Alman medyasında Ankara’daki NATO Zirvesi öncesi Türkiye analizi: “Zor ortak ama vazgeçilmez aktör”

DW Deutsch, 2 Temmuz 2026’da yayımladığı “Auf den Punkt” programında Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi öncesi Türkiye’nin ittifak içindeki konumunu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dış politika hamlelerini, savunma sanayisindeki yükselişi ve ülkedeki demokrasi tartışmalarını masaya yatırdı. Programa katılan Alman gazeteciler, Türkiye’nin NATO için kritik bir jeopolitik aktör olduğunu vurgularken, Ankara’nın iç politikadaki otoriterleşme iddialarının Batı için ciddi bir çelişki oluşturduğunu belirtti.

Alman medyasında Ankara’daki NATO Zirvesi öncesi Türkiye analizi: “Zor ortak ama vazgeçilmez aktör”
DW Deutsch’un “Auf den Punkt” programında, Ankara’daki NATO Zirvesi öncesi Türkiye’nin ittifak içindeki rolü ve Erdoğan yönetimine yönelik Batı’daki eleştiriler değerlendirildi.

Alman kamu yayıncısı Deutsche Welle’nin DW Deutsch kanalında 2 Temmuz 2026’da yayımlanan “Auf den Punkt” programında, Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi öncesi Türkiye’nin ittifak içindeki rolü masaya yatırıldı.

Programa İstanbul’da yaşayan gazeteci ve belgeselci Christina Karasu, Spiegel dergisinin dış haberler bölümünden Maximilian Popp ve Deutsche Welle Türkiye muhabiri Julia Hahn katıldı.

Programda Türkiye’nin NATO’nun en büyük ikinci ordusuna sahip olması, Karadeniz, Orta Doğu, Kafkasya ve Avrupa hattındaki jeopolitik konumu, savunma sanayisindeki yükselişi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Batı ile ilişkilerde izlediği pragmatik politika değerlendirildi.

Programın temel sorusu ise “NATO Erdoğan tuzağında mı, kim kime daha fazla ihtiyaç duyuyor?” şeklinde ortaya kondu.

İlgili Arşiv Haber
Erdoğan’dan Ankara Zirvesi mesajı: “Türkiye, yeni dönemin ruhunu en iyi okuyan ülkelerden biri”

“Türkiye her zamankinden daha önemli”

DW Türkiye muhabiri Julia Hahn, Türkiye’nin NATO açısından bugün her zamankinden daha önemli bir konuma geldiğini belirtti. Hahn, Türkiye’nin coğrafi olarak Avrupa, Orta Doğu, Karadeniz ve Kafkasya’daki güvenlik krizlerinin tam merkezinde yer aldığını söyledi.

Hahn, “Türkiye hükümetini ve NATO Genel Sekreteri’ni dinlediğinizde, Türkiye’nin her zamankinden daha önemli olduğu izlenimi doğuyor” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye’nin askeri kapasitesine de dikkat çeken Hahn, ülkenin NATO içinde ABD’den sonra en büyük orduya sahip olduğunu ve son yıllarda savunma sanayisinde hızlı bir büyüme yaşadığını ifade etti.

Hahn, Türkiye’nin artık sadece izleyen değil, bölgesel krizlerde söz sahibi olmak isteyen bir aktör haline geldiğini belirterek, “Türkiye kendisini önemli bir orta güç olarak konumlandırıyor; Ukrayna’da, Suriye’de ve Orta Doğu’nun farklı bölgelerinde masada olmak istiyor” dedi.

“Türkiye’yi olduğundan büyük göstermemek gerekir”

Spiegel’den Maximilian Popp ise Türkiye’nin önemini kabul etmekle birlikte Ankara’nın gücünün abartılmaması gerektiğini savundu.

