Berlin’de Nevruz: Türk dünyası geleceğe yön veriyor

Berlin’deki Nevruz etkinliğinde farklı temsilcilerle temaslar kurarak diplomatik atmosferi yerinde gözlemledim.

Berlin’de Nevruz: Türk dünyası geleceğe yön veriyor
Berlin’deki diplomatik etkinlikte Mustafa Ekşi’nin temasları.
Berlin’de Nevruz: Türk dünyası geleceğe yön veriyor
Berlin’de Nevruz: Türk dünyası geleceğe yön veriyor

Berlin’de Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliği’nde düzenlenen Nevruz programını izlerken, zihnimde tek bir cümle netleşti: Bu bir bayramdan fazlasıydı.

Nevruz’un doğası gereği taşıdığı anlamı hepimiz biliyoruz; doğanın uyanışı, toprağın nefes alışı, insanın kendini yenilemesi… Ancak Berlin’de tanık olduğum tablo, bu kadim geleneğin artık çok daha farklı bir düzlemde anlam kazandığını gösteriyordu. Bu kez uyanan sadece doğa değil; bir coğrafyanın ortak hafızası ve geleceğe dönük iddiasıydı.

Bir konuşmadan fazlası: Bir çerçeve

Büyükelçi Gökhan Turan’ın sözleri, bu tabloyu anlamak için anahtar niteliğindeydi. Nevruz’u tarif ederken kullandığı kavramlar—yenilenme, kardeşlik, paylaşma ve barış—yalnızca retorik bir süs değildi. Bu kavramlar, salondaki fotoğrafın aslında nasıl okunması gerektiğini de anlatıyordu.

“Bugün burada sadece bir mevsim değişimini değil, ortak bir kültür dünyasının kapısını aralıyoruz” fikri, konuşmanın satır aralarında net biçimde hissediliyordu.

Farklı ülkelerden büyükelçilerin, diplomatların, medya temsilcilerinin ve diasporanın aynı masa etrafında buluşması… Bu, Nevruz’un ruhuna uygun bir görüntüydü ama aynı zamanda çok bilinçli bir diplomasi kurgusuydu.

Hafıza ile kurulan diplomasi

Sahada en dikkat çekici unsur, Gökhan Turan’ın Türk Cumhuriyetleri büyükelçileriyle kurduğu doğrudan ve samimi ilişkiydi. Bu temasın yüzeysel olmadığı, aksine geçmişten gelen bir birikime dayandığı açıkça hissediliyordu.

Diplomasi çoğu zaman görünmeyen bir hafızayla ilerler. Turan’ın Türk Devletleri Teşkilatı eksenindeki geçmiş tecrübesi, bugün Berlin’de kurulan bu temasın arka planını oluşturuyordu. Bu nedenle oradaki yakınlık bir “anlık uyum” değil, inşa edilmiş bir güven ilişkisiydi.

Aynı anlamı kuran iki ses

Azerbaycan Büyükelçisi Nasimi Aghayev’in konuşması da bu çerçeveyi tamamladı. Onun Nevruz’a yüklediği anlam ile Turan’ın çizdiği perspektif arasında belirgin bir örtüşme vardı.

İki farklı konuşma, tek bir cümlede birleşiyordu aslında:

Türk dünyası artık sadece ortak geçmişe değil, ortak bir geleceğe konuşuyor.

Bu, küçük bir detay değil. Bu, yön değişikliğidir.

Etkinlikte dikkatimi çeken bir diğer önemli unsur ise Alman davetlilerin yoğun ilgisi ve Alman basınının sahadaki varlığıydı. Bu ilgi, yüzeysel bir merakın ötesindeydi.

Berlin’de yıllardır sahayı izleyen biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Bu tür katılımlar tesadüf olmaz.

Bu tablo bize şunu söylüyor:

Türk dünyası artık yalnızca kendi içinde konuşulan bir yapı değil; Almanya’nın da dikkatle izlediği, temas kurduğu ve hesaba kattığı bir aktör haline geliyor.

Dolayısıyla Almanya-Türkiye ilişkilerini, Türk dünyasını dışarıda bırakarak okumak artık eksik bir analiz olacaktır. Berlin’deki Nevruz buluşması, bu yeni denklemin sahadaki en net göstergelerinden biriydi.

Nevruz: geçmişten geleceğe bir köprü

Turan’ın konuşmasında yer verdiği çevre ve “sıfır atık” vurgusu ise başka bir pencere açtı. Nevruz’un doğayla kurduğu ilişki, bugün küresel krizler çağında yeni bir anlam kazanıyor.

Bu da bize şunu hatırlatıyor:

Nevruz sadece geçmişin bir mirası değil; aynı zamanda geleceğe dair bir teklif.

Berlin’deki bu buluşmadan geriye kalan şey, bir etkinlik hatırasından çok daha fazlasıydı.

Aynı masa etrafında toplanan insanlar, aslında aynı geleceği konuşuyordu.

Ve bazen diplomasi, tam da böyle anlarda görünür olur.