti.

Buna karşın ortak payda, kamu yararı odaklı habercilik, etik ilkelere bağlılık ve iki toplum arasında doğru bilgi köprüsü kurma motivasyonu olarak öne çıkıyor.

10 Ocak mesajı

Gazetecilik, dünyanın birçok yerinde iktidar–medya gerilimi hattında varlığını sürdürürken, Avrupa’da çalışan diaspora gazetecileri de farklı dinamiklerle mücadele ediyor. 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü vesilesiyle; gazeteciliğin baskı ve kaygıdan arındığı, özgür ve güvenli koşullarda icra edildiği bir mesleki iklim temennisiyle tüm meslektaşlarımızın gününü kutluyoruz.