Mustafa Ekşi Sordu, Kristin Brinker Yanıtladı: AfD’nin Berlin Planı, Göç Politikası ve Türkiye Kökenli Seçmene Mesajı
Medya.Berlin Genel Yayın Yönetmeni Gazeteci Mustafa Ekşi, AfD Berlin Eyalet Başkanı, Temsilciler Meclisi Grup Başkanı ve Berlin seçimlerinin başbakan adayı Dr. Kristin Brinker ile kapsamlı bir röportaj gerçekleştirdi. Brinker; siyasi geçmişinden AfD’ye katılma nedenine, Sachsen-Anhalt’taki seçim başarısından Berlin hedeflerine, Türkiye kökenli seçmenden aşırı sağ tartışmasına, kamu harcamalarından düzensiz göçe, radikalleşmeden Verfassungsschutz’a kadar birçok başlıkta soruları yanıtladı. Röportajda özellikle “Almanya bir göç ülkesi değildir” ifadesinin ne anlama geldiği, AfD’nin Türkiye kökenli Berlinlilere yaklaşımı ve olası bir AfD yönetiminde neyin değişeceği tartışıldı.
Berlin’de seçimlere sayılı günler kala siyasi rekabet sertleşirken Medya.Berlin, AfD’nin Berlin’deki en önemli ismi Dr. Kristin Brinker’i ağırladı.
Medya.Berlin Genel Yayın Yönetmeni Gazeteci Mustafa Ekşi’nin gerçekleştirdiği röportajda Brinker, hem kişisel ve siyasi geçmişini anlattı hem de Berlin için düşündüğü politikaları ayrıntılı biçimde ortaya koydu.
Röportajın merkezinde Berlin’in geleceği kadar, şehirde yaşayan Türkiye kökenli nüfusun AfD’ye ilişkin soruları da vardı.
Bernburg’dan Berlin’e uzanan yol
Kristin Brinker, Sachsen-Anhalt eyaletindeki Bernburg an der Saale kentinde doğduğunu ve lise eğitimini burada tamamladığını anlattı.
Berlin’e gelmenin gençlik yıllarından beri hedefi olduğunu söyleyen Brinker, 1991 yılında bir bankada mesleki eğitim alma ve aynı zamanda çalışma fırsatı bulunca Berlin’e taşındığını belirtti.
Brinker daha sonra mimarlık eğitimi aldı.
1999 yılında mezun olduğunu, ancak o dönemde Berlin’de mimarlar için iş bulmanın oldukça zor olduğunu söyleyen Brinker, akademik kariyere yöneldi.
Mimarlık alanında doktora yaptığını belirten Brinker, bunun mimarlar arasında çok yaygın bir tercih olmadığını da vurguladı.
Doktorasının ardından uzun yıllar serbest çalıştığını, özellikle gayrimenkul geliştirme ve bina yönetimi alanında faaliyet gösterdiğini anlattı.
Siyasetin başlangıçta hayat planında bulunmadığını ifade eden Brinker’in siyasi kariyerinin dönüm noktası ise 2013 oldu.
“Siyaset aslında hiçbir zaman planım değildi”
AfD’nin 2013 yılında kurulmasıyla birlikte siyasi sürece dahil olduğunu anlatan Brinker, eşinin Berlin’de partinin ilk eyalet başkanı olduğunu söyledi.
Brinker, eşini kuruluş sürecinden itibaren desteklediğini ve zaman içinde kendisinin de siyasetin içine girdiğini belirtti.
2013 yılında AfD’ye üye olduğunu söyleyen Brinker, 2016’dan bu yana Berlin Temsilciler Meclisi’nde görev yaptığını, burada ağırlıklı olarak bütçe ve maliye konularında çalıştığını anlattı.
2021 yılından bu yana AfD Berlin Eyalet Başkanı ve Berlin Temsilciler Meclisi’ndeki AfD grubunun başkanı olduğunu belirten Brinker, şimdi de partinin Berlin başbakan adayı olarak seçimlere girdiğini söyledi.
