Misafir işçilikten eyalet başbakanlığına: Almanya’nın uzun dönüşümü

Almanya’da misafir işçilikle başlayan göç hikâyesi, bugün tarihi bir siyasi dönüşümün sembolüne dönüştü. Göçmen kökenli bir siyasetçinin eyalet başbakanlığına yükselmesi, Almanya’nın demokratik değişiminin en güçlü göstergelerinden biri olarak değerlendiriliyor.

Misafir işçilikten eyalet başbakanlığına: Almanya’nın uzun dönüşümü
1961’de başlayan misafir işçi yolculuğunu simgeleyen bavul ve afiş, Almanya’daki Türk göçünün tarihsel hafızasını yansıtıyor. Bir dönemin “Gastarbeiter” çocukları bugün Almanya siyasetinin en üst makamlarında yer alıyor.

Almanya’nın yakın tarihi yalnızca ekonomik kalkınma, sanayi üretimi ve Avrupa bütünleşmesi üzerinden okunamaz. Bu tarih aynı zamanda dışlayıcılığın, yabancı düşmanlığının, entegrasyon krizlerinin ve göçmen emeği üzerine kurulan sessiz bir toplumsal dönüşümün hikâyesidir. İşte tam da bu nedenle, Cem Özdemir gibi göçmen kökenli bir siyasetçinin bir eyalet başbakanlığı için en güçlü adaylardan biri haline gelmesi, sıradan bir siyasi kariyer başarısının çok ötesinde anlam taşımaktadır.

Bu gelişme, Almanya’nın “misafir işçi” politikasıyla başlayan uzun göç serüveninin bugün geldiği tarihi noktayı göstermektedir.

1960’lı yıllarda Türkiye’den Almanya’ya gelen ilk kuşak işçiler, bu ülkeye “Gastarbeiter” yani “misafir işçi” olarak davet edildi. O dönem Alman devleti açısından bu insanlar geçici iş gücüydü. Fabrikalarda, madenlerde, ağır sanayide çalışacak; birkaç yıl sonra ülkelerine geri döneceklerdi. En azından plan buydu.

İlgili Arşiv Haber
Almanya'da Geçen Bir Ömür ,Hızır Ekşi (1936-2021)

Fakat hayat başka türlü gelişti.

Anadolu’dan gelen yüz binlerce insan yalnızca üretim bantlarını değil, Almanya’nın toplumsal dokusunu da değiştirdi. Berlin’den Köln’e, Hamburg’dan Stuttgart’a kadar birçok şehirde Türk toplumu kalıcı hale geldi. Camiler kuruldu, dernekler oluştu, Türkçe gazeteler yayımlandı, işletmeler açıldı. Bir dönem “yabancı işçi” olarak görülen insanlar artık Almanya’nın ekonomik ve sosyal hayatının ayrılmaz parçasıydı.

Buna rağmen entegrasyon süreci hiçbir zaman kolay olmadı.

Göçmenler uzun yıllar boyunca ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördü. Eğitimde fırsat eşitsizliği, iş piyasasında ayrımcılık, siyasal temsil eksikliği ve aşırı sağ hareketlerin yükselişi Almanya’daki Türk toplumunun karşılaştığı temel sorunlar arasında yer aldı. Solingen, Mölln ve NSU cinayetleri gibi karanlık olaylar, Almanya’nın demokrasi sınavında ne kadar zorlandığını ortaya koydu.

Tam da bu tarihsel arka plan nedeniyle, Cem Özdemir’in bugün eyalet başbakanlığı gibi kritik bir makam için konuşuluyor olması sembolik açıdan son derece güçlüdür.

Bu yalnızca bir kişinin siyasi başarısı değildir. Bu durum, göçmen kökenli milyonlarca insanın onlarca yıllık toplumsal mücadelesinin görünür hale gelmesidir.

Bir zamanlar tren garlarında “misafir işçi” olarak karşılanan insanların çocukları bugün parlamentolarda yasa yapıyor, bakanlık yönetiyor, üniversitelerde rektör oluyor ve devletin en üst makamlarında görev alıyor. Bu tablo, demokratik sistemlerin kapsayıcılığı açısından dikkat çekici bir dönüşümdür.

Elbette Almanya’da hâlâ ciddi sorunlar bulunmaktadır. Aşırı sağın yükselişi, İslam karşıtlığı, göçmenlere yönelik ötekileştirici dil ve toplumsal kutuplaşma tamamen sona ermiş değildir. Ancak demokratik sistemlerin gücü de tam burada ortaya çıkar: Toplum, kendi geçmişindeki hatalarla yüzleşebildiği ölçüde dönüşebilir.

Cem Özdemir’in yükselişi bu dönüşümün önemli simgelerinden biridir.

Bir dönem yalnızca “entegrasyon problemi” başlığı altında tartışılan göçmen toplulukların bugün devlet yönetiminde söz sahibi hale gelmesi, Almanya’nın hukuk devleti ve çoğulcu demokrasi anlayışı açısından dikkatle incelenmesi gereken bir gelişmedir.

Bu tablo aynı zamanda Avrupa için de önemli bir mesaj taşımaktadır.

Çünkü Avrupa’nın geleceği artık tek kültürlü toplum modelleriyle değil; farklı kimliklerin, kültürlerin ve aidiyetlerin birlikte yaşayabildiği çoğulcu demokratik yapılarla şekillenecektir.

Cem Özdemir’in olası eyalet başbakanlığı da bu yeni Avrupa gerçekliğinin sembollerinden biri olarak tarihe geçebilir.

Bugün gelinen noktada, Almanya’daki Türk toplumunun hikâyesi yalnızca göçün değil; emeğin, sabrın, kuşaklar arası mücadelenin ve demokratik katılımın hikâyesidir.

Misafir işçilik serüveni artık yalnızca fabrikalarda başlayan bir hikâye değil; siyasal temsilin en üst noktalarına ulaşan tarihsel bir dönüşümün adıdır.

ilgili Arşiv Video
Türk-Alman ilişkileri tarihsel miras ve güncel gerilimler arasında