Dr. Kristin Brinker: “Tempelhofer Feld için yeniden halk oylaması yapılmalı”

AfD Berlin Eyalet Başkanı Dr. Kristin Brinker, Kazım Erdoğan başkanlığında Aufbruch Neukölln e.V. çatısı altında düzenlenen programda katılımcıların sorularını yanıtladı. Berlin’in konut krizinden güvenliğe, göç ve ayrımcılıktan ekonomiye kadar birçok konunun ele alındığı buluşmada Tempelhofer Feld’in geleceği de gündeme geldi.

Dr. Kristin Brinker: “Tempelhofer Feld için yeniden halk oylaması yapılmalı”
Aufbruch Neukölln e.V. Başkanı Kazım Erdoğan ile AfD Berlin Eyalet Başkanı Dr. Kristin Brinker, Berlin’de düzenlenen buluşmada. Goto Mustafa Ekşi
Dr. Kristin Brinker: “Tempelhofer Feld için yeniden halk oylaması yapılmalı”
Dr. Kristin Brinker: “Tempelhofer Feld için yeniden halk oylaması yapılmalı”

Kazım Erdoğan başkanlığında Aufbruch Neukölln e.V. çatısı altında düzenlenen programa, AfD Berlin Eyalet Başkanı Dr. Kristin Brinker konuk oldu.

Zaman zaman hararetli ancak karşılıklı diyalog içerisinde ilerleyen programda Brinker; AfD’nin Berlin’e yönelik politikalarını anlattı. Katılımcılar konut, ulaşım, güvenlik, göç, ayrımcılık, gençlik ceza hukuku, ekonomi ve dış politika konularında sorular yöneltti.

foto:Bülent Yıldırım

Tempelhofer Feld için referandum şartı

Programda Medya.Berlin Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Ekşi, Dr. Kristin Brinker’e şu soruyu yöneltti:

“Tempelhofer Feld’in konut inşaatına açılmasını destekliyor musunuz?”

Mimar olduğunu hatırlatan Brinker, kişisel olarak alanın belirli ölçüde yapılaşmaya açılmasından yana olduğunu ancak Berlinlilerin daha önce halk oylamasıyla verdiği kararın göz ardı edilemeyeceğini söyledi.

Brinker, şu ifadeleri kullandı:

“Bir mimar olarak kişisel görüşüm yapılaşmadan yana. Ancak halk oylamasında yapılaşmaya ‘hayır’ denildi. Yeni bir inşaat kararı alınacaksa tekrar halk oylaması yapılmalıdır. Berlinliler bu kez onay verirse uygulanabilir; aksi hâlde önceki karara saygı gösterilmelidir.”

Berlin’de yapılaşmaya uygun başka boş alanlar bulunduğunu belirten Brinker, asıl sorunun imar hakkı oluşturulması ile inşaat izinlerinin çok uzun sürmesi olduğunu savundu.

“İnşaat izinleri hızlandırılmalı”

Berlin’in artan nüfusu karşısında konutların, altyapının, okulların, kreşlerin ve toplu taşımanın nasıl geliştirileceği sorulan Brinker, hükümetlerin önceliklerini açık biçimde belirlemesi gerektiğini söyledi.

Konut ihtiyacının yalnızca eyalete ait konut şirketleri tarafından karşılanamayacağını savunan Brinker, özel yatırımcıların da sürece dâhil edilmesini istedi.

Sol Parti’nin büyük konut şirketlerinin kamulaştırılmasına yönelik politikasına karşı çıkan Brinker, böyle bir uygulamanın yatırımcıları Berlin’den uzaklaştırabileceğini ileri sürdü.

Brinker, inşaat başvurularının yıllarca bekletilmesine karşı “zımni onay” modelini önerdi:

“Bir başvuru sahibinin iki, üç veya dört yıl beklemesi kabul edilemez. Örneğin ilgili kurum altı ay içerisinde cevap vermezse başvuru kabul edilmiş sayılabilir.”

İnşaat mevzuatının son derece karmaşık olduğunu ifade eden Brinker, kuralların sadeleştirilmesi ve yapı maliyetlerinin azaltılması gerektiğini belirtti.

