Dört Yıl Sonra Birkaç Soru: ATGB Berlin Neden Var?
ATGB Berlin’in kuruluşunda yer alan bir gazeteci olarak dört yıl sonra soruyorum: Dernek kurumsallaştı mı, tüzüğe uygun seçimler yapıldı mı, şeffaflık sağlandı mı ve en önemlisi Türk toplumunun hangi somut sorununa gerçekten tercüman olundu?
Dört Yıl Sonra Birkaç Soru: ATGB Berlin Neden Var?
Dört yıl önce umut vardı.
Ben de o umudun içindeydim.
Alman Türk Gazeteciler Birliği Berlin’in kuruluşunda yer aldığımda, aklımdaki mesele yeni bir tabela asmak değildi.
Almanya’nın, hatta Avrupa’nın siyasi başkentinde yaşayan Türkçe konuşan gazetecilerin kurumsal bir çatıya kavuşmasını istiyordum.
Gazetecilerin Alman meslektaşlarıyla göz hizasında muhatap olduğu…
Türk toplumunun sorunlarına mikrofon uzatan…
Siyasetçiye soru soran…
Kamuoyuna dosya sunan…
Meslek etiğini savunan bir yapı.
Yani dernek.
Fotoğraf kulübü değil.
Yaklaşık bir buçuk yıl sonra yollarımız ayrıldı.
Çünkü benim anladığım dernekçilikle, gördüğüm dernekçilik arasında mesafe oluşmaya başlamıştı.
Ben görevde olduğum süre içinde üzerime düşeni yaptığımı düşünüyorum.
Aradan neredeyse üç yıl geçti.
Şimdi artık kişisel meseleleri değil, kurumsal hesabı sormanın zamanı.
Dernek Resmen Dernek Oldu Mu?
İlk soru çok basit.
ATGB Berlin bugün hukuken hangi statüde?
Derneğe resmiyet kazandırıldı mı?
Kayıt işlemleri tamamlandı mı?
Tüzüğün gerektirdiği kurumsal yapı oluşturuldu mu?
Bunlar ayrıntı değil.
Bir gazeteciler birliğinin önce kendi kurumsal kimliğini şeffaf biçimde ortaya koyması gerekir.
Çünkü başkasına hesap soracak kurumun, önce kendi hesabını verebilmesi gerekir.
Seçimler Yapıldı Mı?
Tüzük ne diyorsa uygulandı mı?
Genel kurullar zamanında gerçekleştirildi mi?
Yönetimler üyelerin oyuyla yenilendi mi?
Faaliyet raporu açıklandı mı?
Mali rapor sunuldu mu?
Üyelere hesap verildi mi?
Gazetecilik başkasına soru sormaksa, gazetecilerin kurduğu dernek de bu sorulardan muaf değildir.
Yönetimde Kaç Gazeteci Var?
Gelelim daha temel meseleye.
Adı:
Alman Türk Gazeteciler Birliği.
Peki yönetiminde gerçekten aktif gazetecilik yapan kaç kişi bulunuyor?
Üyelik kriterleri nedir?
Gazeteci olmayanlar üye olabiliyor mu?
Gazeteci olan herkes eşit koşullarda üyeliğe kabul ediliyor mu?
Kim kabul ediliyor?
Kim edilmiyor?
Kararı kim veriyor?
Gazeteciler birliğinin gazetecilik kriterinin ne olduğunu kamuoyunun bilmesinde herhalde sakınca yoktur.
Dört Yılda Hangi Dosyayı Açtınız?
Asıl soru bu.
Dört yılda Berlin’de Türk toplumunun hangi büyük sorununa tercüman oldunuz?
Irkçılık?
Ayrımcılık?
Vatandaşlık?
Göçmen kökenli gençlerin eğitim sorunları?
Türkçe medya kuruluşlarının ekonomik sıkıntıları?
Basın özgürlüğü?
Gazetecilerin akreditasyon problemleri?
Kamu kurumlarında Türkçe medyanın muhatap alınması?
Alman medyasında Türk toplumunun temsili?
Hangisi?
Bir rapor var mı?
Bir araştırma?
Bir kamuoyu kampanyası?
Bir panel dizisi?
Bir gazetecilik ödülü?
Bir mesleki eğitim programı?
Bir basın özgürlüğü girişimi?
Bir dayanışma fonu?
Bir dosya haber?
Bir açıklama?
Varsa yayımlansın.
Memnuniyetle okuyalım.
Çünkü derneklerin başarısı pasta keserken çekilen fotoğraflarla değil, ortaya koydukları kamusal faydayla ölçülür.
İstifama Neden Olan Mesele Ne Oldu?
Benim ayrılmamda etkili olan konulardan biri de yönetimde bulunan bir kişinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik kullandığını düşündüğüm kabul edilemez ifadelerdi.
Bugün soruyorum:
Bu konu yönetim tarafından ele alındı mı?
Disiplin süreci işletildi mi?
Söz konusu kişinin yönetimdeki durumu değerlendirildi mi?
Burada mesele Erdoğan’ı sevmek veya sevmemek değil.
Gazeteci eleştirir.
En sert soruyu da sorar.
Ama hakaret başka şeydir, gazetecilik başka.
Üstelik üzerinde “gazeteciler birliği” yazan bir kurumun bu ayrımı herkesten iyi bilmesi gerekir.
Şeffaf Mısınız?
Bir gazeteciler derneğine belki de sorulabilecek en kısa soru.
Şeffaf mısınız?
Üye listeniz?
Yönetim yapınız?
Tüzüğünüz?
Genel kurul tarihleriniz?
Faaliyet raporlarınız?
Gelir-gider tablonuz?
Bunlar üyelerin ve kamuoyunun erişimine açık mı?
Çünkü gazetecilikte şeffaflık talep edip dernek yönetiminde kapalılığı tercih etmek pek tutarlı görünmez.
Dernek Mi, Fotoğraf Platformu Mu?
Türkiye kökenli toplumun Almanya’da eski bir hastalığı var.
Dernek kurmayı seviyoruz.
Başkan olmayı daha çok seviyoruz.
Kartviziti seviyoruz.
Makamı seviyoruz.
Toplu fotoğrafı zaten çok seviyoruz.
Ama mesele iş üretmeye geldiğinde bazen aynı heyecanı göremiyoruz.
Dört yıl sonra ATGB Berlin’in kutlamasına ben de katıldım.
Ortam bu soruları uzun uzun sormaya uygun değildi.
O nedenle şimdi, açık biçimde soruyorum:
ATGB Berlin dört yılda Türk toplumuna ne kattı?
Türk gazeteciliğini Berlin’de hangi noktadan hangi noktaya taşıdı?
Hangi gazetecinin mesleki sorununu çözdü?
Hangi toplumsal meseleyi Alman kamuoyunun gündemine taşıdı?
Hangi kurum karşısında Türkçe medyanın ağırlığını artırdı?
Ve en önemlisi…
Kuruluşunda hayal ettiğimiz gibi gerçekten göz hizasında, kurumsal, demokratik ve şeffaf bir gazeteciler örgütü mü oldu?
Yoksa…
“Küçük olsun, bizim olsun.”
“Dostlar alışverişte görsün.”
Fotoğraf çekilsin.
Pasta kesilsin.
Bir yıl daha geçmiş olsun.
Mesele bundan mı ibaret?
Cevap vermek yönetimin işi.
Soru sormak ise bizim.
Gazetecilik tam da bunun için var.
İlgili Arşiv Haber
Alman -Türk Gazeteciler Birliği 'den Etkileyici Faaliyetleri