Bize Ne Oldu Böyle!

Bize Ne Oldu Böyle!
Screenshot İnternet.

Geçenlerde Aykut Enişte diye bir film izledim. Aslında özel olarak seçtiğim değil de kanalları dolaşırken denk gelen bir filmdi. İzlerken epey güldürmesinin haricinde ana karakter olan Aykut eniştenin filmin belirli yerlerindeki haklı yakarışını gösteren sahneler beni çok etkiledi. Esas oğlan dürüst, namuslu, kendi halinde ve asla yalan konuşmayan biri. Etrafında gelişen olaylar ve insanların birbirlerini kandırmaları, dolandırmaları, ikiyüzlülükleri ve ahlaksızlıkları karşısında susamayıp haklı isyanını haykırıyor filmde. Birçok kişi komedi filmi olması hasebiyle esas oğlanın “Bize ne oldu böyle yaa! Biz böyle değildik, bize ne oldu!” isyanına gülse de bu isyandan çıkarılacak çok ders var aslında. 

Bir iş kurarsınız ve can dostum dediğiniz birini ortak alırsınız, sonunda can dostunuzdan en büyük darbeyi yersiniz. Sevdiğiniz biriyle yola çıkarsınız o sevdiğiniz sizi yarı yolda bırakır. Dostum diye güvenip sırrınızı verdiğiniz ilk fırsatta sizi bu sırla vurmaya kalkar. Kısacası nefis, hırs ve dünya sevgisinin insanoğluna yaptıramayacağı kötülük yoktur. Belki de bu sebepten “İnsanoğlu çiğ süt emmiş” der atalarımız.  

Konumuz elbette komedi filmi değil fakat bir girizgâh olarak bu örneğin yazıma uygun olduğunu düşündüğüm için değinmek istedim. Gelelim son yazımın sonunda verdiğim konu başlıklarından biri olan cumhurbaşkanının gücünü kullanarak kişisel menfaat elde edip ardından seçim arifesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı sırtından vuranlar konusuna. 

Geçtiğimiz gün İYİ Parti TBMM’de grup toplantısını gerçekleştirdi. O esnada bilgisayar başında haber sitelerini dolaşırken bir yandan da kulağım televizyondaydı. İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Meral Akşener büyük bir coşkuyla partisine yeni katılan kişiyi kürsüye davet ediyor. Buraya kadar her şey normal. Ta ki kulaklarım Bülent Güven ismini duyana dek. Bir an yanlış duyduğumu düşünerek başımı bilgisayardan kaldırarak televizyonun sesini biraz daha açtım ve dinlemeye başladım. Bir de ne göreyim meşhur UETD’li yeni adıyla UİD’li Bülent Güven İYİ Partiye katılmış. Ne yalan söyleyeyim başlarda şaşkınlığımı gidermekte zorlansam da bu örneklerle Türk siyasi tarihinde çokça karşılaştığımız için çok da yadırgamadım doğrusu ama bunu diğerlerinden ayıran önemli bir fark vardı. 

Sayın Meral Akşener yakasından kendi rozetini çıkarıyor ve büyük bir keyifle Bülent Güven’in yakasına takıyor. Alkış tufanı kopuyor salonda. Sıra Bülent Güven’in konuşmasına geliyor ve Almanyalı Türklerin “kanaat önderi”, “öncüsü” Bülent Güven alıyor sazı eline. Bülent Güven yaptığı konuşmayla beni yine şaşırtmadı. Gelin can alıcı cümleleriyle başlayalım. 

“Ben gömlek çıkarmadan aranıza bu (aynı) gömlekle katılıyorum”. Bak sen Bülent Güven’e. Büyümüş de sözde iki gün öncesine kadar biat ettiği Cumhurbaşkanı Erdoğan’a aklın sıra laf sokuyor. Hatırlayacağınız üzere Cumhurbaşkanı Erdoğan Ak Parti’yi kurduğunda “Milli Görüş gömleğini çıkardım” demişti. Bülent Güven de buna gönderme yaparak “Bakın ben; iki gün öncesine kadar biat ettiğim, dikkatini çekmek için önünde elli takla attığım, aynı fotoğraf karesinde yer almak için bin bir dolap çevirdiğim Erdoğan gibi geçmişime “ihanet” etmedim, ben aynı gömlekle aynı değerlerle buradayım” mı demek istiyor? 

