Transatlantik ortaklık sorgulanıyor, Avrupa savunma sınavında
Münih’te düzenlenen 62. Güvenlik Konferansı’nda ABD–Avrupa hattındaki gerilim, Ukrayna savaşının geleceği ve Avrupa’nın savunma kapasitesi öne çıktı. Washington’dan gelen “birlikte ama şartlı” mesajı dikkat çekti.
MÜNİH – 62. Münih Güvenlik Konferansı, Batı ittifakının geleceğine ilişkin kritik tartışmalara sahne oldu. Konferansta üç ana başlık öne çıktı: Transatlantik ilişkilerin yönü, Ukrayna savaşının nasıl sona ereceği ve Avrupa’nın askeri caydırıcılık kapasitesi.
Bir yıl önce aynı platformda ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance’in göç ve ifade özgürlüğü konusundaki sert açıklamaları Avrupa’da tepki toplamıştı. Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun konuşması daha uzlaştırıcı bir ton taşıdı. Ancak mesajın içeriği, Washington’un stratejik beklentilerinde değişim olmadığını gösterdi.
ABD’den koşullu ortaklık mesajı
Rubio, Avrupa’yı “en eski dostlar ve değerli müttefikler” olarak tanımladı. ABD’nin Batı dünyasının geleceğini Avrupa ile birlikte inşa etmek istediğini vurguladı. Bununla birlikte, Batı’nın zayıflamasını “kontrolsüz küreselleşme, kitlesel göç ve savunmanın ihmal edilmesi” gibi kendi tercihlerinin sonucu olarak niteledi.
ABD Başkanı Donald Trump’ın bu “gerilemeyi tersine çevirmekte kararlı” olduğunu belirten Rubio, Washington’un Avrupa ile birlikte hareket etmeyi tercih ettiğini, ancak gerekirse tek başına da ilerleyebileceğini ifade etti. Bu yaklaşım, üslup farklılığına rağmen geçen yılki eleştirilerle benzer bir stratejik çerçeveye işaret etti.
Ukrayna: Savaş sonrası risk daha mı büyük?
Konferansın ikinci temel gündemi Ukrayna savaşıydı. Ukrayna Devlet Başkanı Volodymyr Zelenskyy, Avrupa Birliği’nin askeri desteğine teşekkür ederken, Rusya’nın hava saldırılarına ilişkin güncel verileri paylaştı.
Güvenlik çevrelerinde dile getirilen temel kaygı, olası bir ateşkes sonrası Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in NATO’nun Baltık kanadına yönelik yeni bir hamle yapma ihtimali. Bu senaryo, savaşın bitmesinin Avrupa için otomatik bir istikrar anlamına gelmeyeceği uyarılarını güçlendirdi.
Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, Rusya’nın bir NATO üyesine saldırı riskini ciddiye aldıklarını belirterek müttefiklere dayanışma mesajı verdi. Londra’nın Brexit sonrası dönemde yeniden aktif bir güvenlik aktörü olma iradesi vurgulandı.
Avrupa’nın savunma kapasitesi tartışılıyor
Konferansın üçüncü ana başlığı Avrupa’nın savunma hazırlıkları oldu. Birçok Avrupa ülkesi savunma bütçelerini artırmış olsa da, bu kaynakların ne ölçüde somut askeri kabiliyete dönüşeceği tartışma konusu.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Avrupa’nın daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini ifade ederken, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile stratejik özerklik ve askeri entegrasyon konularında görüş ayrılıkları dikkat çekti.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise AB anlaşmalarındaki karşılıklı savunma maddesinin etkin şekilde uygulanması gerektiğini belirtti. Kağıt üzerinde NATO’dan daha ileri yükümlülükler içeren bu mekanizmanın pratikte işlerlik kazanması için kurumsal ve askeri kapasitenin güçlendirilmesi gerektiği ifade edildi.
ABD iç siyasetinden eleştirel ses
Konferansta söz alan Cumhuriyetçi Senatör Thom Tillis, Trump yönetiminin Ukrayna politikasına yönelik eleştirel bir tutum sergiledi. ABD seçmeninin Avrupa ile kopuş istemediğini belirten Tillis, Washington’un Avrupa üzerindeki baskısının savunma harcamalarının artmasında etkili olduğunu savundu.
Kulislere yansıyan yeni yaklaşım
Kapalı oturumlarda ise dikkat çeken bir değişim gözlendi. Katılımcılar artık “ABD ne yapacak?” sorusundan ziyade “Avrupa ne yapmalı?” sorusuna odaklanıyor. Savunma sanayii ile hükümetler arasındaki koordinasyonun hızlandırılması ve acil durumlarda silah sistemlerinin kısa sürede sahaya sevk edilebilmesi öncelikli hedefler arasında yer aldı.
Konferans genelinde açık bir diplomatik kriz yaşanmadı. Ancak verilen mesajlar, transatlantik ittifakın artık otomatik bir dayanışma zemininde ilerlemediğini gösterdi. ABD’nin Avrupa’ya yönelik yaklaşımı “ortaklık ancak şartlı” formülüne evrilirken, Avrupa’nın da kendi güvenlik mimarisini güçlendirme baskısı altında olduğu gözlendi.