Mustafa Ekşi sordu: “Neden AfD?”
Gazeteci Mustafa Ekşi’nin ilk siyasi sorularından biri Brinker’in neden özellikle AfD’yi tercih ettiği oldu.
Brinker, daha önce hiçbir siyasi partide aktif olmadığını, ancak siyaseti her zaman yakından takip ettiğini anlattı.
Kendisinin ve eşinin siyasi görüş olarak geçmişte CDU ve FDP’ye daha yakın durduğunu belirten Brinker, buna rağmen yerleşik parti yapılarına katılmayı istemediklerini söyledi.
Serbest çalışan biri için geleneksel partilerin mevcut hiyerarşilerinin ve yapılarının çok katı olduğunu savunan Brinker, AfD’nin kurulmasının kendileri açısından “muhafazakâr alanda yeni bir siyasi yapı oluşturma fırsatı” sunduğunu ifade etti.
Bu nedenle partiye katıldıklarını belirten Brinker, siyasi kariyerinin zaman içinde geliştiğini söyledi.
Sachsen-Anhalt sonucu: “Bizi bile şaşırttı”
Röportajda Sachsen-Anhalt’taki seçim sonucu da geniş yer buldu.
Mustafa Ekşi, Brinker’e doğduğu eyalet olan Sachsen-Anhalt’ta AfD’nin aldığı güçlü sonucu nasıl değerlendirdiğini sordu.
Brinker, sonucu “çok büyük bir başarı” olarak nitelendirdi.
AfD’nin 2013 yılında kurulduğu dönemde bu kadar kısa süre içinde böylesine güçlü bir noktaya gelebileceğini kendilerinin de beklemediğini söyledi.
Partinin yükselişinin yalnızca AfD’nin kendi performansından kaynaklanmadığını belirten Brinker, Almanya’daki birçok insanın ülkenin geleceğine ilişkin ciddi endişeler taşıdığını savundu.
Özellikle Doğu Almanya’da yaşayan insanların farklı tarihsel deneyimlere sahip olduğunu ifade eden Brinker, AfD’nin doğu eyaletlerinde güçlü olmasını bu toplumsal tecrübelerle ilişkilendirdi.
Bununla birlikte seçim başarısının parti için yalnızca avantaj olmadığını, aynı zamanda önemli bir sorumluluk getirdiğini de söyledi.
Brinker, seçmene yalnızca muhalefet yapabilen değil, aynı zamanda politika uygulayabilen bir parti olduklarını göstermek zorunda olduklarını dile getirdi.
“Sachsen-Anhalt Berlin için birebir model değil”
Mustafa Ekşi, Sachsen-Anhalt’taki sonucu Berlin için bir model olarak görüp görmediğini de sordu.
Brinker, Berlin’in Sachsen-Anhalt’tan çok farklı olduğunu kabul etti.
Berlin’in nüfus yapısının, şehir tarihinin, Doğu-Batı ayrımının, yoğun göçmen nüfusunun, öğrenci kitlesinin ve kültürel çeşitliliğinin tamamen farklı bir siyasi ortam yarattığını söyledi.
“Berlin’de çok farklı sosyal çevreler bir arada yaşıyor” diyen Brinker, bu nedenle Berlin siyasetinin başka bir yöntem gerektirdiğini ifade etti.
Bununla birlikte AfD’nin Berlin’de de artık güçlü siyasi aktörlerden biri haline geldiğini savundu.
Türkiye kökenli seçmen için ne değişecek?
Röportajın en önemli bölümlerinden biri Medya.Berlin okuyucularını doğrudan ilgilendiren Türkiye kökenli Berlinliler konusuydu.
Mustafa Ekşi, Brinker’e AfD’nin Berlin’de yönetimi devralması durumunda Türkiye kökenli Alman vatandaşları için somut olarak neyin değişeceğini sordu.