Bülent “Güven” karşısındaki kalabalığı görünce coşmuş olacak ki konuşmasının bir başka kısmında akıl tutulması geçirmişçesine şu cümleleri sarf ediyor. Kelimesi kelimesine; “Bugün geldiğimiz noktada maalesef ülkemiz son 50 yılda istediğimiz oranda gelişmiş değil. Bugün hala insanlarımız iyi eğitimli gençlerimiz ekmek için ümit için 1960 – 70’lerde yurtdışına gelen Türkler gibi ümidini yurtdışında arıyorlar. Bu ülkemizin yeteri derecede kalkınmasını göstermediğinin göstergesi.” ve en can alıcı cümlesi ise “Bu Türkiye’nin kötü yönetildiğinin ve iyiler tarafından yönetilmediğinin göstergesidir.”  İYİLER tarafından yönetilmediği! Mevcut iktidar kadrosu ve onun lideri kötülerden mi oluyor bu durumda? iyiler ve kötüler… bu nasıl bir teşbihtir Allah aşkına? Yada “Beni Milletvekili yapanlar iyi, yapmayanlar kötü” olarak mı anlamalıyız bunu?

Bu gerçekleri görüp vaktinde bu gibi başkanların çıkarları olmaması halinde kılını dahi kıpırdatmayacaklarını, Avrupalı Türklerin umurlarında dahi olmadığını, tek gayelerinin güç ve itibar devşirmek hatta pastadan pay kapmak olduğunu söylediğimde başta Ak Partililer olmak üzere birçok kişi tarafından eleştirilmiştim. Bunu tek söyleyen ben değildim elbette. Birçok kişi bu gerçekleri sadece görmüyor aynı zamanda susmuyorlardı. Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır adabıyla yetişenler bu aymazlıklara asla sessiz kalmazlar. Gerçekleri söylemekten hiçbir zaman geri durmadığım gibi şimdi de geri duymayacağım. Bülent Güven örneğinde olduğu gibi tarih bizi yine haklı çıkardı. 

UİD de sayıları çok olmasa da birçok kişinin gayesinin Türkiye seçimlerinde milletvekili olmak olduğunu bilmeyen yoktur sanırım. (UİD bünyesinde elbette Avrupalı Türkler için mücadele eden samimi çok insan var. Onları tenzih ederim). Asla milletvekili olmam, ben buradaki vatandaşlarımıza hizmet edeceğim deyip bir hafta sonra aday olanları görmedik mi? Asla Türkiye’de siyasete girmem deyip milletvekili seçilen, ardından seçildiği partiden ayrılıp başka bir partiye geçip eski liderine hakaret edenleri görmedik mi? 

Tabii ki Avrupa’da yetişmiş ve Avrupa’yı iyi bilen, Avrupa’da yaşayan yurttaşlarımızın sorunlarını ve haklarını TBMM’de savunacak liyakatli milletvekillerine de ihtiyacımız var. Benim sözüm Avrupalı Türkleri temsil liyakati olmayanların bizleri kullanarak ve çeşitli entrikalarla bu kutlu vazifeye göz dikmeleri. Maalesef Avrupa’daki dernekler birçok kişi tarafından Türkiye’de milletvekili olabilmek için bir sıçrama tahtası olarak kullanılıyor. Bülent Güven de sanırım yıllarca “hizmet” ettiği UİD ve Ak Parti’den milletvekilliği kabul edilmediği için saf değiştirdi. 

Tam da bu noktada sormak isterim. Bülent Güven, bu kararı almana sebep neydi? Ak Parti’den ne istedin vermediler de bir zamanın iyileri şimdi kötü oldu? Yıllarca UİD kimliğini kullanarak birçok bakanlıktan onlarca iş alırken mevcut iktidar iyiydi de şimdi neden kötü oldu? UID sayesinde hak ettiğinin çok ama çok üzerinde itibar gördüğünde mevcut iktidar iyiydi de şimdi neden kötü oldu? Daha da fazlasını hatta çok fazlasını da sayabilirim ama gerek yok. Kısacası ne yetmedi sana? 

Özellikle siyasette insanlar gelişmelere göre, bağlı olduğun siyasi hareketteki eksen kaymasına göre saf değiştirebilir. Buna hiç kimse bir şey söyleyemez ama parti kürsüsünden uğruna ölürüm dediği bir önceki liderine laf sokmak en hafif tabirle yediği kapa pislemektir. Bu görüşlerim sadece Ak Parti için değil, ifade ettiğim bu husus tüm siyasi partiler için geçerlidir.

Bu konuda çok daha fazlasını yazmayı planlıyordum fakat insanların ikiyüzlülüklerini, çıkarları uğruna gözden çıkardıklarını, hırsızlıklarını, kişiliklerini menfaatleri uğruna ipotek altına aldıranları görünce bırakın yazma enerjimi yaşama enerjim kayboluyor ve bize ne oldu böyle diye haykırmak geliyor içimden. 

Neyse dostlar, siyasetteki ahlaki değerlerin tekrar tesis edildiği, her alanda olduğu gibi siyasette de liyakatin esas sayıldığı bir dünya temennisi ile… 


Kalın Sağlıcakla

Hasan Mücahid Sefer