Popp, “Türkiye önemlidir; ordusu ve coğrafi konumu elbette belirleyici unsurlardır. Ancak Türkiye’yi olduğundan daha büyük göstermemek gerekir” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin ekonomik sorunlarına dikkat çeken Popp, ülkenin Avrupa Birliği ile ticarete ciddi şekilde bağımlı olduğunu söyledi. Popp, Erdoğan’ın dış politikada güçlü lider imajı çizdiğini, ancak iç politikada ciddi sorunlarla karşı karşıya bulunduğunu belirtti.

Popp, “Bu, ekonomisi zor durumda olan bir ülke. Bugün fiilen demokrasinin kalmadığı bir ülkeden söz ediyoruz. İçeride çok ciddi zayıflıklar var” değerlendirmesinde bulundu.

Erdoğan’ın uluslararası sahnede güçlü lider görüntüsünü etkili şekilde kullandığını belirten Popp, “Bana bazen bir sahte dev gibi görünüyor” dedi.

Erdoğan’ın Batı ile inişli çıkışlı ilişkisi

Gazeteci Christina Karasu, Erdoğan’ın Batı tarafından ilk yıllarında güçlü biçimde desteklendiğini hatırlattı. Karasu, 2000’li yılların başında Erdoğan’ın Avrupa ve ABD tarafından “model lider” olarak görüldüğünü söyledi.

Karasu, “Onunla çalışılmak isteniyordu. Erdoğan ve Türkiye’nin Batı ittifakına sıkı biçimde entegre edilmesi isteniyordu” değerlendirmesinde bulundu.

Karasu, 2016’daki darbe girişiminden sonra Türkiye’nin Batı’dan uzaklaştığını, Rusya ile ilişkilerini güçlendirdiğini ve bunun Batı başkentlerinde alarm yarattığını söyledi. Ancak Ukrayna savaşıyla birlikte Türkiye’nin yeniden NATO açısından vazgeçilmez bir aktör haline geldiğini ifade etti.

Karasu, Batılı diplomatların kendisine sık sık “Türkiye’nin NATO’nun güneydoğu kanadında bizi savunduğunu” söylediğini aktararak, Ankara’nın bu konumunu çok iyi kullandığını belirtti.

Karasu, “Erdoğan kendisini öyle bir konuma yerleştirdi ki, artık onsuz yol alınamayacağı algısını oluşturdu. Putin ile konuşabilen kişi olduğunu söylüyor ve Batı da bunu dikkate alıyor” dedi.

İç politikada sert tablo: Muhalefet, basın ve sivil toplum

Programda Türkiye’nin iç politikadaki durumu da sert ifadelerle tartışıldı. NATO Zirvesi öncesi yaklaşık 200 kişinin gözaltına alındığı, bu kişiler arasında akademisyenler, öğretmenler, sendikacılar ve sivil toplum temsilcilerinin de bulunduğu belirtildi.

Julia Hahn, Türk hükümetinin bu gözaltılar için terör bağlantısı gerekçesini öne sürdüğünü ancak sürecin daha geniş bir baskı politikasının parçası olarak görüldüğünü söyledi.

Hahn, “Bunun yeni bir baskı dalgası olduğunu düşünmüyorum; daha çok mevcut baskı dalgasının devamı” dedi.

Hahn’a göre Erdoğan, NATO Zirvesi öncesinde Türkiye’de iç politikaya yönelik eleştirel seslerin duyulmasını istemiyor. Özellikle bağımsız gazetecilerin akreditasyon sorununa dikkat çeken Hahn, “Bağımsız medyada çalışan birçok eleştirel gazeteci NATO Zirvesi için akreditasyon alamadı ve bu nedenle zirveyi takip edemiyor” ifadelerini kullandı.

Yargı bağımsızlığı tartışması

Programda Türkiye’de yargının bağımsızlığı da sorgulandı. Christina Karasu, hükümetin muhaliflere ve gazetecilere yönelik süreçlerde “bağımsız yargı” vurgusu yaptığını, ancak bunun inandırıcı bulunmadığını söyledi.