Brinker bu soruya, Türkiye kökenlileri ayrı bir toplumsal kategori olarak görmek istemediğini söyleyerek yanıt verdi.
Berlin’de onlarca yıldır yaşayan ve ikinci kuşakta bulunan Türkiye kökenli insanların temel sorunlarının diğer Berlinlilerin sorunlarından farklı olmadığını ifade etti.
Brinker’e göre geçim maliyetleri, güvenlik, enerji fiyatları, altyapı, yollar, ulaşım ve kamu hizmetleri bütün şehir sakinlerinin ortak gündemini oluşturuyor.
“Türkiye kökenlileri ayrıca ayırmazdım” diyen Brinker, Berlin’de yaşayan herkes için ortak bir yaşam düzeninin ve ortak kuralların gerekli olduğunu söyledi.
Hermannstraße’de Türkiye kökenlilerle görüşme
Brinker, Türkiye kökenli seçmene ilişkin değerlendirmelerinin yalnızca teorik olmadığını, kısa süre önce Neukölln’de Hermannstraße’de vatandaşlarla görüştüğünü de anlattı.
Brinker, iki hafta kadar önce Hermannstraße’de yürüdüğünü ve özellikle burada doğmuş, ikinci kuşakta bulunan Türkiye kökenli Berlinlilerle dikkat çekici sohbetler yaptığını söyledi.
Görüştüğü bazı kişilerin vergi gelirlerinin dünyanın farklı bölgelerine dağıtılmasından rahatsız olduklarını ve kamu kaynaklarının Almanya’nın kendi altyapısına daha fazla harcanmasını istediklerini aktardı.
Brinker ayrıca görüştüğü kişilerin enerji fiyatlarının düşmesini, nükleer enerjinin yeniden değerlendirilmesini ve Almanya ile daha güçlü bir aidiyet kurulmasını istediklerini ileri sürdü.
Bazı vatandaşların Alman bayrağını görmekten rahatsız olmadıklarını, hatta Almanya ile gurur duymak istediklerini söylediklerini belirten Brinker, bu görüşmelerden olumlu etkilendiğini ifade etti.
Hermannstraße’de kendisini güvende hissettiğini söyleyen Brinker, ziyaretinin önceden duyurulmadığını ve sıradan vatandaşlarla tesadüfen konuştuğunu belirtti.
Brinker ayrıca ilk kez Körnerpark’a gittiğini ve parkı çok beğendiğini anlattı.
Ekşi’den doğrudan soru: “Aşırı sağ konusunda sınırınız nerede?”
Mustafa Ekşi’nin röportajdaki en kritik sorularından biri aşırı sağ üzerine oldu.
Ekşi, Türkiye kökenli toplumun Almanya’da uzun yıllardır aşırı sağ ve ırkçılıkla ilgili deneyimler yaşadığını hatırlatarak, AfD’nin aşırı sağ konusunda sınırı nerede çizdiğini sordu.
Brinker, partisinin her türlü aşırılığı reddettiğini savundu.
Sağdan, soldan veya başka yapılardan gelen siyasi şiddetin kabul edilemeyeceğini söyleyen Brinker, “Aşırılığın her türünden açık şekilde uzak duruyoruz” dedi.
Bununla birlikte Brinker, Almanya’daki siyasi tartışmalarda “aşırı sağcı” etiketinin çok kolay kullanıldığını öne sürdü.
Sorunları dile getirmenin bazen hızla aşırılıkçılıkla ilişkilendirildiğini savunan Brinker, bunun siyasi tartışmayı zorlaştırdığını ifade etti.
“Radikal kişileri partiye almıyoruz”
Brinker, AfD çevresinde özellikle sosyal medyada aşırı sağ söylemler kullanan gençlere ilişkin soruya da yanıt verdi.
