Sabri Adak 20 yıl sonra konuştu: Deprem yardımı neden hesaptan çekildi?
Berlin Türk Cemaati eski Başkanı Sabri Adak, 1999 Marmara Depremi sonrasında yürütülen yardım seferberliğinin ayrıntılarını ve cemaatin mahkemelik olmasına yol açan iş uyuşmazlığını Medya.Berlin’e anlattı. Adak, yardım hesabındaki paranın haciz riskine karşı yönetim kurulu kararıyla çekildiğini söyledi.
BERLİN – Berlin Türk Cemaati’nin eski başkanlarından Sabri Adak, Medya.Berlin Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Ekşi’ye verdiği kapsamlı söyleşide, Berlin’deki Türk sivil toplumunun kuruluş yıllarını, 1999 Marmara Depremi sonrasında yürütülen yardım çalışmalarını, kurum içinde yaşanan mahkeme sürecini ve Türk toplumunun bugün karşı karşıya bulunduğu örgütlenme sorunlarını anlattı.
Röportajın en dikkat çekici bölümünü, 1999 depremi sonrasında Berlin Türk Cemaati öncülüğünde yapılan yardımlar ile deprem bağışlarının kurum hesabından neden çekildiğine ilişkin açıklamalar oluşturdu.
Berlin Senatosu yardım koordinasyonunu Türk Cemaatine verdi
Sabri Adak’ın anlatımına göre, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin ardından Berlin Senatosu kentte faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarını bir araya getirdi.
Berlin’deki dokuz kuruluşun ortak yardım çalışması yürütmek istediğini belirten Adak, koordinasyon ve Türkiye’deki organizasyon görevinin Berlin Türk Cemaati’ne verildiğini söyledi.
Adak, kuruluşların bir araya gelerek Türkiye’ye nasıl yardım ulaştırılabileceği konusunda toplantılar yaptığını ve ilk aşamada yaklaşık 1 milyon Alman Markı değerinde ilaç toplandığını ifade etti.
Ancak gönderilen ilaçların nerede ve nasıl kullanıldığı konusunda yeterli bilgi edinilemediğini belirten Adak, bu gelişmenin ardından yardımları doğrudan yerinde takip etmeye karar verdiklerini anlattı.
“Yaklaşık bir milyon Marklık ilaç topladık ve Türkiye’ye gönderdik. Ancak nereye gittiğini göremedik. Bunun üzerine yardımları doğrudan sahada takip etmeye karar verdik.”
Gölyaka’ya 50 prefabrik ev ve hastane kuruldu
Berlin Türk Cemaati öncülüğünde oluşturulan bir heyetin Türkiye’ye giderek depremden en ağır etkilenen bölgelerde inceleme yaptığını anlatan Adak, dönemin Bolu Valisi ile birlikte hasarlı bölgeleri gezdiklerini söyledi.
O yıllarda Düzce’nin Bolu’ya bağlı bir ilçe olduğunu hatırlatan Adak, yardım çalışmaları için Gölyaka’nın seçildiğini belirtti.
Adak’ın açıklamasına göre Berlin Türk Cemaati öncülüğünde:
- 50 prefabrik konut kuruldu,
- 15 çamaşır makineli bir çamaşır yıkama merkezi oluşturuldu,
- 300 metrekarelik prefabrik hastane inşa edildi,
- Okulların ihtiyaçları için yardım yapıldı,
- Hastanenin eksik malzemeleri tamamlandı,
- Yardımlar düzenli ziyaretlerle yerinde kontrol edildi.
Adak, Gölyaka Kaymakamlığı, belediye ve valiliğin de çalışmalara destek verdiğini belirterek, bağışçıların yardımlarının nereye gittiğini açık şekilde görebildiğini söyledi.
“Yardımı yapan kurumlar, desteklerinin nerede ve nasıl kullanıldığını gördüler. Biz de zaman zaman bölgeye giderek çalışmaları kontrol ettik ve eksiklikleri tamamladık.”
