İlker Duyan: “15 yıl sonra neden hâlâ bu kadar çok soru cevapsız?”

İlker Duyan, Altenbraker Basın Odası’nda kameralarımıza NSU cinayetleri ve soruşturmadaki karanlık noktalar hakkında açıklamalarda bulundu. Duyan’la yaptığımız röportajın video haberi yakında Medya.Berlin’de yayımlanacak.

İlker Duyan: “15 yıl sonra neden hâlâ bu kadar çok soru cevapsız?”
İlker Duyan, NSU cinayetleri ve soruşturmadaki tartışmalı noktalar üzerine Altenbraker Basın Odası’nda Medya.Berlin’e açıklamalarda bulundu.
İlker Duyan: “15 yıl sonra neden hâlâ bu kadar çok soru cevapsız?”

Berlin-NSU’nun ortaya çıkışının üzerinden 15 yıl geçti. 4 Kasım 2011’de ne yaşandı?

4 Kasım 2011’de Uwe Mundlos ve Uwe Böhnhardt’ın cesetleri, Eisenach’ın Stregda semtinde bulunan Fiat Capron marka karavanda bulundu. Kısa süre sonra “NSU” kısaltması medyada yer aldı. Bu gelişme, Almanya’yı yıllarca sarsacak cinayet ve saldırıların arka planını gündeme taşıdı.

Angela Merkel, kurban yakınlarına cinayetlerin aydınlatılacağı sözünü vermişti. Bu sözün ardından neler yaşandı?

Merkel, 23 Şubat 2012’de NSU’yla bağlantılı olduğu kabul edilen on cinayetin kurbanları için düzenlenen anma töreninde, “Cinayetleri aydınlatmak, yardımcıları ve arka plandaki sorumluları ortaya çıkarmak ve bütün failleri hak ettikleri cezaya çarptırmak için her şeyi yapacağız” dedi.

Kasım 2016’ya gelindiğinde Federal Meclis’te ve yedi eyalet parlamentosunda toplam 12 NSU araştırma komisyonu çalışmış, Münih’teki NSU davasında 300’ün üzerinde duruşma günü geride kalmıştı. Buna rağmen DuMont Yayın Grubu’nun baş yorumcusu Christian Bommarius, cinayetlerin aydınlatılmadığını, arka plandaki sorumluların ve yardımcıların ortaya çıkarılmadığını yazdı. Bommarius’a göre yetkililerin bu durumu değiştirmeye yönelik ilgisinin sınırlı kalması da asıl tehdit edici noktaydı.

NSU dosyası yalnızca on cinayetten mi ibaret?

Resmî yargılama ve araştırmalar on cinayete odaklandı. Ancak NSU’nun ortaya çıkmasından sonra soruşturma makamları, Uwe Böhnhardt, Uwe Mundlos ve Beate Zschäpe’ye aşamalı olarak toplam 26 suç mahalli atfetti. Bu dosyalarda cinayetlerin yanı sıra bombalı saldırılar, banka soygunları ve başka suçlar da bulunuyor.

Cinayetler ve saldırılar hangi olayları kapsıyor?

2000–2006 yılları arasında Rostock ile Münih arasındaki altı şehirde, sekizi Türk, biri Yunan kökenli dokuz küçük işletme sahibi öldürüldü. Cinayetlerde her defasında aynı silahın, Česká 83’ün kullanıldığı belirtildi. Bu cinayetler için medyada kullanılan ırkçı ve küçümseyici “Döner cinayetleri” ifadesi, 2012’de Almanya’da yılın olumsuz sözcüğü seçildi.

Köln-Mülheim’daki Keupstraße’de 9 Haziran 2004’te düzenlenen çivili bomba saldırısında 22 kişi yaralandı; bazıları ağır yaralandı. Heilbronn’da 25 Nisan 2007’de polis memuru Michèle Kiesewetter başından vurularak öldürüldü, bir meslektaşı hayati tehlike oluşturacak şekilde yaralandı. Faillerin polis memurlarının hizmet silahlarını çaldığı belirtildi.

18 Aralık 1998 ile 4 Kasım 2011 arasında 14 banka soygunu gerçekleştirildi. Soygunların sekizi Chemnitz’de, üçü Zwickau’da; diğerleri Stralsund, Arnstadt ve Eisenach’ta yapıldı.