Bu tür kişilerin varlığını tamamen reddetmeyen Brinker, AfD’nin üyelik başvurularını dikkatle incelediğini söyledi.
Medyanın AfD’yi başından itibaren aşırı sağla ilişkilendirdiğini savunan Brinker, bunun bazı gerçekten radikal kişilerin partiye ilgi göstermesine yol açtığını ileri sürdü.
Ancak bu kişilerin parti üyeliğine kabul edilmediğini söyledi.
Brinker, kamuya açık mitinglerde veya gösterilerde bulunan herkes üzerinde parti denetimi kurulamayacağını da sözlerine ekledi.
Berlin’de salon bulma sorunu
Röportajın dikkat çekici ayrıntılarından biri AfD’nin Berlin’de toplantı salonu bulmakta zorlandığına ilişkin Brinker’in açıklaması oldu.
Partinin birçok etkinlik için salon bulamadığını söyleyen Brinker, bu nedenle kamuya açık toplantılar düzenlemek zorunda kaldıklarını anlattı.
Brinker, son dönemlerde Neukölln’de bir Türk düğün salonunda etkinlik gerçekleştirdiklerini de ifade etti.
Bu mekânın kendileri açısından başarılı bir organizasyona imkân verdiğini belirten Brinker, Medya.Berlin’i gelecekte AfD Berlin’in basın dağıtım listesine dahil etmeyi teklif etti.
Gauland hâlâ AfD üyesi mi?
Mustafa Ekşi, röportajda AfD’nin eski liderlerinden Alexander Gauland’ı da gündeme getirdi.
Brinker, Gauland’ın hâlâ AfD üyesi olduğunu doğruladı.
Ekşi, Gauland’ın geçmişte büyük tartışmalara yol açan açıklamalarını hatırlattı.
Brinker, Gauland’ı bir aşırılıkçı olarak görmediğini söyledi.
Bununla birlikte Gauland’ın bazı açıklamalarını kendisinin de “çok kötü” bulduğunu açıkça ifade etti.
Gauland’ın bazı sözlerini daha sonra geri aldığını veya bu ifadeler nedeniyle özür dilediğini belirten Brinker, “Söylenen şeyi sonradan dünyadan tamamen silemezsiniz” değerlendirmesinde bulundu.
Berlin bütçesinde nereden kesinti yapılacak?
Ekşi, Brinker’e AfD’nin Berlin’de iktidara gelmesi halinde hangi harcamaları somut olarak keseceğini de sordu.
Brinker, özellikle bazı kamu finansmanlı STK projelerini hedef aldı.
Berlin’de “sol projeler” olarak tanımladığı birçok yapıya kamu kaynağı aktarıldığını savunan Brinker, bazı STK’ların gerçekte belirli siyasi partilerin çevre yapılanmaları gibi hareket ettiğini öne sürdü.
Bu projelerde yeterli mali kontrol olmadığını ve kaynakların nasıl kullanıldığının tam olarak bilinmediğini iddia eden Brinker, burada ciddi kesintiler yapılabileceğini söyledi.
Göç harcamaları: “Bu ölçekte sürdürülemez”
Brinker’in bütçe konusunda ikinci büyük başlığı göç ve sığınmacı harcamaları oldu.
Berlin’in sığınmacıların barınması, oteller, konaklama merkezleri ve sosyal destekler için çok yüksek harcamalar yaptığını savundu.
Brinker, bu maliyetlerin iki milyar avronun üzerine çıktığını ileri sürdü.
Bu rakam röportaj sırasında Brinker tarafından dile getirildi; haberde siyasi beyan olarak aktarılmaktadır.
Brinker’e göre Berlin’in mali yükünü azaltmak için oturum hakkı bulunmayan kişilerin ülkeden ayrılması konusunda mevcut yasalar daha sıkı uygulanmalı.