Karasu, “Buna Ankara’daki iktidar partisinin bile artık inandığını sanmıyorum” dedi.

Yargı ile siyaset arasındaki ilişkinin giderek daha fazla tartışıldığını belirten Karasu, bazı davaların siyasi gelişmelerle eş zamanlı ilerlediğine dikkat çekti. Karasu’ya göre bu durum, Türkiye’nin hukuk devleti niteliği konusunda Batı’da ciddi soru işaretleri doğuruyor.

Maximilian Popp ise daha sert bir değerlendirmede bulunarak, “Türkiye derin biçimde otoriter bir devlettir” ifadelerini kullandı.

Popp, Erdoğan’ın ekonomik sorunlar ve azalan popülarite nedeniyle baskı politikalarına daha fazla yöneldiğini savundu.

“Erdoğan ancak baskıyla iktidarda kalabiliyor” yorumu

Maximilian Popp, Türkiye’de ekonomik kriz, yüksek hayat pahalılığı ve muhalefetin yükselişi nedeniyle Erdoğan’ın siyasi konumunun zayıfladığını söyledi.

Popp, “Birçok insan hayatını geçindirmekte zorlanıyor. Bunlar Erdoğan’ın artık mutlak güç ve baskı ile yönetebileceğine inandığını gösteren nedenler” değerlendirmesinde bulundu.

Popp, Türkiye’de özgür ve adil seçimler yapılması halinde Erdoğan’ın kaybedebileceğini ileri sürerek, “Erdoğan artık ancak baskıyla iktidarda kalabiliyor” dedi.

Programda, muhalefet temsilcilerine yönelik davalar, belediye başkanları üzerindeki baskılar ve CHP’ye yönelik yargı süreçleri de bu çerçevede ele alındı.

Erdoğan’ın tabanı hâlâ güçlü

Christina Karasu ise Erdoğan’ın desteğinde gerileme olsa da sadık bir seçmen tabanının hâlâ bulunduğunu belirtti.

Karasu, “Artık Erdoğan’ın eskisi gibi mutlak çoğunluğu yok. Ancak hâlâ ona tamamen bağlı istikrarlı bir seçmen kitlesi var” dedi.

Bu kitlenin ekonomik sorunlara rağmen Erdoğan’ı güçlü lider olarak gördüğünü ifade eden Karasu, NATO Zirvesi gibi uluslararası organizasyonların Erdoğan’ın seçmen tabanı açısından önemli olduğunu söyledi.

Karasu’ya göre Erdoğan, zirve aracılığıyla kendisini “dünya liderlerini ağırlayan güçlü devlet adamı” olarak sunma fırsatı buluyor.

Muhalefetin zorlu sınavı

Programda muhalefetin durumu da geniş şekilde ele alındı. Julia Hahn, muhalefetin halkta umut yaratacak ve cezaevinde olmayan güçlü bir lider figürüne ihtiyaç duyduğunu söyledi.

Hahn, “Muhalefetin şu anda cezaevinde olmayan ya da davalarla kuşatılmamış bir umut figürü eksik” dedi.

Hahn’a göre, Türkiye’de uzun yıllardır iktidar değişimi yaşanmaması muhalif seçmende yorgunluk oluşturdu. Protesto ve gösteriler sırasında özellikle İstanbul’da kent merkezlerinin güvenlik önlemleriyle kapatılması, bu yorgunluğu daha da artırıyor.

Christina Karasu ise cezaevindeki muhalif isimlerin hâlâ mesajlarını dışarıya ulaştırabildiğini ancak zaman geçtikçe mobilizasyon gücünün azaldığını belirtti.

Karasu, “Cezaevinde kaldıkları süre uzadıkça insanları harekete geçirmek zorlaşıyor” değerlendirmesinde bulundu.

NATO’nun değerler tartışması

Programın en önemli başlıklarından biri de NATO’nun artık ne ölçüde bir “değerler ittifakı” olduğu sorusuydu.