Özel yatırımcılar kiraları düşürebilir mi?

Bir katılımcı, özel yatırımcıların kâr amacıyla hareket ettiğini hatırlatarak Berlin’de zaten yüksek olan kiraların özel sektör yatırımlarıyla nasıl düşürülebileceğini sordu.

Brinker, 2000’li yılların başında Berlin’de yüksek oranda boş konut bulunduğunu ve kiracıların daha uygun şartlarda ev bulabildiğini söyledi.

Konut arzının artırılmasının fiyatları dengeleyeceğini savunan Brinker, sosyal konut ihtiyacının tamamının devlet ve vergi mükellefleri tarafından karşılanamayacağını ifade etti.

Yüksek inşaat ve malzeme maliyetlerine dikkat çeken Brinker, uygun fiyatlı konut üretiminin yatırımcılar açısından ekonomik olmaktan çıktığını, bu nedenle daha fazla lüks konut inşa edildiğini söyledi.

Ulaşımda bütüncül plan çağrısı

Brinker, Berlin’in ulaşım politikasında parça parça düzenlemeler yerine kent genelini kapsayan bütüncül bir plana ihtiyaç bulunduğunu belirtti.

İki şeritli bir yolun bir şeridinin otomobillere, diğerinin bisikletlere ayrılmasının kavşaklarda yeni sorunlar oluşturduğunu savunan Brinker, ana arterlerdeki bisiklet yollarına karşı olduğunu açıkladı.

Otomobil, bisiklet ve toplu taşıma güzergâhlarının kent genelinde birlikte planlanması gerektiğini ifade eden Brinker, mevcut uygulamaların trafik türlerini kavşaklarda yeniden karşı karşıya getirdiğini söyledi.

Kreşlerde ise önceki yıllara göre kapasitenin arttığını ve bazı kurumların kapanmaya başladığını belirten Brinker, geçmiş hükümetlerin altyapı yatırımlarını uzun süre geri plana ittiğini öne sürdü.

“Her Berlinli güven içinde hareket edebilmeli”

İç güvenlik konusunda konuşan Dr. Kristin Brinker, her Berlinlinin kentte yeniden güven içinde hareket edebilmesini istediklerini söyledi.

Berlin’de silahlı olayların ve bıçaklı saldırıların arttığını savunan Brinker, Zehlendorf’ta elektrik altyapısına yönelik kundaklama eylemi ile CSD sırasında yaşanan saldırıyı örnek gösterdi.

Elektrik altyapısının sürekli kameralarla izlenmesinin veya pazar alanlarının bariyerlerle birer kaleye dönüştürülmesinin kalıcı çözüm olmadığını belirten Brinker, sorunun failler üzerinden ele alınması gerektiğini söyledi.

Faillerin hızlı biçimde yakalanması ve hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde cezalandırılması gerektiğini belirten Brinker, mahkemelerin aşırı yoğun olduğuna dikkat çekti. Yargıya daha fazla mali kaynak ve personel ayrılmasını istedi.

Yabancı suçlular ve eşitlik ilkesi

Brinker’in Alman vatandaşlığı bulunmayan yabancı suçluların ülkeden ayrılması gerektiğini söylemesi üzerine katılımcılar, ceza hukukunda eşitlik ilkesini gündeme getirdi.

Bir katılımcı, Alman veya yabancı ayrımı yapılmaksızın kanunların herkes için aynı şekilde uygulanması gerektiğini belirtti. Alman vatandaşı aşırı sağcıların, Neonazilerin ve ırkçıların da işledikleri suçlar karşılığında cezalandırılması gerektiğini söyledi.

Brinker ise Alman vatandaşlarının sınır dışı edilemeyeceğini, suç işlemeleri hâlinde yürürlükteki kanunların öngördüğü cezalara çarptırılacaklarını belirtti:

“Alman vatandaşlığına sahip olan kişi Almandır. Burada etnik kökenden değil, vatandaşlık statüsünden söz ediyorum.”

Brinker, Almanya’da geçerli bir oturma hakkı bulunmayan kişilerin ülkeyi terk etmesini güvenlik politikasının unsurlarından biri olarak gördüklerini kaydetti.

