Remzi Aru’dan İlk Kez Açıklama: “O Fotoğraf Bir Tuzaktı, 15 Temmuz’da Doğru Taraftaydım”
15 Temmuz darbe girişimine ilişkin hazırlanan Almanca belgeselde konuşan Remzi Aru, yıllardır gündeme getirilen Selahattin Demirtaş ile çekilmiş fotoğraf üzerinden yürütülen eleştirilere ilk kez kapsamlı yanıt verdi. Aru, söz konusu fotoğrafın bir destek görüntüsü değil, siyasi görüşlerini doğrudan yüzüne ilettiği bir anın karesi olduğunu söyledi.
Gazeteci Mustafa Ekşi’nin yapımcılığını üstlendiği ve 15 Temmuz darbe girişimini Alman kamuoyuna Türk vatandaşlarının tanıklıkları üzerinden aktarmayı amaçlayan Almanca belgesel, gösteriminin ardından kamuoyunda çeşitli tartışmalara neden olmuştu. Belgeselde konuşan isimlerden Remzi Aru, kendisi hakkında yapılan yorumlara, siyasi geçmişine ilişkin iddialara ve özellikle Selahattin Demirtaş ile çekilmiş bir fotoğrafın yıllardır farklı anlamlar yüklenerek kullanılmasına ilişkin ilk kez ayrıntılı açıklamalarda bulundu.
Röportajda belgeselin hazırlık sürecini anlatan Mustafa Ekşi, çalışmanın temel amacının 15 Temmuz gecesi Berlin’de Türkiye’nin diplomatik temsilcilikleri önünde bulunan vatandaşların yaşadıklarını, duygularını ve darbe girişimine karşı sergiledikleri tavrı Almanca olarak kayıt altına almak olduğunu belirtti.
Ekşi, belgeselin yalnızca Türkiye’deki izleyiciye değil, özellikle Alman kamuoyuna hitap edecek şekilde planlandığını, bu nedenle tanıklıkların Almanca aktarılmasına öncelik verildiğini söyledi. Belgeselde diplomatların yanı sıra 15 Temmuz gecesi olaylara doğrudan tanıklık eden vatandaşların görüşlerine de yer verildi.
Remzi Aru da 15 Temmuz gecesi Berlin’de Türkiye’nin diplomatik temsilciliği önünde bulunduğunu, darbe girişimine karşı gösterilen toplumsal tepkinin bir parçası olduğunu anlattı. O gece yaşananların kendisi açısından son derece sarsıcı olduğunu ifade eden Aru, Türkiye’deki gelişmeleri takip ederken büyük bir endişe yaşadığını, darbe girişiminin kontrol altına alınmasıyla birlikte rahatladığını söyledi.
Aru, darbe girişiminin başarısızlığa uğramasını Türkiye açısından tarihî bir dönüm noktası olarak değerlendirdi. Berlin’de diplomatik temsilcilik önünde toplanan kalabalığın ortak bir kaygı taşıdığını belirten Aru, o gece insanların siyasi farklılıklarını bir kenara bırakarak anayasal düzene yönelik müdahaleye karşı tavır aldığını dile getirdi.
Belgeselin hazırlanmasından birkaç yıl sonra kendisine ulaşıldığını anlatan Aru, teklifin 15 Temmuz’la ilgili olduğunu öğrendiğinde tereddüt etmeden kabul ettiğini söyledi. Belgeselde yer almasının kişisel bir ilişki ya da siyasi hesapla bağlantılı olmadığını vurgulayan Aru, 15 Temmuz’un kişiler üstü ve millî bir mesele olduğunu ifade etti.
Aru, “Konu 15 Temmuz olunca bunun Remzi Aru ile ya da başka biriyle ilgili olmadığını düşündüm. Bu, Türkiye’nin yakın tarihinde çok önemli bir dönüm noktasıdır. O gece sokakta olan bir insan olarak tanıklığımı anlatmam gerektiğine inandım” görüşünü dile getirdi.
Belgeselin Almanca hazırlanmasını önemli bulduğunu belirten Aru, Türkiye’de yaşanan darbe girişiminin Alman kamuoyuna yeterince anlatılamadığını savundu. Alman medyasındaki haberlerin çoğu zaman tek taraflı veya eksik olduğunu öne süren Aru, Türk toplumunun kendi tanıklıklarını Almanca anlatmasının gerekli olduğunu ifade etti.
Aru’ya göre, Almanya’da Türkiye ve Türk toplumu hakkında güçlü bir algı yönetimi bulunuyor. Alman kamu yayıncılığının geniş bir bütçeye sahip olduğunu, buna karşılık Türk toplumunun kendi görüşlerini aktarma imkânlarının oldukça sınırlı kaldığını savunan Aru, küçük bütçelerle hazırlanan bağımsız çalışmaların bu nedenle ayrı bir önem taşıdığını söyledi.
Mustafa Ekşi’nin kişisel girişimi ve sınırlı imkânlarla böyle bir belgesel hazırlamasını değerli bulduğunu belirten Aru, film yapımının zaman, emek ve maddi kaynak gerektiren zahmetli bir süreç olduğunu söyledi. Aru, belgeseli başarılı bulduğunu ve ilerleyen yıllarda yeni gelişmelerle birlikte genişletilebileceğini ifade etti.
