Seçimden Önce Siyasetin Nabzı Altenbraker’de Tutuldu: Kim Ne Söyledi, Sandık Ne Gösterdi?

Gazeteci Mustafa Ekşi’nin Haziran ayından seçim arifesine kadar Altenbraker Presse Room’da gerçekleştirdiği buluşmalar, Berlin siyasetinin farklı aktörlerini Türkçe kamuoyuyla doğrudan buluşturdu. Vergi ve konut politikalarından göçe, AfD tartışmasından çifte vatandaşlığa, iklimden Türkçe medyanın geleceğine kadar çok sayıda başlık kayıt altına alındı. 20 Eylül seçimlerinin ardından bu röportajlar şimdi seçim öncesi siyasi söylemlerin karşılaştırılabileceği önemli bir arşiv oluşturuyor.

Seçimden Önce Siyasetin Nabzı Altenbraker’de Tutuldu: Kim Ne Söyledi, Sandık Ne Gösterdi?
Berlin seçimleri öncesinde Gazeteci Mustafa Ekşi’nin ev sahipliğindeki Altenbraker Presse Room; Steffen Krach, Macit Karaahmetoğlu, Raed Saleh, Batuhan Temiz, Kristin Brinker, Kübra Beydaş ve Hakan Demir’in de aralarında bulunduğu siyasetçileri ağırladı. Görüşmeler Medya.Berlin’de haber ve röportaj olarak kamuoyuna aktarıldı.
Seçimden Önce Siyasetin Nabzı Altenbraker’de Tutuldu: Kim Ne Söyledi, Sandık Ne Gösterdi?
Seçimden Önce Siyasetin Nabzı Altenbraker’de Tutuldu: Kim Ne Söyledi, Sandık Ne Gösterdi?

BERLİN – Berlin, 20 Eylül 2026’da sandığa giderken seçim kampanyası yalnızca mitinglerde, parti merkezlerinde ve televizyon stüdyolarında yürütülmedi. Neukölln’deki Altenbraker Presse Room, seçimlere giden süreçte siyasetçilerin gazetecilerle ve Türkçe konuşan kamuoyuyla buluştuğu küçük ama düzenli bir siyasi iletişim platformuna dönüştü.

Medya.Berlin Genel Yayın Yönetmeni Gazeteci Mustafa Ekşi’nin moderasyonunda gerçekleştirilen buluşmalarda SPD’nin başbakan adayı Steffen Krach’tan Federal Meclis milletvekilleri Macit Karaahmetoğlu ve Hakan Demir’e, SPD Meclis Grubu Başkanı Raed Saleh’ten FDP’li Batuhan Temiz’e, AfD’nin Berlin başbakan adayı Kristin Brinker’den Yeşiller adayı Kübra Beydaş’a kadar farklı siyasi çizgilerden isimler sorularla karşı karşıya geldi.

Bu çalışmanın gazetecilik açısından temel değeri, herhangi bir adayın veya partinin siyasi tercihlerini desteklemekten çok, seçimden önce söylenenleri kayıt altına alması oldu. Sandıktan çıkan sonuçlar ise bu açıklamaların hangi siyasi atmosfer içinde yapıldığını bugün daha net gösteriyor.

Steffen Krach: Vergi adaleti ve kira politikası

Serinin önemli duraklarından biri 12 Haziran’da SPD’nin başbakan adayı Steffen Krach ile gerçekleştirilen buluşmaydı. Krach, yıllık geliri 300 bin avroyu aşan bireylerden ve 500 bin avronun üzerinde gelire sahip çiftlerden yüzde 5 ek katkı alınmasını savundu. Bu kaynağın sağlık ve eğitim gibi kamu hizmetlerinde kullanılabileceğini belirtti. Krach ayrıca Mietendeckel ve vergi politikaları konusunda Berlin’in Bundesrat üzerinden federal düzeyde girişimde bulunmasını istedi. 

Krach’ın açıklamalarında sosyal devlet ve konut meselesinin ağırlığı dikkat çekiyordu. Seçim kampanyasının son haftalarında da konut ve yüksek kiralar Berlin siyasetinin temel tartışma alanlarından biri olmaya devam etti. Reuters seçim öncesindeki değerlendirmesinde Berlin’deki konut açığı ve hızla yükselen kiraların kampanyanın başlıca gündemlerinden biri olduğunu aktardı. 


Macit Karaahmetoğlu: Göç, AfD, güvenlik ve Türkçe medya

10 Temmuz’da Altenbraker Presse Room’a konuk olan SPD Federal Meclis Milletvekili Macit Karaahmetoğlu ise Berlin seçimlerinin ötesine geçen bir gündemle karşılaştı.

Mustafa Ekşi’nin “Rusya gerçekten Almanya için bir tehdit mi?” sorusuna Karaahmetoğlu, Rusya tehdidinin teorik olmadığını savunurken Ukrayna’ya verilen desteği Almanya’nın güvenlik çıkarlarıyla ilişkilendirdi. Göç konusunda ise Almanya’nın sağlık, bakım, sanayi ve emeklilik sistemi açısından göçmen emeğine ihtiyaç duyduğunu söyledi. 