4 Kasım 2011’de karavanda yaşananlara ilişkin resmî anlatı neydi?

İddiaya göre Böhnhardt ve Mundlos, son banka soygunundan sonra saat 12.00 civarında Eisenach-Stregda’da park edilmiş karavandaydı. İki polis memurunun araca yaklaştığını fark edip ateş açtıkları, kullandıkları makineli tabancanın kısa süre sonra tutukluk yaptığı ileri sürüldü. Resmî anlatıda Mundlos’un önce Böhnhardt’ı, ardından kendisini vurduğu ve bu sırada karavanda yangın çıktığı belirtildi.

Daha sonraki aramada makineli tabancanın karavanın sağ ön tarafında, plastik bir torba içinde bulunduğu; Mundlos’un Böhnhardt’ı pompalı tüfekle öldürdüğü söylendi. Zschäpe’nin ise aynı gün saat 15.00 civarında Zwickau’daki evi havaya uçurduğu ve bu sırada delilleri yaktığı ileri sürüldü.

Zschäpe dört gün sonra Jena’da polise teslim oldu. “Nationalsozialistischer Untergrund” (Nasyonal Sosyalist Yeraltı) adı ve “NSU üçlüsü” ifadesi kısa süre içinde yetkililer ve medya tarafından kullanılmaya başlandı.

Bu resmî anlatıya ilişkin itirazlar neler?

Gazeteci Eckehardt Sieker’in değerlendirmesine yer veriliyor. Sieker, 26 suç mahallinin varlığı, Böhnhardt ile Mundlos’un ölmüş olması ve Zschäpe’nin polise teslim olması dışında resmî anlatıdaki hiçbir şeyin doğru olmadığını savunuyor.

Sieker’e göre soruşturma makamları, üçlüye atfedilen 26 suç mahallinin hiçbirinde bu kişilerden birinin orada bulunduğunu kesin biçimde kanıtlayan delile sahip değil. Yazıda, parmak izi ya da başka güvenilir izlerin bulunmadığı yönündeki değerlendirmesi aktarılıyor.

Kurbanların yakınlarına ve ailelerine soruşturmanın başında nasıl yaklaşıldı?

Duyan’ın yazısına göre, 4 Kasım 2011’e kadar devlet kurumları öldürülenlerin ailelerinden şüphelendi ve onları suçladı. Aşırı sağcı terör ihtimali ise resmî olarak soruşturulmadı. Bu yaklaşım, soruşturmadaki ciddi eksikliklerden biri olarak değerlendiriliyor.

Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı’nda dosyaların imha edilmesi ne zaman yaşandı?

NSU cinayetlerinin ortaya çıkmasından yalnızca birkaç gün sonra, 11 Kasım 2011’de Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı’nda (BfV) kapsamlı bir dosya imha işlemi yapıldı. “Operation Rennsteig” kapsamında görevlendirilen yedi muhbire ilişkin dosyaların imha edildiği yazıda belirtiliyor.

BfV’nin, eyalet Anayasayı Koruma teşkilatlarının ve Askerî İstihbarata Karşı Koyma Servisi’nin (MAD) katılımıyla yürütülen operasyonun amacı, 1997–2003 yılları arasında Thüringen’deki aşırı sağcı çevreleri araştırmaktı. Bu kapsamda Thüringer Heimatschutz içinde faaliyet gösteren muhbirler de görevlendirilmişti. NSU üçlüsünün siyasi olarak şekillendiği aşırı sağcı örgütün de Thüringer Heimatschutz olduğu vurgulanıyor.

İlker Duyan, NSU cinayetlerinin kurbanlarının fotoğraflarını taşıyan yürüyüşün ön saflarında yer aldı. Eylemciler, “Bir sonraki kurban olmasın” çağrısı yaptı.

Hessen’deki dosyalar ve Andreas Temme konusu da yazıda yer alıyor. Bu konuda ne aktarılıyor?

Hessen Eyaleti eski başbakanı Bouffier’nin, Kassel cinayetinden sonra Anayasayı Koruma Teşkilatı görevlisi Andreas Temme’yi koruma altına aldığı ve cinayet dosyasının Hessen eyaletinin kararıyla kamuya açılmayacağı belirtiliyor.

