EURO 2024’ün perde arkası: Ankara’nın duymadığı uyarılar
2018’de Erdoğan’ın Berlin ziyareti sırasında Alman basınında oluşan atmosfer, EURO 2024 yarışının gölgesinde Türkiye açısından kritik bir diplomatik sınava dönüştü. Bugün geriye dönüp bakıldığında asıl tartışma UEFA kararı değil, o dönemde duyulmayan uyarılar olarak öne çıkıyor.
Bir tarafta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Almanya ziyareti vardı.
Diğer tarafta ise Almanya ile Türkiye’nin EURO 2024 Avrupa Futbol Şampiyonası’na ev sahipliği yapmak için yarıştığı tarihi süreç…
UEFA kararını açıklamak üzereydi.
Berlin’de ise başka bir hava esiyordu.
Alman basını günlerdir Erdoğan’ın ziyaretine hazırlanıyordu.
Gazeteler özel ekler çıkarıyor, televizyonlar canlı yayın planları yapıyor, güvenlik önlemleri şehir gündeminin ilk sırasına yerleşiyordu.
Tam da bu dönemde Berliner Morgenpost Spor Müdürü Pit Gottschalk, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bir röportaj yapmak istiyordu.
Konusu EURO 2024’tü.
Türkiye’nin adaylığıydı.
Türkiye’nin şansıydı.
İlk bakışta son derece doğal görünüyordu.
Ancak mesele röportaj değildi.
Mesele zamanlamaydı.
Mesele atmosferdi.
Mesele Almanya’nın aynı zamanda Türkiye’nin rakibi olmasıydı.
O günlerde Berlin’de bulunan bazı Türk diplomatik çevrelerinde konu değerlendirildi.
Sorulan soru son derece basitti:
“Almanya ile Türkiye’nin karşı karşıya geldiği bir adaylık yarışında, Alman kamuoyunda yeni siyasi tartışmalar oluşturabilecek bir röportaj Türkiye’nin lehine mi olur, aleyhine mi?”
Bugün dönüp baktığımızda görüyoruz ki bu soru son derece yerindeydi.
Çünkü Erdoğan’ın Berlin’e indiği gün Alman gazetelerinin manşetlerinde futbol yoktu.
Türkiye’nin yeni stadyumları yoktu.
Spor yatırımları yoktu.
UEFA kriterleri yoktu.
Manşetlerde siyaset vardı.
Berliner Kurier, Erdoğan’ın ziyaretini sert ifadelerle veriyordu.
BILD gazetesi günlerce Erdoğan merkezli yayın yapıyordu.
Berliner Morgenpost, Berlin şehir merkezindeki kapanan yolları, protestoları ve güvenlik önlemlerini sayfalarına taşıyordu.
Gazetelerde Türkiye’nin EURO 2024 dosyasından çok Erdoğan’ın ziyareti konuşuluyordu.
Oysa Türkiye’nin anlatması gereken şey farklıydı.
Yeni stadyumları vardı.
Modern ulaşım altyapısı vardı.
Yüz milyonlarca euroluk spor yatırımları vardı.
Ancak bütün bunlar siyasi tartışmaların gölgesinde kaldı.
Pit Gottschalk’ın Erdoğan ile yaptığı röportajda Cumhurbaşkanı, UEFA’dan “adil değerlendirme” beklediklerini söylüyordu.
Türkiye’nin gerekli şartları yerine getirdiğini anlatıyordu.
Ama aynı günlerde Alman kamuoyunda oluşan atmosfer çok farklı bir hikâye yazıyordu.
Sonuçta UEFA kararını verdi.
EURO 2024 Almanya’ya gitti.
Elbette bunun tek nedeni Erdoğan ziyareti değildi.
Bunu söylemek gerçekçi olmaz.
Ancak diplomasi bazen sonuçlardan önce algıyı yönetme sanatıdır.
Algı kaybedildiğinde sonuçlar da çoğu zaman istenilen yönde gelişmez.
Asıl mesele burada başlıyor.
Çünkü Berlin’de bu risk görülüyordu.
Alman medyasının nasıl davranacağı tahmin ediliyordu.
Ziyaretin hangi başlıklarla haberleştirileceği öngörülebiliyordu.
O günlerde sosyal medya üzerinden yaptığımız değerlendirmelerde bu risklere dikkat çekmiştik.
Fakat Ankara’da bazı çevreler farklı düşünüyordu.
Sahadan gelen bilgi yerine makam odalarındaki özgüven tercih edildi.
Tecrübe yerine sadakat.
Analiz yerine alkış.
Liyakat yerine yakınlık.
Türkiye’nin uzun yıllardır yaşadığı temel sorunlardan biri de budur.
Devlet mekanizması bazen gerçekleri duymak istemez.
Çünkü gerçekler rahatsız edicidir.
Oysa devlet yönetiminde en değerli şey hoşumuza giden bilgi değil, doğru bilgidir.
Bugün geriye dönüp baktığımızda meselenin sadece bir spor organizasyonu olmadığını daha net görüyoruz.
Bu olay aslında bir yönetim kültürünün fotoğrafıdır.
Kraldan çok kralcıların oluşturduğu yankı odalarının fotoğrafıdır.
Ahbap-çavuş ilişkilerinin uzmanlığın önüne geçtiği dönemlerin fotoğrafıdır.
Berlin’den gelen uyarıların Ankara koridorlarında kaybolmasının fotoğrafıdır.
Devletler bazen rakiplerinden değil, kendi içlerindeki liyakat eksikliğinden zarar görür.
2018 yılında yaşananlar bunun küçük ama öğretici örneklerinden biridir.
Bugün 2026’dayız.
Aradan yıllar geçti.
İsimler değişti.
Makamlar değişti.
Takvim yaprakları değişti.
Ancak insan ister istemez aynı soruyu soruyor:
Gerçekten ders çıkarıldı mı?
Yoksa değişen sadece takvimler mi?

İlgili Haber
Almanya’dan Kimler Seçildi, Neye Göre Seçildi?