Christina Karasu, Türkiye’deki demokrasi tartışmalarının NATO içinde yeterince açık dile getirilmediğini söyledi. Karasu, sadece Türkiye’nin değil, ABD’deki Trump yönetiminin tutumunun da NATO’nun değerler eksenini tartışmalı hale getirdiğini ifade etti.

Karasu, “NATO hâlâ ne ölçüde bir değerler ittifakı? Önce bu sorunun sorulması gerekiyor” dedi.

Maximilian Popp ise NATO’nun pratikte bir değerler birliğinden çok savunma ve caydırıcılık ittifakı olduğunu söyledi.

Popp, “Elbette NATO bir değerler ittifakı değildir. Sonuçta bu bir savunma ittifakıdır ve amacı caydırıcılıktır” değerlendirmesinde bulundu.

Popp’a göre demokrasi ve hukuk devleti konusundaki sorunlara rağmen Türkiye’nin NATO’dan dışlanması gerçekçi bir seçenek değil.

Rusya ile ilişkiler: Arabuluculuk mu, ikili oyun mu?

Türkiye’nin Rusya ile ilişkileri de programda tartışılan başlıklar arasında yer aldı. Erdoğan’ın Putin ile iletişim kurabilmesi bazı çevrelerde avantaj olarak görülse de Maximilian Popp bu görüşe mesafeli yaklaştı.

Popp, Türkiye’nin Rusya’ya yönelik yaptırımlara katılmadığını ve Moskova ile ticari ilişkilerini sürdürdüğünü hatırlattı. Aynı zamanda Ukrayna’ya da silah sattığını belirten Popp, “Burada ikili bir oyun oynuyor” dedi.

Popp, Erdoğan’ın Ukrayna savaşında arabulucu olarak öne çıkma ihtimalinin abartıldığını savundu. Ona göre Türkiye’nin rolü önemli olsa da, Ankara’nın bu krizde belirleyici aktör olduğu iddiası dikkatle değerlendirilmelidir.

İlgili Video
Türkiye, Avrupa Sanayisinin Stratejik Merkezi Olma Yolunda:

Savunma sanayisi: Türkiye gerçekten vazgeçilmez mi?

Programda Türkiye’nin savunma sanayisindeki yükselişi de ayrı bir başlık olarak değerlendirildi. Türkiye’nin özellikle insansız hava araçları, deniz platformları, savaş gemileri ve modüler silah sistemleriyle NATO içinde dikkat çektiği belirtildi.

Christina Karasu, Ankara’da görüştüğü diplomatlar ve savunma çevrelerinde bu konuda iki farklı yaklaşım olduğunu söyledi.

Karasu, “Bir kesim Türkiye’nin savunma sanayisinde özellikle kısa vadeli ihtiyaçlar açısından çok önemli bileşenlere sahip olduğunu düşünüyor. Diğer kesim ise Türkiye’nin bazı projelerde anlattığı kadar ileri seviyede olmadığını savunuyor” dedi.

Karasu, Türkiye’de savunma alanında şeffaflığın azaldığını ve bağımsız araştırmacı gazeteciliğin zorlaştığını da vurguladı.

Julia Hahn ise Türkiye’nin NATO’ya askeri katkısının küçümsenmemesi gerektiğini söyledi. Karadeniz’de Türkiye’nin Romanya ve Bulgaristan ile birlikte deniz mayınlarının temizlenmesi için yürüttüğü faaliyetleri örnek gösterdi.

Hahn, “Türkiye burada önemli bir katkı sağlıyor” dedi.

Hahn ayrıca Türk ordusunun bölgedeki operasyonlar nedeniyle ciddi askeri tecrübe kazandığını belirterek, “Türk ordusu şu anda birçok Avrupa ordusuna göre daha iyi hazırlanmış görünüyor” değerlendirmesinde bulundu.