Mahkeme süreci deprem yardımından değil, iş uyuşmazlığından başladı
Sabri Adak, Berlin Türk Cemaati’nin o dönemde neden mahkemelik olduğunu da ayrıntılı biçimde açıkladı.
Adak’ın anlatımına göre dava, deprem yardımlarıyla ilgili değildi. Kurum bünyesinde görev yapan sosyal danışmanların çalışma ve ücret koşullarının yeniden düzenlenmek istenmesi üzerine bir iş uyuşmazlığı yaşandı.
Yönetimin, mevcut bütçeyle daha fazla sosyal danışmanın istihdam edilmesini amaçladığını belirten Adak, bunun için saat ücretlerinin düşürülerek çalışan sayısının artırılmasının gündeme geldiğini söyledi.
Adak, sosyal danışmanlardan birinin bu düzenlemeye karşı çıkarak Berlin Türk Cemaati’ni mahkemeye verdiğini ifade etti.
“Düşüncemiz, saat ücretlerini bir miktar azaltıp iki veya üç kişi yerine beş kişinin hizmet vermesiydi. Arkadaşlarımızdan biri bunu kabul etmedi ve cemaati mahkemeye verdi.”
Adak, mahkemenin mevcut sözleşme koşullarını esas aldığını ve bu nedenle kurum hesaplarına haciz uygulanması ihtimalinin ortaya çıktığını belirtti.
Deprem bağışı haciz riskine karşı çekildi
Mahkeme süreci devam ederken Berlin Türk Cemaati hesabında deprem bölgesine gönderilmek üzere tutulan 13 bin Alman Markı bulunduğunu anlatan Adak, bu paranın 10 bin Markının Berlin Yahudi Cemaati tarafından gönderildiğini, kalan 3 bin Markın ise kendi çevresinden toplandığını söyledi.
Adak, kurum hesabına haciz veya bloke uygulanması durumunda deprem yardımlarının kullanılamayacağını düşündüklerini ve bu nedenle parayı yönetim kurulu kararıyla hesaptan çektiklerini ifade etti.
İşlemin iki yetkilinin imzasıyla yapıldığını vurgulayan Adak, buna rağmen konunun kamuoyuna bir usulsüzlük veya skandal gibi yansıtıldığını savundu.
“Hesaba haciz gelirse deprem parası kullanılamazdı. Acil ihtiyaç vardı. Bu nedenle yönetim kurulu kararı ve iki imzayla parayı çektik. Amacımız yardımın bloke edilmesini önlemekti.”
Adak, bu konuda yaklaşık 20 yıl boyunca kamuoyuna açıklama yapmadığını belirterek, alınan önlemin depremzedelerin mağdur olmaması için uygulandığını söyledi.
Röportajda davanın nihai sonucu ve mahkemenin verdiği son karar hakkında ayrıntı paylaşılmadı. Bu nedenle Adak’ın açıklamaları, kendi anlatımı ve değerlendirmesi olarak kayda geçti.
“40 yılımın 35 yılı derneklerde geçti”
1950 yılında Ordu’nun Ünye ilçesinde doğan Sabri Adak, 1973 yılında lise eğitimini tamamladıktan sonra Berlin’e geldi.
Berlin’de Almanca eğitimi aldıktan sonra makine yüksek mühendisliği öğrenimini tamamlayan Adak, kendi işini kurarak yaklaşık 25 yıl boyunca araç hasar ve değer tespit uzmanı olarak çalıştı.
Berlin’de yaklaşık 40 yıl yaşadığını belirten Adak, bu sürenin 35 yılını derneklerde ve Türk toplumuna yönelik gönüllü hizmetlerde geçirdiğini söyledi.
2010 yılında Türkiye’ye dönen Adak, Berlin’de bıraktığı en önemli mirasın sivil toplum çalışmaları olduğunu ifade etti.
Almanya’daki ilk Türk Folklor Cemiyeti
Adak, 1973 yılında Berlin’e geldikten sonra Hartnackschule’de Almanca kursuna katıldığını ve burada tanıştığı Türk öğrencilerle birlikte Türk Folklor Cemiyeti’ni kurduklarını anlattı.
