“Gönüllü Geri Dönüş ve Kalıcı Uyum Politikaları Arasında Denge Sağlanmalı”

Göç ve Diaspora Vakfı’nın Ankara’da düzenlediği Suriye’ye gönüllü geri dönüş çalıştayına katılan Doç. Dr. Alper Yılmaz, Medya.Berlin Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Ekşi’nin sorularını yanıtladı. Yılmaz; dönüşlerin hızlandığını, ancak Suriye’de güvenlikten altyapıya, eğitimden istihdama kadar ciddi eksiklerin sürdüğünü belirterek gönüllü geri dönüş ile kalıcı uyum politikalarının birlikte yürütülmesi gerektiğini söyledi.

“Gönüllü Geri Dönüş ve Kalıcı Uyum Politikaları Arasında Denge Sağlanmalı”
Doç. Dr. Alper Yılmaz, Suriye’ye gönüllü geri dönüş sürecini ve bölgesel politika seçeneklerini Medya.Berlin’e değerlendirdi.
“Gönüllü Geri Dönüş ve Kalıcı Uyum Politikaları Arasında Denge Sağlanmalı”

Ankara - Göç ve Diaspora Vakfı’nın Ankara’da düzenlediği çalıştayda Suriye, Lübnan, Ürdün ve Mısır’dan kamu temsilcileri, milletvekilleri, akademisyenler ve sivil toplum kuruluşları bir araya geldi. Toplantıda Suriye’ye gönüllü, güvenli ve onurlu geri dönüşün şartları, bölgesel koordinasyon ve yeniden yapılanmanın finansmanı ele alındı.

Çalıştaya katılan Aydın Adnan Menderes Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Alper Yılmaz, Türkiye’den Suriye’ye dönüşlerin mevcut durumunu, Suriye’deki temel ihtiyaçları ve bölge ülkelerinin uyguladığı politikaları Medya.Berlin genel yayın yönetmeni Mustafa Ekşi ye değerlendirdi.

Türkiye’den Suriye’ye gönüllü geri dönüşlerin mevcut durumu nedir? Resmî verilere göre bugüne kadar kaç kişi döndü ve son dönemde dönüşlerin hızında nasıl bir değişim yaşandı?

Öncelikle gönüllü geri dönüş kavramını açıklamakta fayda var. “Gönüllü geri dönüş”; iç savaş, siyasi veya dinî baskılar, iklim krizi ve ekonomik kaygılar gibi nedenlerle başka bir ülkeye göç eden mültecilerin, hiçbir baskı altında kalmadan, tamamen kendi özgür irade ve istekleriyle ülkelerine dönmesi olarak tanımlanır. Bilhassa kitlesel göç hareketlerinin ortaya çıkardığı toplumsal krizlerde bu yöntem, ev sahibi ülkeler tarafından temel ve nihai çözümlerden biri olarak görülür.

Türkiye, 2011’den bu yana Suriye’den gelen ciddi bir kitlesel göç dalgasına ev sahipliği yaptı. “Açık kapı politikası” çerçevesinde barınmadan gıdaya, istihdamdan psikolojik desteğe kadar milyonlarca Suriyelinin ihtiyacı karşılandı. Göç İdaresi Başkanlığı, AFAD, Kızılay ve çok sayıda sivil toplum kuruluşunun iş birliğiyle yürütülen politikalar, Suriyelilerin Türkiye’deki toplumsal hayata ve sisteme uyumu bakımından önemli bir ivme yarattı. İç savaşın sona ermesiyle birlikte ise kalıcı misafirlik yerine “gönüllü geri dönüş” kavramı daha sık vurgulanmaya başlandı; hem Türkiye hem de yeni Suriye yönetimi dönüşlerin hızlandırılması için çalışmalar yürüttü.

Göç İdaresi Başkanlığının verilerine göre Türkiye’de yasal statüyle bulunan yaklaşık 3,6 milyon yabancının 2,2 milyonunu geçici koruma altındaki Suriyeliler oluşturuyor. İçişleri Bakanlığının açıkladığı verilere göre 2016-2026 döneminde yaklaşık 1,4 milyon Suriyeli gönüllü, güvenli ve onurlu biçimde ülkesine döndü. Esad yönetiminin 8 Aralık 2024’te sona ermesinin ardından ise 710 binden fazla kişi gönüllü dönüş yolculuğuna çıktı. Dolayısıyla son bir buçuk yılda geri dönüşlerin hızlandığını görüyoruz.

Bununla birlikte, dönenlerin tamamının Suriye’ye kalıcı olarak yerleştiğini veya orada yeni bir düzen kurduğunu söylemek zor. Altyapı, ulaşım, sağlık ve eğitim alanlarında hâlâ çok ciddi eksikler bulunuyor. Dünya Bankasının değerlendirmelerine göre Suriye’nin fiziksel olarak yeniden inşası için yaklaşık 216 milyar dolara ihtiyaç var. Bu tutar ülkenin mevcut ekonomik büyüklüğünün kat kat üzerinde ve modern tarihin en büyük yeniden yapılanma projelerinden birine işaret ediyor. Bu nedenle tam anlamıyla işleyen, sürdürülebilir bir gönüllü geri dönüş sürecinin oluşması zaman alacaktır.