Röportajın en dikkat çeken bölümlerinden birini ise Remzi Aru’nun Selahattin Demirtaş ile çekilmiş fotoğrafına ilişkin açıklamaları oluşturdu.
Aru, 2014 yılında Demirtaş’ın Berlin’de katıldığı bir toplantıya bir arkadaşının daveti üzerine gittiğini anlattı. Toplantıya katılma amacının Demirtaş’a destek vermek olmadığını belirten Aru, farklı siyasi görüşleri ve hareketleri doğrudan dinlemenin, onları anlamanın ve eleştirileri yüzlerine söylemenin önemli olduğunu düşündüğünü ifade etti.
Demirtaş’ın o tarihte cumhurbaşkanı adayı olduğunu hatırlatan Aru, toplantının profesyonel biçimde organize edildiğini ve Demirtaş’ın etkili bir konuşmacı olduğunu söyledi. Ancak bunun, dile getirilen siyasi görüşleri onayladığı anlamına gelmediğini özellikle vurguladı.
Toplantının sonunda Demirtaş’ın yanına giderek doğrudan konuştuğunu anlatan Aru, Almanya’da yaşayan Türklerin uzun yıllardır karşılaştığı siyasi temsil, seçme-seçilme hakkı, ayrımcılık ve güvenlik sorunlarını dile getirdiğini söyledi.
Aru, Demirtaş’a şiddet ve terör yöntemlerinin Türkiye’de çözüm üretmeyeceğini açıkça söylediğini belirtti. Almanya’daki Türk toplumunun hak arama mücadelesini demokratik yöntemlerle yürüttüğünü ifade eden Aru, “Biz burada yıllardır yaşıyoruz, vergimizi ödüyoruz, ayrımcılığa uğruyoruz, ancak haklarımızı ararken polis öldürmüyor, asker öldürmüyor, bomba patlatmıyoruz. Siz de demokratik siyaset yapın” şeklinde bir mesaj verdiğini anlattı.
Bu konuşmanın ardından fotoğrafın çekildiğini belirten Aru, tek bir kare üzerinden kendisinin Demirtaş’a veya onun siyasi çizgisine destek verdiği yönünde bir algı oluşturulduğunu savundu.
Aru, fotoğrafın ardındaki konuşmanın görmezden gelindiğini, yalnızca tokalaşma anının dolaşıma sokulduğunu belirterek, bunun bilinçli bir manipülasyon olduğunu ileri sürdü. Kendisine göre fotoğraf, bir siyasi yakınlaşmayı değil, doğrudan eleştiri ve yüzleşme anını temsil ediyordu.
“Fotoğrafın arkasında aslında Selahattin Demirtaş’a yöneltilmiş çok açık bir eleştiri vardı. Ancak bu konuşma anlatılmadı. Sadece tokalaşırken çekilmiş tek kare kullanıldı ve bunun üzerinden farklı bir hikâye üretildi” diyen Aru, kendisinin PKK’yı ya da şiddeti hiçbir zaman meşrulaştırmadığını söyledi.
Aru, kendisine yöneltilen suçlamalara uzun süre cevap vermemesinin nedenini ise bu tür tartışmaları büyütmek istememesi olarak açıkladı. Arkasından yapılan yorumların tamamından haberdar olmadığını belirten Aru, enerjisini iftira ve polemiklere cevap vermek yerine doğru bildiği işlere ayırmayı tercih ettiğini ifade etti.
Buna karşın belgeselin ardından eleştirilerin yoğunlaşması ve fotoğrafın yeniden dolaşıma sokulması üzerine açıklama yapma gereği duyduğunu belirten Aru, kamuoyunun tek karelik görüntüler yerine olayların bütününü değerlendirmesi gerektiğini söyledi.
Röportajda 15 Temmuz belgeseline katılmayan veya sonradan vazgeçen isimlere de değinildi. Mustafa Ekşi, belgesel için çok sayıda kişiyle görüşüldüğünü, bazı dernek yöneticilerinin ve kamuoyunda tanınan isimlerin konuşmak istemediğini, bazı kişilerin ise önce kabul edip daha sonra vazgeçtiğini anlattı.
Ekşi, Remzi Aru’nun ise teklifin 15 Temmuz’la ilgili olduğunu öğrendikten sonra kısa süre içinde çekim yerine geldiğini ve herhangi bir şart ileri sürmeden konuştuğunu belirtti. Bu tavrın belgesel açısından önemli olduğunu söyleyen Ekşi, Aru’nun açıklamalarının doğrudan ve cesur bulunduğunu ifade etti.
Aru da belgeselde yer almanın kişisel reklam veya siyasi görünürlük amacı taşımadığını söyledi. Hayatı boyunca doğru bildiği düşünceleri açıklamaktan çekinmediğini belirten Aru, yanlış bulduğu görüşler karşısında sessiz kalmamaya çalıştığını ifade etti.
