Dezenformasyonla Mücadelede Asıl Sınav: Hukuk Herkes İçin Eşit mi İşliyor?
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “dezenformasyon milli güvenlik meselesidir” açıklaması, dijital çağın en önemli sorunlarından birine dikkat çekiyor. Ancak kamuoyunda asıl tartışılan soru farklı: Halkı kin ve nefrete teşvik eden, yalan bilgi yayan, hatta Cumhurbaşkanı’na yönelik tehdit içeren paylaşımlar yapan herkes hakkında aynı hukuk işletiliyor mu, yoksa bazı isimler siyasi veya ideolojik yakınlık nedeniyle korunuyor mu? Dezenformasyonla mücadelenin inandırıcılığı, ancak hukukun istisnasız herkese eşit uygulanmasıyla mümkün olabilir.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2. İletişim Şûrası’nda yaptığı konuşmada verdiği en güçlü mesajlardan biri şuydu:
“Dezenformasyonun her çeşidiyle mücadeleyi ülkemiz, demokrasimiz ve toplumsal barışımız açısından bir millî güvenlik meselesi olarak görüyoruz.”
Dijital çağın gerçekleri düşünüldüğünde bu tespit yabana atılabilecek bir yaklaşım değildir. Yanlış bilgi, organize manipülasyon, toplumu paniğe sevk eden yalan haberler, halkı kin ve düşmanlığa tahrik eden yayınlar, kamu düzenini hedef alan provokasyonlar ve hatta Cumhurbaşkanı’na yönelik tehdit içeren paylaşımlar hiçbir demokratik hukuk devletinin görmezden gelebileceği konular değildir.
Devletin bunlarla mücadele etmesi doğal olduğu kadar hukuki bir sorumluluktur.
Ancak asıl tartışılması gereken konu, mücadelenin kendisi değil, nasıl yürütüldüğüdür.
Hukuk Kişiye Göre mi İşliyor?
Bugün sosyal medyada açıkça hakaret eden, halkı kin ve nefrete sevk eden, şiddeti meşrulaştıran, devlet kurumlarını hedef gösteren hatta Cumhurbaşkanı’na yönelik tehdit ifadeleri kullanan birçok paylaşım kamuoyunun gözleri önünde yapılabiliyor.
Bazıları hakkında soruşturma açılıyor.
Bazıları tutuklanıyor.
Ancak bazı isimlerin ise aynı fiilleri işlemelerine rağmen hiçbir yaptırımla karşılaşmadığı yönünde kamuoyunda ciddi eleştiriler bulunuyor.
İşte tam da burada şu soru ortaya çıkıyor:
Suçun niteliği mi önemlidir, yoksa suçu işleyen kişinin kim olduğu mu?
Dezenformasyonla Mücadele Seçici Olamaz
Eğer gerçekten amaç hakikati korumaksa;
- İktidarı destekleyen de,
- Muhalefeti destekleyen de,
- Gazeteci de,
- Fenomen de,
- Siyasetçi de,
- Akademisyen de,
aynı hukuk kurallarıyla değerlendirilmelidir.
Çünkü hukukun en temel ilkesi, kişiye göre değil, fiile göre karar vermesidir.
Aksi halde “dezenformasyonla mücadele” söylemi toplum nezdinde inandırıcılığını kaybetmeye başlar.
Medya Forumu Tartışmaları da Bu Soruyu Güçlendiriyor
ilgili Arşiv Haber
Almanya’dan Kimler Seçildi, Neye Göre Seçildi?
Yakın zamanda düzenlenen Türk-Alman Medya Forumu sonrasında ortaya çıkan tartışmalar da bu açıdan dikkat çekicidir.
Kamuoyunda şu sorular uzun süre konuşuldu:
Dezenformasyonla mücadeleyi savunan platformlarda yer alan isimler hangi kriterlerle seçildi?
Geçmişte kamuoyunda tartışmalı yayınlarıyla gündeme gelen bazı kişiler neden ödüllendirildi veya temsil hakkı elde etti?
Buna karşılık yıllardır meslek etiği çerçevesinde yayın yapan bazı gazeteciler neden dışarıda bırakıldı?
Bu soruların büyük bölümü kamuoyunu tatmin edecek ölçüde cevaplanabilmiş değildir.
Güven, Çifte Standartla Sağlanamaz
Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında hakikatin korunmasının önemini vurguladı.
Bu önemli bir hedeftir.
Ancak hakikati koruyacak olan yalnızca yeni yasalar değildir.
Hakikati koruyacak olan;
- şeffaflık,
- hesap verebilirlik,
- bağımsız yargı,
- ve hukukun herkese eşit uygulanmasıdır.
Eğer halkı kin ve düşmanlığa teşvik eden bir kişi cezalandırılırken, aynı fiili işleyen başka biri siyasi yakınlığı nedeniyle korunuyorsa, toplumun adalet duygusu zedelenir.
Eğer Cumhurbaşkanı’na yönelik tehdit içeren ifadeler kullanan bazı kişiler hakkında işlem yapılırken, benzer içerikleri paylaşan başka isimler görmezden geliniyorsa, kamuoyunda hukuk devleti ilkesine ilişkin soru işaretleri oluşur.
Bu durum yalnızca hukuka değil, devletin yürüttüğü dezenformasyonla mücadele politikasına olan güveni de olumsuz etkiler.
Sonuç
Türkiye’nin dezenformasyonla mücadele etmesi bir tercih değil, çağın gereğidir.
Ancak bu mücadele, siyasi görüşe, ideolojik yakınlığa veya kişisel ilişkilere göre şekillenmemelidir.
Gerçek hukuk devleti; dostunu da, rakibini de aynı hukuk terazisinde tartabilen devlettir.
Toplumun bugün sorduğu soru aslında oldukça nettir:
Gerçekten dezenformasyon yapanlar mı cezalandırılıyor, yoksa “bizden” olanlar korunurken “bizden olmayanlar” mı hedef alınıyor?
Bu soruya verilecek en güçlü cevap, siyasi açıklamalar değil; herkese eşit uygulanan, şeffaf ve tutarlı bir hukuk düzeni olacaktır.
İlgili Arşiv Haber
Sonbarboros: Barbaros’un Adı, Mahallenin Maskarası