Avrupa’nın Türkiye ikilemi

Programda Avrupa ülkelerinin Türkiye’ye yönelik tutumu da tartışıldı. Christina Karasu, Avrupalı siyasetçilerin Türkiye’deki demokrasi ve hukuk devleti sorunlarından rahatsız olduğunu, ancak yaptırım seçeneğinden uzak durduğunu söyledi.

Karasu, Avrupalı politikacıların “Yaşananları kınıyoruz” veya “Endişeliyiz” gibi açıklamalar yaptığını, ancak somut baskı mekanizmalarının devreye sokulmadığını belirtti.

Karasu’ya göre Erdoğan, mevcut jeopolitik tabloda Batı’dan ciddi bir baskı gelmeyeceğini biliyor. Özellikle Trump yönetimiyle birlikte Ankara’nın hareket alanının genişlediği görüşü programda öne çıktı.

Türkiye NATO’dan kopar mı?

Programın sonunda gazeteciler Türkiye’nin NATO’dan kopmasının beklenmediği konusunda ortak görüş bildirdi.

Julia Hahn, Türkiye’nin NATO üyeliğinden askeri, siyasi ve güvenlik açısından büyük fayda sağladığını belirtti. Hahn, “Ankara’nın bu ittifaka sırtını döneceğini düşünmüyorum” dedi.

Hahn’a göre Erdoğan son derece pragmatik bir lider ve Türkiye’nin ekonomik ve güvenlik çıkarlarının hâlâ Batı ile bağlantılı olduğunun farkında.

Maximilian Popp da Türkiye’nin bugünkü NATO yapısı içinde mantıklı bir üye olduğunu söyledi. Popp, “İki taraf da birbirine ihtiyaç duyuyor. Günün kelimesi pragmatizm” değerlendirmesinde bulundu.

İlgili Arşiv Haber
Berlin’de kritik zirve: Türkiye-Almanya hattında yeni stratejik dönem mesajı

arşiv haber

Hakan Fidan vurgusu

Programın dikkat çeken bölümlerinden biri de Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a ilişkin değerlendirmeler oldu.

Christina Karasu, Avrupa’da Fidan’ın pragmatik ve etkili bir diplomat olarak görüldüğünü söyledi. Fidan’ın geçmişte istihbarat başkanlığı yapmış olması nedeniyle klasik anlamda şeffaf bir siyasetçi olarak görülmediğini belirten Karasu, buna rağmen Avrupa başkentlerinde ciddi şekilde dikkate alındığını ifade etti.

Karasu, “Kapalı kapılar ardında onunla çok pragmatik ve iyi çalışılabildiği söyleniyor. Çok yetenekli bir isim olarak görülüyor” dedi.

Karasu ayrıca Fidan’ın ileride Erdoğan sonrası dönemde adı daha fazla duyulabilecek bir figür olduğunu belirtti.

Alman basınında eleştirel ama gerçekçi Türkiye okuması

DW Deutsch’un programında ortaya çıkan genel tablo, Alman basınının Türkiye’ye yönelik yaklaşımında eleştirel fakat gerçekçi bir çizginin öne çıktığını gösterdi.

Programda Türkiye’nin NATO için askeri, coğrafi ve stratejik açıdan vazgeçilmez bir ülke olduğu vurgulandı. Ancak aynı zamanda Türkiye’de demokrasi, hukuk devleti, basın özgürlüğü ve muhalefet üzerindeki baskılar konusunda ciddi eleştiriler dile getirildi.

Alman gazetecilerin ortak değerlendirmesine göre Türkiye, NATO için kolay bir ortak değil. Ancak mevcut jeopolitik denklemde ne NATO Türkiye’yi dışlayabilir ne de Türkiye NATO’dan kolayca vazgeçebilir.

Ankara’daki NATO Zirvesi öncesi Alman medyasının temel mesajı şöyle özetlenebilir: Türkiye, Batı için sorunlu ama vazgeçilmez bir ortak; Ankara ile ilişkilerde değerler tartışması sürecek, fakat güvenlik politikalarında belirleyici unsur pragmatizm olmaya devam edecek.