Katılımcılardan genelleme uyarısı

Bir katılımcı, güvenlik sorunlarının etnik kimlikler üzerinden tartışılmasının göçmen toplumunda dışlanmışlık duygusu yaratabileceğine dikkat çekti.

Berlin nüfusunun yaklaşık yarısının göç geçmişine sahip olduğunu hatırlatan katılımcı, suç işleyen herkesin kanunlar çerçevesinde cezalandırılması gerektiğini ancak genel güvenlik sorunlarının etnik kimliklerle ilişkilendirilmesinin toplumsal kutuplaşmayı artırabileceğini söyledi.

Katılımcılar, AfD’den bütün göçmenleri aynı kategoride değerlendiren genelleyici bir siyasi dilden kaçınmasını istedi.

Farklı görüşlere rağmen tarafların birbirlerini sonuna kadar dinlemesi gerektiği belirtilerek toplumsal sorunların karşılıklı diyalog yoluyla ele alınması çağrısı yapıldı.

Brinker: “Etnik seçim kampanyası yürütmüyoruz”

Brinker, sözleriyle birilerini incitmiş olması hâlinde üzgün olduğunu söyledi. AfD’de ve parti mensuplarının ailelerinde Türkiye dâhil farklı ülkelerden gelen, göç geçmişine sahip kişilerin bulunduğunu belirtti.

Almanya’da çalışan, vergi ödeyen ve ülkenin kurallarına uyan herkesi toplumun bir parçası olarak gördüklerini söyleyen Brinker, göçmen kökenli birçok insanın Berlin’e değer kattığını kabul ettiklerini ifade etti.

Brinker, “Etnik kimlikler üzerinden seçim kampanyası yürüttüğümüz iddiasını reddediyorum. Kurallara uymayan belirli kişilerden söz ediyoruz. Bununla bütün göçmenleri aynı kefeye koymayı kastetmiyoruz” dedi.

Son yıllarda Almanya’ya gelen ve kurallara uymayan kişilere karşı daha sıkı bir politika izlenmesi gerektiğini savunan Brinker, AfD’nin görüşlerinin kamuoyuna çoğu zaman sloganlaştırılarak aktarıldığını ileri sürdü.

“Hasan ile Hans aynı fırsatlara sahip mi?”

Bir katılımcı, iş, eğitim ve konut başvurularında başvuru sahibinin adının “Hasan” veya “Hans” olmasının farklı sonuçlara yol açabildiğine dikkat çekti.

AfD’nin ayrımcılıkla mücadele politikası sorulan Brinker, ayrımcılığın özellikle konut piyasasında önemli bir sorun olduğunu kabul etti.

Okullardaki ayrımcılığın boyutu hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığını ancak bu konuda dinlemeye ve öğrenmeye hazır olduğunu söyleyen Brinker, yasaların tek başına ayrımcılığı ortadan kaldıramayacağını savundu.

Brinker, insanların aynı masada buluşması ve sorunların doğrudan ilgili kurumlarda açık biçimde ele alınması gerektiğini belirtti.

Çocukların ceza sorumluluğu yaşı tartışıldı

AfD’nin çocukların ceza sorumluluğu yaşını 12’ye indirmeye yönelik yaklaşımı da toplantıda tartışıldı.

Brinker, önerinin her çocuğun otomatik olarak cezalandırılacağı anlamına gelmediğini söyledi. Yasal değişikliğin, özellikle ağır veya tekrarlanan suçlarda mahkemelere 12 yaşından itibaren karar verebilme imkânı sağlamasının amaçlandığını belirtti.

“Okul bahçesinde bir kez kavgaya karışan her çocuğun mahkemeye çıkarılmasından söz etmiyoruz” diyen Brinker, düzenlemenin istisnai ve ciddi vakalar için düşünüldüğünü savundu.

Bir katılımcı ise çocuk suçluluğunun yalnızca ceza hukuku üzerinden değerlendirilemeyeceğini belirterek yoksulluk, ailelerin ağır çalışma koşulları ve ekonomik sıkıntıların da dikkate alınması gerektiğini söyledi.