Duldung ile sınır dışı arasındaki ayrım
Mustafa Ekşi’nin soruları üzerine Brinker, Almanya’daki “Duldung” yani geçici olarak sınır dışı edilmeme statüsüne de değindi.
Berlin’de ülkeyi terk etmesi gerektiği halde hâlâ şehirde bulunan yaklaşık 20 bin kişi olduğunu söyleyen Brinker, bunların önemli bölümünün Duldung statüsüne sahip olduğunu belirtti.
Ancak her Duldung dosyasının aynı olmadığını kabul etti.
Örneğin ağır hastalık nedeniyle sınır dışı edilmesi mümkün olmayan bir kişinin gönderilemeyeceğini söyledi.
Buna karşılık sınır dışı edilmesine hukuki veya insani bir engel bulunmayan kişilerin Berlin’den ve Almanya’dan ayrılması gerektiğini savundu.
Brinker, mevcut yasaların daha sıkı uygulanmasının Almanya’ya gelmeyi planlayan kişilere de “dışarıya doğru bir mesaj” vereceğini söyledi.
Danimarka örneği
Brinker, göç politikasında Danimarka’yı örnek gösterdi.
Danimarka’daki sosyal demokrat hükümetin iltica ve göç konusunda çok daha sıkı kurallar uyguladığını savunan Brinker, bunun ülkeye yapılan sığınma başvurularını büyük ölçüde azalttığını söyledi.
Almanya’nın da benzer şekilde daha net kurallar koyması gerektiğini ifade etti.
Brinker’e göre sorun, Almanya’ya gelen insanların daha iyi bir hayat araması değil, devletin kuralları yeterince açık belirlememesi.
Radikalleşen yabancılara ne yapılacak?
Mustafa Ekşi, Brinker’e oturum hakkı bulunan ancak radikalleşen ya da başkalarını radikalleştiren yabancılar konusunda ne yapılacağını da sordu.
Brinker, Alman vatandaşı olmayan ve terör örgütlerini desteklediği kanıtlanan kişilerin Almanya’da kalmaması gerektiğini savundu.
İslamcı yapılara dahil olan, IŞİD gibi terör örgütlerine destek veren veya başkalarını radikalleştiren kişiler konusunda daha sert bir çizgi istedi.
Brinker, Almanya’nın özgür bir ülke olduğunu ve herkesin dinini serbestçe yaşayabileceğini vurguladı.
Ancak radikalizmin ve şiddet çağrısının bu özgürlüğün sınırı olduğunu söyledi.
“Burada doğan genç nasıl radikalleşiyor?”
Ekşi’nin takip sorusu, Almanya’da doğup büyüyen gençlerin radikalleşmesi üzerineydi.
Ekşi, burada doğmuş, okula gitmiş ve Alman toplumunun içinde yetişmiş kişilerin radikalleştiğinin nasıl tespit edileceğini sordu.
Brinker, güvenlik kurumlarının radikalleşmenin hangi yapılarda gerçekleştiği konusunda önemli bilgilere sahip olduğunu düşündüğünü söyledi.
Sorunun kurumlar arasındaki bilgi paylaşımında yaşandığını savunan Brinker, Almanya’da veri koruma kurallarının güvenlik kurumları arasındaki iletişimi zaman zaman zorlaştırdığını ileri sürdü.
Radikal yapılanmaların faaliyet gösterdiği dernek veya organizasyonların gerektiğinde yasaklanabileceğini belirten Brinker, güvenlik birimlerinin daha etkin biçimde koordine edilmesini istedi.
AfD yasağı ve “Brandmauer” tartışması
Röportajda AfD’nin yasaklanması yönündeki tartışmalar da gündeme geldi.
Mustafa Ekşi, Alice Weidel’in son açıklamalarını hatırlatarak Brinker’e AfD yasağı tartışmasını nasıl değerlendirdiğini sordu.