Karaahmetoğlu’nun Altenbraker’de Türkçe medyaya ilişkin sözleri de bu seçim dosyası açısından ayrıca dikkat çekiciydi. Berlin’deki Türkçe basını Almanya’nın diğer bölgelerine göre daha çeşitli ve güçlü bulduğunu belirterek Türkçe medyanın toplumu bilgilendirme görevine vurgu yaptı. 

Bu sözler, seçim sürecinde Türkçe gazeteciliğin neden yalnızca tercüme edilmiş Alman siyaseti haberlerinden ibaret olmaması gerektiğini de gösteriyor: Politikacılara doğrudan soru yöneltmek, cevapları kayda geçirmek ve Türkiye kökenli toplumun gündemini siyasetçilere taşımak farklı bir kamusal işlev oluşturuyor.


Raed Saleh: Koalisyon için sandığı bekledi, AfD yasağını savundu

SPD Berlin Meclis Grubu Başkanı Raed Saleh, 20 Ağustos’taki görüşmede SPD’nin düşen oy oranlarından koalisyon ihtimallerine kadar doğrudan seçim gündemini değerlendirdi.

Saleh, seçimden önce CDU veya Sol Parti-Yeşiller ekseninde bir koalisyon tercihi açıklamayı reddetti ve sonucun görülmesi gerektiğini söyledi. AfD konusunda ise parti hakkında anayasal yasaklama süreci yürütülmesini savundu; buna karşılık AfD seçmenleri ile parti yönetiminin birbirinden ayrılması gerektiğini, seçmenlerin yeniden demokratik partilere kazanılmasının hedeflenmesi gerektiğini ifade etti. 

Saleh’in sözleri, seçim sonrasında ortaya çıkan parçalı parlamento tablosu nedeniyle yeniden önem kazandı. Çünkü sandık hiçbir partiye tek başına iktidar imkânı vermedi ve koalisyon tartışması seçimden sonraki siyasi sürecin merkezine yerleşti.

Batuhan Temiz: Türkçe afiş, ayrımcılık ve Tempelhofer Feld

FDP’li Dr. Batuhan Temiz, 25 Ağustos’taki görüşmede özellikle “Berlin. Temiz olsun.” yazılı Türkçe seçim afişi üzerinden başlayan tartışmayı değerlendirdi.

Temiz, Türkçe afişlere yönelik bazı tepkilerin toplumdaki bir “çifte standardı” görünür hale getirdiğini savundu ve çok dilli siyasi iletişimin liberal demokratik sistemle çelişmediğini söyledi. Ayrıca göçmen kökenlilerin eğitim ve çalışma hayatında karşılaştığı engellerin azaltılması gerektiğini dile getirdi. 

Konut konusunda ise Tempelhofer Feld’in kenar bölümlerinde yeni konut yapılmasını savundu ve bunun için yeni bir referandum yapılmasını gerekli görmediğini söyledi. Alanın büyük bölümünün park olarak korunması gerektiğini de ekledi. 

Seçim sonucunda FDP’nin ikinci oy oranı yüzde 2,5’te kaldı. Bu sonuç, partinin yüzde 5 barajını aşamadığını gösteriyor. 

Kristin Brinker: Göç politikasında keskin ayrım

AfD Berlin’in başbakan adayı Dr. Kristin Brinker ile gerçekleştirilen görüşme, seçim dosyasının en tartışmalı röportajlarından biri oldu.

Brinker, Berlin bütçesinde bazı kamu finansmanlı STK projelerinde kesinti yapılmasını savundu; göç ve sığınmacı harcamalarının da azaltılması gerektiğini söyledi. Oturum hakkı bulunmayan ve hukuki ya da insani engeli olmayan kişilerin ülkeden ayrılması gerektiğini ileri sürdü. 

Mustafa Ekşi’nin AfD programındaki “Almanya bir göç ülkesi değildir” ifadesini doğrudan sorması üzerine Brinker, iltica ile iş gücü göçü arasında ayrım yaptığını söyledi. Almanya’da çalışan, Almanca öğrenen, vergi ödeyen ve topluma entegre olan göçmenleri “değerli” gördüklerini belirtirken göçün daha kontrollü ve ihtiyaç temelli olması gerektiğini savundu. 

Bu röportajın önemi, AfD hakkındaki tartışmaları yalnızca üçüncü kişilerin değerlendirmeleri üzerinden değil, partinin Berlin’deki başbakan adayına doğrudan sorular yönelterek kamuoyunun önüne taşımasıydı.

Kübra Beydaş: Kamusal alan, iklim ve Görlitzer Park

Yeşiller’in Friedrichshain-Kreuzberg adayı Kübra Beydaş ise siyasi yaklaşımının merkezine “adalet” kavramını koydu.