“Çalışan insanlar geçinmekte zorlanıyor”

Brinker, Almanya’da çalışan ve emekli insanların temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanmasının kabul edilemez olduğunu söyledi.

Hayatı boyunca çalışmasına rağmen emekli maaşıyla geçinemeyen, 70 yaşın üzerindeki bir çalışanını istihdam etmeyi sürdürdüğünü anlatan Brinker, insanların ileri yaşlarda ekonomik sıkıntılar nedeniyle çalışmak zorunda kalmasının kendisini öfkelendirdiğini belirtti.

Almanya’daki gelirlerin yetersiz olduğunu kabul eden Brinker, şirketlerin üretim tesislerini yurt dışına taşımasının hem istihdamı hem de devletin vergi gelirlerini azalttığını savundu.

Zanaat işletmelerinin çırak ve yetişmiş personel bulmakta zorlandığını söyleyen Brinker, yeni kuşakların işletmeleri devralmaması hâlinde çok sayıda şirketin kapanabileceği uyarısında bulundu.

“İşletmeler kapanırsa istihdamı kim oluşturacak, vergileri kim ödeyecek ve sosyal devlet nasıl finanse edilecek?” diyen Brinker, Almanya’nın ekonomik ve sosyal sistemini yeniden değerlendirmesi gerektiğini söyledi.

“Almanya nitelikli insan gücünü kaybediyor”

Almanya’nın artık eski ihracat gücüne sahip olmadığını savunan Brinker, doktorların, mühendislerin ve diğer yüksek nitelikli çalışanların daha iyi koşullar sunan ülkelere gittiğini belirtti.

ABD, İsviçre ve Avustralya gibi ülkelerin uzmanlar açısından daha cazip hâle geldiğini söyleyen Brinker; yüksek vergi ve kesintileri, enerji maliyetlerini, konut sıkıntısını, eğitimdeki sorunları ve dijitalleşmedeki eksiklikleri temel nedenler arasında gösterdi.

AfD’nin nitelikli iş gücü göçünü desteklediğini belirten Brinker, Almanya’nın ihtiyaç duyduğu uzmanları çekebilmesi için çalışma ve yaşam koşullarını daha cazip hâle getirmesi gerektiğini ifade etti.

“Düzenli göç ile ilticayı birbirinden ayırıyoruz”

Brinker, AfD’nin nitelikli iş gücü göçü ile savaş veya siyasi baskı nedeniyle gerçekleşen ilticayı birbirinden ayırdığını söyledi.

Savaş veya siyasi takibat nedeniyle tehlikede bulunan insanlara yardım edilmesi gerektiğini belirten Brinker, korumanın tehlike ortadan kalkıncaya kadar devam etmesini savundu.

Mevcut iltica sisteminin amacı dışında kullanıldığını ileri süren Brinker, bunun sorumluluğunun yalnızca Almanya’ya gelen kişilere yüklenemeyeceğini söyledi. Sorunların Avrupa Birliği düzeyinde alınan siyasi kararlardan da kaynaklandığını öne sürdü.

ABD ve Rusya ile diyalog mesajı

Almanya’nın dış politikası ve ABD ile ilişkileri hakkındaki soruya da yanıt veren Brinker, önceliğinin Berlin siyaseti olduğunu ancak uluslararası gelişmelerin kentte yaşayan farklı toplulukları doğrudan etkilediğini söyledi.

Muhalefet partisi olarak uluslararası sorunları çözme yetkilerinin bulunmadığını belirten Brinker, hem ABD hem de Rusya ile diplomatik görüşme kanallarını açık tutmaya çalıştıklarını ifade etti.

İsrail-Filistin çatışmasına da değinen Brinker, İran’daki savaşı doğru bulmadıklarını ve çatışmaların mümkün olan en kısa sürede sona erdirilmesini savunduklarını söyledi.

Program, Berlin’in konut krizinden göç politikasına, güvenlikten toplumsal ayrımcılığa kadar uzanan başlıklarda zaman zaman sertleşen ancak karşılıklı diyaloğun korunduğu bir tartışmaya sahne oldu.