Ekşi ayrıca diğer partilerin AfD çevresinde oluşturduğu siyasi “Brandmauer”, yani AfD ile iş birliğini reddetme politikasının devam etmesi halinde partinin ne yapacağını sordu.
Brinker, yasaların mevcut olduğunu ve siyasi mücadele içinde uygulanması gerektiğini söyledi.
Verfassungsschutz’a ağır eleştiri
Ekşi’nin Verfassungsschutz’un AfD hakkındaki değerlendirmelerini gündeme getirmesi üzerine Brinker kurumu sert biçimde eleştirdi.
Verfassungsschutz’un ilgili içişleri bakanlığına bağlı olmasını sorunlu gördüğünü belirten Brinker, içişleri bakanlarının siyasi partilere mensup olduğunu hatırlattı.
Brinker, bu yapının AfD’ye karşı siyasi araç olarak kullanılabileceğini öne sürdü.
AfD’nin demokratik siyasi rekabet yoluyla değil, devlet kurumları üzerinden etkisizleştirilmeye çalışıldığını savundu.
Brinker’e göre demokraside siyasi rakipler birbirlerini yasaklamaya veya sistem dışına itmeye çalışmak yerine sorunları tartışmalı ve seçmeni ikna etmeye çalışmalı.
Bu açıklamalar Brinker’in siyasi değerlendirmeleridir.
“Yarın Regierende Bürgermeister olsanız kiminle hükümet kurarsınız?”
Mustafa Ekşi, Brinker’e doğrudan iktidar senaryosunu da sordu.
“Yarın Berlin’in Regierende Bürgermeister’i olsanız kiminle koalisyon kuracaksınız?” sorusuna Brinker, diğer partilerin şu anda AfD ile koalisyonu reddettiğini hatırlatarak yanıt verdi.
Seçim sonucunun bunu değiştirip değiştirmeyeceğinin görüleceğini söyledi.
Brinker, Berlin’de CDU, Sol Parti ve AfD’nin birbirine yakın oranlarda seyrettiğini, Yeşillerin de hemen arkadan geldiğini, SPD’nin ise daha düşük seviyelerde bulunduğunu ileri sürdü.
Brinker’in sözleri röportaj sırasında verdiği siyasi değerlendirmeleri yansıtmaktadır.
CDU’ya eleştiri: “Yine sol koalisyona mahkûm kalacak”
Brinker, CDU’nun AfD ile koalisyonu reddetmesi halinde üçlü koalisyon aramak zorunda kalacağını savundu.
CDU’nun SPD, Yeşiller veya Sol Parti gibi partilerle ortaklık kurması durumunda vaat ettiği politika değişikliğini gerçekleştiremeyeceğini ileri sürdü.
Brinker’e göre CDU, AfD ile iş birliği yapmadığı sürece kendi seçmenine verdiği bazı sözleri yerine getiremeyecek.
BSW ile temas var mı?
Mustafa Ekşi, Brinker’e BSW ile temaslarının bulunup bulunmadığını da sordu.
Brinker, BSW ile temasları olduğunu doğruladı.
Ancak BSW’nin Berlin Temsilciler Meclisi’ne girip giremeyeceğinin henüz belli olmadığını söyledi.
Bu nedenle olası koalisyon senaryoları konusunda seçim sonucunun beklenmesi gerektiğini ifade etti.
İzleyici sorusu: “Almanya bir göç ülkesi değildir” ne demek?
Röportajın en kritik bölümlerinden biri izleyiciden gelen soru oldu.
AfD programında yer alan “Deutschland ist kein Einwanderungsland” — “Almanya bir göç ülkesi değildir” ifadesi Brinker’e soruldu.
Mustafa Ekşi, Berlin’de nüfusun büyük bölümünün göç geçmişine sahip olduğunu, bu insanların önemli kısmının onlarca yıldır şehirde yaşadığını ve çalıştığını hatırlatarak bu cümlenin ne anlama geldiğini sordu.