Bu gelişmeler üzerinden şu soru yöneltiliyor: “Anayasayı Koruma Teşkilatı bizleri, yani anayasayı mı; yoksa kendi teşkilatını mı koruyor?”

NSU kurbanlarıyla bağlantılı olduğu belirtilen ölümler zincirinde kimler var?

 Arthur C., Florian H., Thomas Richter —kod adıyla “Corelli”—, Melissa M. ve Sascha W. Duyan, bu kişilerin farklı biçimlerde NSU dosyalarıyla bağlantılı olduğunu ve beşinin de genç yaşta hayatını kaybettiğini belirtiyor.

Ocak 2009’da, Heilbronn yakınlarında ormanlık bir park alanında yanan otomobilin içinde 18 yaşındaki Arthur C. vardı. Polis ölümü intihar olarak değerlendirdi. Ancak Arthur’un adı NSU cinayetlerine ilişkin bazı dosyalarda da geçiyordu.  Arthur, bu zincirin ilk ölümü olarak tanımlanıyor.

Eylül 2013’te Baden-Württemberg’de Florian H. bir park yerinde kendi aracında yanarak öldü. Aşırı sağ çevrelerden kopmuş olan Florian’ın tanıklık etmeye hazırlandığı ve aynı gün polisle görüşmesinin bulunduğu, ancak görüşmeye ulaşamadığı aktarılıyor. Resmî açıklama intihardı; birçok kişi bu açıklamaya inanmadı.

Thomas Richter’in, yani “Corelli”nin ölümü neden kuşkulu bulundu?

Alman istihbaratı için yıllarca muhbirlik yapan Thomas Richter, deşifre olduktan sonra tanık koruma programına alındı. Nisan 2014’te Paderborn’daki evinde ölü bulundu. Görünürde ölüm nedeni, fark edilmemiş şeker hastalığına bağlı “diyabetik şok”tu.

Yıllar sonra bir adli tıp uzmanının önceki raporunu geri çektiği ve “Böyle bir ölüm dış müdahale olmadan da yaşanabilir, ama tamamen doğal olduğundan emin olamayız” dediği aktarılıyor. Uzman, bazı zehirli maddelerin, hatta fare zehrine benzer kimyasalların vücutta ölümcül insülin eksikliği yaratabileceğini söyledi. Savcılık dosyayı yeniden açtı; ancak Richter’in bedeni yakılmıştı.

Melissa M. ve Sascha W. hakkında hangi bilgiler aktarılıyor?

Melissa M., Mart 2015’te hayatını kaybettiğinde 20 yaşındaydı. NSU Araştırma Komisyonu’nda ifade verdikten bir ay sonra öldü. Motosikletle yaptığı küçük bir kazada yalnızca dizinden yaralanmıştı; kısa süre sonra akciğer embolisi geçirerek yaşamını yitirdi. Doktorlar ölümün pıhtıdan kaynaklanan doğal bir ölüm olduğunu söyledi. Ailesi ise bu açıklamaya inanmadı. Yazıda Melissa’nın gerçeği söylemeye çalıştığı ve “çok erken susturulduğu” görüşü dile getiriliyor.

Şubat 2016’da Melissa’nın nişanlısı Sascha W. öldü. Polis ölümü intihar olarak değerlendirdi; ancak ayrıntılar açıklanmadı. Otopsi raporu kamuoyuna sunulmadı ve dosya “gizlilik” gerekçesiyle kapalı kaldı.

Bu ölümler hakkında hangi sorunun sorulması gerektiğini düşünüyorsunuz?

Arthur, Florian, Corelli, Melissa ve Sascha’nın beşi de NSU dosyalarıyla bir şekilde bağlantılıydı; beşi de gençti. Yazıda, hepsinin “gerçeğe yaklaşılmışken” öldüğü değerlendirmesi yapılıyor ve şu soru soruluyor: “Bu olanların hepsi bir tesadüf müydü?”

Christian Bommarius’un yıllar önceki değerlendirmesi bugün neden yeniden gündeme getiriliyor?