Aru, iş hayatında ve siyasi faaliyetlerinde etik çizgiyi korumaya önem verdiğini, maddi çıkar veya kişisel hesap nedeniyle tavrını değiştirmediğini savundu. İnsanların hata yapabileceğini kabul eden Aru, önemli olanın yanlış fark edildiğinde geri dönmek ve aynı hatayı sürdürmemek olduğunu söyledi.
Kendisinin farklı dönemlerde siyasi ve toplumsal çalışmalar yürüttüğünü, bu süreçlerde çeşitli çıkar gruplarıyla karşılaştığını anlatan Aru, bazı kişilerin toplumsal mücadelelere kişisel kazanç beklentisiyle katıldığını öne sürdü.
Almanya’da yaşayan Türklerin uzun yıllardır siyasi temsil ve eşit vatandaşlık sorunlarıyla karşı karşıya olduğunu dile getiren Aru, buna rağmen toplumun ortak bir siyasi irade geliştirmekte zorlandığını söyledi. Türk toplumunun Almanya’daki en büyük göçmen gruplarından biri olmasına karşın, medya ve kamu kurumlarında görüşlerini yeterince temsil edemediğini savundu.
Aru, Almanya’daki diğer toplumsal grupların kendi kurumları ve temsil mekanizmaları bulunduğunu, muhafazakâr ve vatansever Türklerin ise kamusal tartışmalarda çoğu zaman görünmez kaldığını ileri sürdü.
Almanya’daki ifade özgürlüğü tartışmalarına da değinen Aru, hukuken geniş özgürlükler bulunduğunu ancak devletin veya güçlü kurumların çıkarlarına aykırı hareket eden kişilerin dolaylı baskılarla karşılaşabileceğini savundu.
Bu tür baskıların açık yasaklar yerine sosyal, ekonomik ve psikolojik yöntemlerle uygulanabildiğini öne süren Aru, uzun vadeli yıpratma ve itibarsızlaştırma kampanyalarının hem Almanya’daki bazı çevreler hem de FETÖ yapılanması tarafından kullanıldığını iddia etti.
Aru, bu yöntemlerin kişiyi doğrudan cezalandırmak yerine toplum nezdinde yalnızlaştırmayı ve itibarsızlaştırmayı amaçladığını söyledi. Türk toplumunun kısa hafızaya sahip olmasının da bu tür kampanyaların etkisini artırdığını savundu.
Röportajda FETÖ yapılanmasına ilişkin sert ifadeler kullanan Aru, örgütün gizlilik içinde ve uzun vadeli stratejilerle çalıştığını söyledi. 15 Temmuz sonrasında örgütün etkisinin tamamen ortadan kalkmadığını belirten Aru, kamuoyunun görünmeyen yapılanmalar konusunda daha dikkatli olması gerektiğini ifade etti.
Aru, 15 Temmuz’un yalnızca geçmişte kalmış bir darbe girişimi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini, demokratik düzeni tehdit eden yapıların farklı yöntemlerle faaliyetlerini sürdürebileceğini ileri sürdü.
Mustafa Ekşi ise röportajın sonunda 15 Temmuz şehitleri ve gazilerine duyulan minneti dile getirerek, belgeselin temel amacının o gece yaşananları tanıkların anlatımıyla gelecek kuşaklara aktarmak olduğunu söyledi.
Belgeselin Türkiye’nin Berlin Büyükelçiliği ve Yunus Emre Enstitüsü’nde gösterildiğini hatırlatan Ekşi, gösterimlere Türk ve Alman izleyicilerin katıldığını belirtti.
Aru, belgeseli izleyen Almanların birebir görüşmelerde anlatılanları daha iyi anladığını, ancak Alman medyasındaki hâkim söylemin izleyicilerin değerlendirmelerini etkilediğini savundu.
Türk toplumunun kendi hikâyesini, yaşadıklarını ve siyasi görüşlerini Almanca anlatmasının zorunlu olduğunu belirten Aru, bu alandaki her çalışmanın büyük medya yapıları karşısında küçük bir adım olarak görülebileceğini, ancak toplumsal değişimin bu tür adımlarla başladığını söyledi.
“Bir okyanusun yanında bir damla olabiliriz. Ama okyanus da damlalardan oluşur. Doğru neyse onu anlatmaya devam etmek gerekir” diyen Aru, belgesel çalışmasının sürdürülmesi ve yeni tanıklıklarla genişletilmesi gerektiğini ifade etti.
Röportajın sonunda Remzi Aru, 15 Temmuz belgeselinin hazırlanmasına katkı sunmaktan pişmanlık duymadığını, belgeselde söylediği sözlerin arkasında olduğunu vurguladı.
Selahattin Demirtaş ile çekilmiş fotoğrafın siyasi desteğin kanıtı olarak kullanılmasını reddeden Aru, fotoğrafın bağlamının kasıtlı biçimde değiştirildiğini savundu.
Aru, kamuoyuna olayları yalnızca fotoğraflar ve kısa sosyal medya paylaşımları üzerinden değil, konuşmaların tamamını ve tarihsel bağlamı dikkate alarak değerlendirme çağrısında bulundu.