Brinker, Almanya’nın son yıllarda iltica ile göçü birbirine karıştırdığını savundu.
İlticanın geçici koruma anlamına geldiğini söyleyen Brinker, kişinin ülkesindeki koşullar düzeldiğinde geri dönüşün prensip olarak gündeme gelmesi gerektiğini ifade etti.
Buna karşılık çalışmak için gelen göçmenleri farklı değerlendirdi.
Brinker, Almanya’da çalışan, entegre olan, Almanca öğrenen, vergi ödeyen ve burada yaşam kuran insanların toplum için “çok değerli” olduğunu söyledi.
“Göç gerekli ama kurallı olmalı”
Brinker, Almanya’nın özellikle hemşire, bakım personeli ve diğer uzmanlık alanlarında yabancı iş gücüne ihtiyacı bulunduğunu kabul etti.
Ancak bu göçün daha kontrollü olması gerektiğini savundu.
ABD, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi ülkeleri örnek gösteren Brinker, Almanya’nın ihtiyaç duyduğu meslek gruplarını belirleyerek buna göre göçmen kabul etmesi gerektiğini söyledi.
“Buraya gelip çalışan, entegre olan ve şehrimizin ilerlemesine katkı sunan herkesten memnunuz” diyen Brinker, programdaki tartışmalı cümlenin düzensiz ve kontrolsüz göçe karşı bir mesaj olduğunu ifade etti.
Türkiye bağlantısı
Röportajın sonunda daha kişisel bir başlık da açıldı.
Mustafa Ekşi, Brinker’e İstanbul’a gidip gitmediğini sordu.
Brinker, İstanbul’u yaklaşık 20 yıl önce kısa süreli ziyaret ettiğini söyledi.
Türkiye’ye ise geçmişte birçok kez gittiğini, özellikle ülkenin güney bölgelerini iyi bildiğini anlattı.
Eşinin de 1970’li yıllarda öğrenciyken Almanya’dan Türkiye’ye otomobille seyahat ettiğini belirtti.
Brinker, Berlin Eyalet Meclisi düzeyinde dış ilişkilerin sınırlı olduğunu, uluslararası siyasi temasların daha çok Federal Meclis üzerinden yürütüldüğünü de söyledi.
Berlin seçimleri öncesi Türkiye kökenli seçmen de odakta
Mustafa Ekşi’nin Dr. Kristin Brinker ile yaptığı röportaj, Berlin seçimleri öncesinde AfD’nin yalnızca genel siyasi vaatlerini değil, Türkiye kökenli seçmenlere yönelik yaklaşımını da doğrudan ortaya koydu.
Brinker, Türkiye kökenli Alman vatandaşlarını diğer Berlinlilerden ayrı görmediğini vurgularken, iş gücü göçünü destekleyen ancak düzensiz göçü daha sert kurallarla sınırlandırmak isteyen bir politika tarif etti.
Aynı röportajda aşırı sağ ile arasına mesafe koyduğunu savundu, ancak AfD’ye yönelik Verfassungsschutz değerlendirmelerini siyasi buldu.
STK harcamalarında kesinti, düzensiz göç konusunda daha sert uygulamalar, güvenlik kurumları arasında daha güçlü veri paylaşımı ve kontrollü iş gücü göçü Brinker’in Berlin için öne çıkardığı temel başlıklar oldu.
Röportaj, AfD’nin Türkiye kökenli seçmenle ilişkisine dair önemli bir çelişkiyi de görünür hale getirdi: Bir tarafta “Burada çalışan ve entegre olan göçmenler bizim için değerlidir” mesajı, diğer tarafta daha katı göç ve sınır dışı politikaları.
Bu yaklaşımın Berlin gibi göç geçmişine sahip nüfusun son derece güçlü olduğu bir şehirde seçmen tarafından nasıl değerlendirileceği ise sandıkta görülecek.
Foto:ŞafakVelioğlu