Beydaş, iklim politikasını sosyal adaletle ilişkilendirdi; yoğun yapılaşmış mahallelerde sıcaklık, ağaçlandırma ve yaşam kalitesi konularına dikkat çekti. Berlin’de bir milyon yeni ağaç hedefini desteklerken projenin kesin maliyetini veremeyeceğini de açıkça söyledi. 

Görlitzer Park çevresindeki çit uygulamasına karşı çıkan Beydaş, Berlin’de Senato ile ilçe yönetimleri arasındaki yetki paylaşımını “pingpong” olarak nitelendirerek sorumlulukların daha açık tanımlanmasını istedi. 

AfD konusunda ise partiyi kendi siyasi değerlendirmesiyle “faşist bir parti” olarak nitelendirdi ve yasaklama tartışmalarının değerlendirilmesini savundu. Bu nitelendirme Beydaş’ın siyasi görüşüdür; AfD ve parti temsilcileri bu tür tanımlamaları reddediyor. 


Hakan Demir’den seçimden iki gün önce SPD’ye özeleştiri

Seçimlerden yalnızca iki gün önce Altenbraker Presse Room’a gelen SPD Federal Meclis Milletvekili Hakan Demir’in açıklamaları ise sandık sonrası yeniden okunabilecek nitelikte.

Demir, AfD tartışmasını Anayasa’nın 21. maddesi ve “savunmacı demokrasi” kavramı üzerinden ele alırken son kararın Federal Anayasa Mahkemesine ait olması gerektiğini söyledi. Çifte vatandaşlık konusunda mevcut hakların “kolay kolay” geri alınamayacağını savundu. 

Ancak röportajın seçim sonucuyla birlikte en dikkat çekici bölümü, Demir’in kendi partisine yönelttiği eleştiriler oldu. “Gençlere ulaşamıyoruz” diyen Demir, SPD’nin çalışanların günlük sorunlarını yeterince güçlü biçimde savunamadığını da ifade etti. 

SPD’nin 20 Eylül seçimlerinde yüzde 12,1 seviyesinde kalması, bu parti içi özeleştiriyi seçim sonrasında daha güncel bir tartışmanın parçası haline getirdi. 

Sandık ne gösterdi?

Berlin Eyalet Seçim Kurulu’nun 21 Eylül sabahı açıkladığı geçici resmî ikinci oy sonucuna göre Die Linke yüzde 25,7, CDU yüzde 18,8, AfD yüzde 16,3, Yeşiller yüzde 14,3, SPD yüzde 12,1, FDP yüzde 2,5 ve BSW yüzde 4,7 oy aldı. Seçime katılım yüzde 74,2 olarak gerçekleşti. 

Bu tablo, Altenbraker görüşmelerinde aylar boyunca tekrar tekrar gündeme gelen bazı başlıkların seçim sonrasında da siyasetin merkezinde kalacağını gösteriyor: yüksek kiralar ve konut açığı, göç ve entegrasyon, AfD’nin yükselişi, geleneksel partilerin seçmenle iletişim sorunu, kamusal alan politikaları ve koalisyon arayışları.

Altenbraker’in seçim dosyasının gazetecilik değeri

Altenbraker Presse Room çalışmasının önemi, siyasetçilerin yalnızca kısa seçim sloganlarını değil, takip soruları karşısındaki cevaplarını da kayıt altına alması oldu. Aynı dönemde Medya.Berlin; Türkiye kökenli adayları listeleyen haberler, TBB’nin sandığa katılım çalışmaları, MÜSİAD seçim buluşması ve SPD, CDU, Yeşiller, Sol Parti, FDP ve BSW temsilcilerinin katıldığı TGB paneli gibi içeriklerle seçim dosyasını genişletti. 

Basın Odası’ndaki bire bir görüşme serisinin kapsama sınırı da açık: afişteki program SPD ağırlıklıydı; FDP, AfD ve Yeşillerden isimler yer alırken seçimden ilk iki sırada çıkan Sol Parti ile CDU’nun başbakan adayları aynı bire bir formatta bu seride bulunmadı. Medya.Berlin’in TGB gibi diğer seçim etkinliklerini haberleştirmesi bu ekseni genişletti, ancak Altenbraker serisi kendi başına bütün partileri eşit biçimde temsil eden bir format olarak değil, konuk edilen siyasetçilerin seçim öncesi beyanlarının arşivi olarak değerlendirilmelidir. 

Sonuç olarak Altenbraker Presse Room’da Haziran ayında başlayan ve sandığa iki gün kalaya kadar devam eden çalışma, seçim sonuçlarını yönlendirdiği iddiasıyla değil; seçimden önce kimin ne söylediğini belgeleyen, siyasi vaatleri ve görüş ayrılıklarını kamuoyunun erişimine açan bir gazetecilik arşivi oluşturmasıyla anlam kazanıyor.

Bugün sandık sonuçları önümüzde. Ancak gazetecilik açısından ikinci soru şimdi başlıyor: Seçimden önce verilen mesajların ne kadarı yeni yasama döneminde siyasi karara ve uygulamaya dönüşecek?