Suriye’de güvenli ve kalıcı geri dönüşün önündeki başlıca engeller nelerdir? Güvenlik, barınma, altyapı, sağlık, eğitim ve istihdam bakımından nasıl bir tablo bulunuyor?

Yaklaşık 15 yıl süren bir savaştan söz ediyoruz. Bu süre içinde Halep’ten Şam’a, Afrin’den Deyrizor’a kadar çok sayıda kent büyük zarar gördü. Evler, iş yerleri ve kamu binaları yıkıldı; elektrik, su ve enerji altyapısı tahrip oldu; hastaneler ve tıbbi teçhizat zarar gördü, eğitim aksadı. Savaş döneminde bazı bölgelerde günde dört saat elektrik verilirken bugün bu sürenin 20 saate çıkması olumlu bir gelişme olarak görülebilir. Ancak ülke genelinde hâlâ tam kapasiteyle çalışmayan bir enerji ağı bulunuyor.

UNICEF’in Aralık 2025 tarihli Suriye İnsani Eylem Planı’na göre 2,5 milyondan fazla çocuk hâlâ okul dışında. Ülke genelindeki okulların yüzde 40’ı yıkıldı ve yaklaşık 8 bin okulun acilen onarılması gerekiyor. Eğitim sistemine yeniden katılan yerinden edilmiş çocuklar; aşırı kalabalık, temel kırtasiye ve hijyen imkânlarından yoksun sınıflarda, ciddi öğretmen açığı altında eğitim almaya çalışıyor. Dolayısıyla Suriye’de yeni bir “devlet inşası” gerekiyor. Altyapıdan eğitime, sağlıktan istihdama kadar uzanan bu sürece Türkiye’nin yanı sıra Lübnan, Ürdün ve Mısır gibi ülkeler de yatırım yapıyor. Ancak mevcut destek yeterli değil; yeniden yapılanma için zamana ihtiyaç var.

En önemli meselelerden biri de ülkenin beşerî sermayesidir. Uzun yıllar süren iç savaş nedeniyle milyonlarca Suriyeli ülkesini terk etti. Bunların önemli bir bölümünü doktorlar, mühendisler, akademisyenler, öğretmenler ve girişimciler oluşturuyor. Almanya’da yaklaşık 6 bin Suriyeli doktor bulunduğu ifade ediliyor; bu dramatik bir rakam. Bu durum ciddi bir beyin göçüne ve beşerî sermaye kaybına yol açtı.

Bu nedenle yalnızca altyapının desteklenmesi değil, nitelikli insan kaynağının da geri dönmeye ikna edilmesi gerekiyor. Yurt dışında edinilen bilgi birikimi, teknoloji altyapısı ve çalışma disiplininin ülkeye kazandırılması önemli. Suriye’nin yeniden kaosa sürüklenmemesi ve yeni bir otoriter yönetimle karşılaşmaması için ülkenin sorgulayan, üreten ve düşünen insan gücüne ihtiyacı var.

Aynı zamanda vasıfsız iş gücüne de büyük ihtiyaç bulunuyor. Tarım, hayvancılık ve imalat gibi emek yoğun sektörlerin canlandırılması, altyapı ve inşaat faaliyetlerinin hızlandırılması ve üretim kapasitesinin artırılması için bu iş gücünün dönüşü önem taşıyor. Sürdürülebilir yeniden yapılanma kapsamında hem nitelikli hem de vasıfsız göçmenlerin gönüllü ve güvenli dönüşünü destekleyen bütüncül politikalar uygulanmalı.

Ankara’da Göç ve Diaspora Vakfı tarafından düzenlenen çalıştayda hangi temel sorunlar ve çözüm önerileri öne çıktı?

Çalıştaya Türkiye’deki karar vericiler ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin yanı sıra Lübnan, Suriye, Ürdün ve Mısır’dan bakanlar, kamu temsilcileri, akademisyenler ve araştırma merkezi yöneticileri katıldı. Oturumlarda Suriye’nin mevcut durumu; güvenli, gönüllü ve onurlu geri dönüş; bölgesel koordinasyon; ortak sorumluluk modelleri ve kriz yönetiminde iş birliği kapsamlı biçimde değerlendirildi.

Üzerinde uzlaşılan ilk nokta, yaklaşık 14 milyon Suriyelinin ülke içinde veya dışında göçe maruz kaldığı ve Suriye’de altyapı, ulaşım, sağlık ve eğitim alanlarında ciddi eksiklerin sürdüğüydü. Ülkenin yeniden imarı çok büyük ölçekli yatırım gerektiriyor ve bunun zaman alacağı kabul ediliyor. UNDP’nin 2025 tarihli raporuna atıf yapan yetkililer, altyapının yaklaşık yüzde 50’sinin yıkılmış durumda olduğunu belirtti. Bu nedenle gönüllü geri dönüşün kısa sürede ve kitlesel biçimde gerçekleşmesinin beklenmediğini; buna karşılık Suriye yönetiminin geri dönüşe ilişkin hukuki düzenlemeler hazırladığını ve bölge ülkeleriyle iş birliği başlattığını ifade ettiler.