Bu yapının Almanya’daki ilk Türk folklor derneği olduğunu ifade eden Adak, Kreuzberg’de her yıl halk oyunları ve kültürel etkinlikler düzenlediklerini söyledi.
Daha sonraki yıllarda DİTİB’in kuruluş çalışmalarında ve cenaze yardımlaşma derneğinin oluşturulmasında görev aldığını belirten Adak, Berlin Türk Cemaati’nin kuruluşundan itibaren de aktif sorumluluk üstlendiğini anlattı.
Sekiz yıl ikinci başkanlık, dört yıl başkanlık yaptı
Berlin Türk Cemaati’nde yaklaşık sekiz yıl ikinci başkanlık yaptığını söyleyen Adak, daha sonra dört yıl boyunca başkanlık görevini yürüttü.
Adak, başkanlığı döneminde Taceddin Yatkın’ın ikinci başkan olarak görev yaptığını, kendisinden önce ise Mustafa Çakmakoğlu’nun başkanlık yaptığını belirtti.
Görevi devraldığında Berlin Türk Cemaati bünyesinde 13 dernek bulunduğunu anlatan Adak, kendi döneminde bu sayıyı 42’ye çıkardıklarını, sonraki yönetimlerin ise 58 derneğe ulaştığını söyledi.
Dernekleri çatı kuruluşta birleştirmek kolay olmadı
Adak, Berlin Türk Cemaati’nin sıradan bir dernek değil, derneklerin üye olduğu bir çatı kuruluşu olduğunu topluma anlatmanın uzun zaman aldığını söyledi.
Sisteme göre her üye derneğin iki delege gönderdiğini, bu delegelerin seçme ve seçilme hakkına sahip olduğunu belirten Adak, amaçlarının Türk toplumunun sesini Alman ve Avrupa kamuoyunda daha güçlü duyurmak olduğunu ifade etti.
Ancak derneklerin kendi yapılarını öncelemesi nedeniyle ortak hareket etmenin kolay olmadığını belirtti.
“Her dernek kendi başına çalışmak istiyordu. Bir başka dernekle neden birlikte hareket etmesi gerektiğini anlatmak zorundaydık.”
“Her anlaşmazlıktan sonra yeni dernek kuruldu”
Sabri Adak, geçmişte çağrı yapıldığında Türk toplumunun ortak meselelerde bir araya gelebildiğini, protesto ve dayanışma etkinliklerine yoğun katılım gösterildiğini söyledi.
Bugün ise aynı toplumsal karşılığın zayıfladığını belirten Adak, bunun nedenlerinden birinin derneklerde yaşanan bölünmeler olduğunu ifade etti.
Yönetim kurullarında çıkan anlaşmazlıkların ardından kişilerin ayrılarak yeni dernek kurmasının toplumda güvensizlik oluşturduğunu savunan Adak, bu durumun Türk toplumunu parçaladığını söyledi.
“Bir yönetim kurulunda sorun çıktığında biri ayrılıp yeni dernek kurdu. Bu durum halk arasında iyi karşılanmadı. İnsanlarımız derneklere soğuk bakmaya başladı.”
Adak, farklı görüşlerin demokratik biçimde tartışılması ve çoğunluk kararına uyulması gerektiğini belirterek, her anlaşmazlığın yeni bir bölünmeye dönüşmesinin topluma zarar verdiğini vurguladı.
Gençlerin eğitim ve işsizlik sorunu
Adak, gençlerin sivil toplumdan uzaklaşmasında eğitim ve işsizlik sorunlarının da etkili olduğunu söyledi.
Geçmişte çok sayıda Türk kökenli öğrencinin diploma alamadan okuldan ayrıldığını belirten Adak, bu gençlerin iş bulmakta zorlandığını ve sosyal-kültürel faaliyetlere katılımının da sınırlı kaldığını ifade etti.