Duyan, Bommarius’un sözlerinin aradan geçen zamana rağmen önemini koruduğunu belirtiyor. Bu tehditle yaşamaya devam etmenin, geride kalan ailelerin, toplumun ve yeni yetişen kuşakların çoğulcu topluma duyduğu güvensizliği artırdığını ifade ediyor. Bu nedenle adaletin bağımsızlığının sorgulanmasının kabul edilmesi gerektiğini savunuyor.

Angela Merkel’in verdiği söz bugün kimi bağlıyor?

Duyan’a göre 23 Şubat 2012’de verilen söz yalnızca Merkel’i bağlamıyor. Ondan sonra seçilen Friedrich Merz’in de bu sözü bir devlet adamı ciddiyetiyle taşıması gerekiyor. Cinayetleri aydınlatmak ve arka plandaki sorumluları ortaya çıkarmak için her şeyin yapılacağı söylenmişti. Ancak 15 yıl sonra hâlâ çok sayıda soru cevapsız.

Bir hukuk devletinde adalet nasıl ölçülmeli?

Adalet yalnızca mahkûmiyet kararlarıyla ölçülmez. Kurumların görevlerini ne ölçüde yerine getirdiği, eksikliklerin açıklanıp açıklanmadığı ve mağdur ailelerinin sorularına cevap verilip verilmediği de adaletin parçasıdır.

Duyan, NSU cinayetleri konusunda Federal Almanya makamlarının sorumluluğunun kişisel değil kurumsal olduğunun, eyalet parlamentolarındaki araştırma komisyonlarında, medyada ve bilirkişiler tarafından kabul edildiğini belirtiyor. Bu nedenle 4 Kasım 2011’i anmanın ve hatırlamanın önemli bir görev olduğunu vurguluyor.

Beate Zschäpe’nin cezaevindeki durumu ve son mahkeme kararı nedir?

Ağustos 2025’te Zschäpe’nin aşırı sağcılar için hazırlanan bir rehabilitasyon programına katıldığının açıklandığı aktarılıyor. Programın, asgari infaz süresinin değerlendirilmesini olumlu etkileyebileceği belirtilmişti. Chemnitz Cezaevi’nde tutuklu bulunan Zschäpe, aşırı sağcı örgütlerden ayrılma programına katıldı ve mahkemenin sorularını saatler boyunca yanıtladı. 2018’de hakkında verilen mahkûmiyet kararını artık bütünüyle kabul ettiğini söyledi; ancak bu noktaya gelmesi zaman aldı.

Münih Yüksek Eyalet Mahkemesi, 27 Ekim 2026’da Zschäpe’nin erken tahliye talebini reddetti. Mahkeme, asgari infaz süresini tutuklulukta geçen zaman dâhil 24 yıl olarak belirledi ve cezanın kalan kısmının koşullu salıverme kapsamında infaz edilmemesine karar verdi. Bu karara göre Zschäpe en erken 2035’te serbest kalabilir.

Mahkeme, Zschäpe’nin on NSU cinayetinden dokuzunda suçlardan haberdar olduğunu kabul etmesini lehine değerlendirdi. Mahkeme bu değerlendirmesinde, hem NSU’ya destek vermekle suçlanan bir kadın hakkındaki davada verdiği ifadeye hem de heyet tarafından şahsen dinlenmesine atıfta bulundu. Ayrıca Zschäpe’nin, masum ve rastgele seçilmiş insanların hayatlarını mahvetmiş veya yaşamlarını ciddi biçimde olumsuz etkilemiş olmaktan dolayı utanç duyduğunu söylediğini açıkladı.

Zschäpe’nin suçlardan haberdar olduğunu kabul etmesi, dosyadaki soruları ortadan kaldırıyor mu?

Mundlos ve Böhnhardt’ın ölmüş olması, başka tanık ve delillerin bulunmadığı yönündeki yorumlar ve Zschäpe’nin bütün olaylardan haberdar olduğunu kabul ederken olay yerlerinde bulunmadığını açıklaması, bu anlatımın ne ölçüde inandırıcı olduğu sorusunu gündemde tutuyor.

15 yıl sonra kamuoyuna vermek istediğiniz mesaj nedir?

“Cinayetleri aydınlatmak ve arka plandaki sorumluları ortaya çıkarmak için her şey yapılacağı söylenmişti. Peki, 15 yıl sonra neden hâlâ bu kadar çok soru cevapsız?”

Files