Çalıştayın bir başka önemli başlığı, savaştan kaçarak dünyanın farklı ülkelerindeki köklü üniversitelerde eğitim gören ve büyük şirketlerde çalışan nitelikli Suriyeli iş gücüydü. Bu beşerî sermayenin ülkesine dönerek yeniden yapılanmaya katkı sağlaması hâlinde Suriye’nin geleceğinde önemli bir dönüşüm yaşanabileceği vurgulandı. Nitelikli iş gücünü geri dönüşe teşvik etmek amacıyla bölge ülkeleri arasında stratejik bir entegrasyon planı oluşturulmasının güçlü bir sinerji doğuracağı değerlendirildi.

Oturumlarda ülkelerin farklı teşvik mekanizmaları da karşılaştırıldı. Türkiye’nin geçici koruma statüsü çerçevesinde geliştirdiği yaklaşım, Lübnan’ın geri dönüş için maddi destek temelli uygulamaları ve Irak’ın ulusal kalkınma programının parçası olarak yürüttüğü politikalar ele alındı.

Türkiye’nin AFAD, Göç İdaresi Başkanlığı, TİKA, YTB, Yunus Emre Enstitüsü ve Türkiye Maarif Vakfı gibi kurumları aracılığıyla Suriye’nin yeniden yapılanmasına yönelik koordineli çalışmalar yürüttüğü belirtildi. Okulların inşa edildiği bölgelerde geri dönüşlerin yoğunlaşması, eğitim hizmetleri ile temel altyapının dönüş kararını etkileyen başlıca unsurlar arasında yer aldığını gösteriyor. Uluslararası kurumlarla iş birliği yürütülmekle birlikte, Birleşmiş Milletler gibi yapıların sürece yeterince istikrarlı ve istekli katılmadığı yönünde eleştiriler de dile getirildi.

Dikkat çekilmesi gereken bir diğer konu, Suriyelilerin ülkelerine döndükten sonraki uyum sürecidir. Türkiye’de doğan, yalnızca Türkçe konuşan, Arapça bilmeyen ve Türk eğitim sistemi içinde yetişen Suriyeliler bulunuyor. Bu kişiler Suriye’ye döndüklerinde kendileri açısından yeni bir kültür ve toplumsal düzenle karşılaşacak. Bu nedenle dil eğitimi, ana dilde eğitim ve mesleki kursların yanı sıra yerel halkla iletişimi ve karşılıklı kabulü kolaylaştıracak ciddi uyum politikaları yürütülmeli.

Uzun yıllardır Türkiye’de yaşayan, eğitim gören, çalışan ve çocukları burada doğan Suriyeliler bakımından tek çözüm geri dönüş müdür? Kalıcı uyum ve geri dönüş politikaları birlikte yürütülebilir mi?

Türkiye’de uzun yıllardır yaşayan, eğitim sistemine dâhil olan, iş gücü piyasasında yer alan ve çocukları burada doğan Suriyeliler açısından geri dönüşün tek çözüm olarak görülmesi doğru değil. Yaklaşık 15 yıllık göç süreci, Suriyelilerin önemli bir bölümünün Türkiye’de sosyal, ekonomik ve kültürel yaşamla güçlü bağlar kurmasına imkân sağladı. Özellikle Türkiye’de doğan, yalnızca Türkçe konuşan ve eğitiminin büyük bölümünü burada tamamlayan çocuklar için Türkiye yalnızca bir sığınma ülkesi değil, aynı zamanda yaşam alanı hâline geldi. Bütün Suriyelileri aynı çerçevede değerlendiren tek boyutlu geri dönüş politikalarının hem uygulanabilirlik hem de sürdürülebilirlik bakımından sınırlı olduğunu düşünüyorum.

Kalıcı uyum ile gönüllü geri dönüş politikaları birbirinin alternatifi değil, birbirini tamamlayan stratejiler olarak tasarlanmalı. Suriye’de güvenliğin sağlandığı, ekonomik şartların iyileştiği ve temel kamu hizmetlerinin yeniden işler hâle geldiği bölgelerde gönüllü, güvenli ve onurlu geri dönüş teşvik edilebilir. Buna karşılık, Türkiye’de yaşamayı tercih eden veya geri dönüş için gerekli koşullara sahip olmayan Suriyeliler bakımından eğitim, istihdam, dil edinimi ve sosyal uyum alanlarında kapsayıcı politikalar sürdürülmeli.

Böyle bir yaklaşım, bireylerin farklı ihtiyaç ve tercihlerini dikkate alan, uluslararası koruma ilkeleriyle uyumlu ve aynı zamanda uzun vadeli toplumsal uyumu ve etkin göç yönetimini destekleyen dengeli bir politika olacaktır.