Ancak bu durumdan yalnızca gençlerin sorumlu tutulamayacağını vurgulayan Adak, eğitim sistemi, aileler, kurumlar ve derneklerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
“Kurumlarla veya kişilerle kavga etmedim”
Başkanlığı döneminde herhangi bir kurumla kişisel kavga yaşamadığını ifade eden Adak, görüş ayrılıklarının dostluklara zarar vermemesi gerektiğini söyledi.
“Kişilerle konunun mahiyetine göre tartışırım ama darılmam. Konu orada kalır, dostluğumuz devam eder.”
Berlin’e yaptığı ziyaretlerde eski çalışma arkadaşlarının kendisine “Neden gittin?” diye sorduğunu anlatan Adak, bu ilginin kendisi için önemli olduğunu ifade etti.
15 Temmuz sonrası sivil toplum değerlendirmesi
Sabri Adak, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından dini veya sosyal yapıların sivil toplum içindeki konumuna ilişkin soruyu da yanıtladı.
Dernek kurmanın herkes için yasal bir hak olduğunu belirten Adak, ancak devletin bu kuruluşların amaç ve faaliyetlerini hukuk çerçevesinde takip etmesi gerektiğini söyledi.
Adak, denetimin yetersiz kalması durumunda bazı yapıların devlet düzeninin dışına çıkabileceğini savunarak, istihbarat ve denetim kurumlarının etkin çalışmasının önemli olduğunu ifade etti.
“Sosyal, kültürel, sportif veya dini alanda herkes dernek kurabilir. Bu hak kısıtlanamaz. Ancak yapıların hangi yöne gittiğinin zamanında tespit edilmesi gerekir.”
“Hâlâ misafir işçi olarak görülmemeliyiz”
Berlin’deki Türk sivil toplumunun bugünkü durumunu değerlendiren Adak, derneklere olan ilginin azaldığını ve temsilcilerin iş yükünün arttığını söyledi.
Vatandaşlara daha fazla hizmet ulaştırılması, yeni çalışma alanları açılması ve insanların yeniden derneklere kazandırılması gerektiğini belirten Adak, Türk toplumunun artık Almanya’nın kalıcı bir unsuru olduğunu vurguladı.
“Biz bir zamanlar misafir işçi olarak geldik. Ancak artık bu toplumun bireyleriyiz. Her alanda var olduğumuzu güçlü hizmetlerle ve ortak hareket ederek göstermeliyiz.”
Yerel Türk medyasının eksikliğine dikkat çekti
Sabri Adak, geçmişte Berlin’de faaliyet gösteren yerel Türk televizyonlarının sivil toplumla yakın çalıştığını, yerel gelişmeleri Türk toplumuna aktardığını söyledi.
Bugün Türkiye merkezli ulusal televizyonların Almanya’da ağırlık kazandığını belirten Adak, buna karşılık Berlin ve Almanya’daki Türklerin yerel sorunlarını, yasaları ve günlük hayatını düzenli biçimde ele alan yayın kuruluşlarının yetersiz kaldığını ifade etti.
“İnsanlar sadece Türkiye’deki ulusal kanallara baktığında yaşadıkları şehirdeki önemli gelişmeleri yeterince takip edemiyor. Yerel medya bu nedenle çok önemlidir.”
Medya.Berlin’e teşekkür
Röportajın sonunda Medya.Berlin’in çalışmalarını değerlendiren Sabri Adak, yerel medyanın toplumun bilgilendirilmesi açısından vazgeçilmez olduğunu belirtti.
Adak, Medya.Berlin ailesine ve Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Ekşi’ye teşekkür ederek şu ifadeleri kullandı:
“Bu çalışmanın çok önemli olduğunu görüyorum. Medya.Berlin ailesine teşekkür ediyorum. Bu hizmet Mustafa Ekşi’nin öncülüğünde yürütülüyor. Kurum da olabilir, kişi de olabilir; biz medyasız yapamayız. Medya bizim gözümüz, kulağımızdır. Onlara ne kadar teşekkür etsek azdır.”