„BAY BAŞKAN’’

„BAY BAŞKAN’’

„BAY BAŞKAN’’

„BAY BAŞKAN’’

 ‘’Başkan’’ kulağa son derece hoş gelen bir unvandır başkanlık unvanı. Toplumun büyük bölümünden hürmet ve saygı görürsünüz. İtibar kazanırsınız. Davet edilmediğiniz etkinlik kalmaz neredeyse. Devlet erkanının Almanya’ya gerçekleştirdiği her ziyarete mutlaka siz de davet edilirsiniz. En şık kıyafetler, pahalı saatler ve özenle seçilmiş uyumlu ayakkabılar ile başkanlıklar taçlandırılır o davetlerde. Her ne kadar uğruna gece gündüz mücadele ettiğiniz, zaman ve paranızı harcasanız da bir “BAŞKAN” değilseniz hayranı olduğunuz siyasetçinin, devlet erkanının, büyükelçinin, başkonsolosun yanına yanaşma ve elini sıkma fırsatı dahi bulamazsınız. Oysa ki hiçbir iş yapmasanız da sadece “BAŞKAN” olmanız size neredeyse tüm kapıları açar. “Ama bu haksızlık değil mi?” dediğinizi duyar gibiyim. Hayır canım neden haksızlık olsun! Sonuçta çok çalışan değil kafayı çalıştıran yol alıyor.

 Almanya Türklerinin 60 yıla yaklaşan göç serüveninde inişli çıkışlı süreçlerine çok kez şahitlik ettik. Almanyalı Türkler olarak başta kendi kurumlarımız (Başkonsolosluklar) tarafından ciddiye alınmak, adam yerine konmak, insanca muamele görmek istedik. Masa başında görev yapan memur konsolosluklarda bizi azarlar ama biz sesimizi çıkaramazdık. Ezilirdik ama hakkımızı arayamazdık. Ne yurtdışı temsilciliklerimiz nede ülkemizin siyasetçileri bizlere hak ettiğimiz değeri vermezlerdi. Bunun başlıca sebebi ise Almanyalı Türklerin birlik olamaması ve örgütlenememesiydi. 1980’li yıllardan itibaren yavaş da olsa bir örgütlenme süreci kaçınılmaz olmuştur fakat bular İGMG, ATİB, Ülkü Ocakları, DİTİB, vs. gibi daha ziyade dilimiz ve dinimiz ile bağımızın kopmaması için mücadele eden dernekler olmuşlardır. Tabii Hemşeri derneklerini de unutmamak lazım. Tüm bu derneklerin öncelikli hedefleri kısıtlı imkanlarla da olsa Milli değerlerimizin muhafazasına yönelik çalışmalar olmuş ve ötesine de geçmemiştir. Fakat bizlerin, Almanya’daki haklarımızın savunulması, muhafazası ve haklarımızın genişletilmesine yönelik faaliyet yürüten ciddi manada hiçbir dernek çıkamamıştı. Tâki 2000’li yıllara kadar.

 

Nihayet örgütlenmeyi kısmen de olsa öğrenmemizin ardından gerek mahalli seçimlerde gerekse de eyalet seçimlerinde Türk kökenli siyasetçilerimizi görür olduk. Kimi yabancılar meclisinde bizi temsil etti kimi ise milletvekili olarak eyalet ve federal mecliste. Yine tüm bu süreçte gördük ki yine bu kişiler bireysel çabaları ile bir noktaya gelmiş ve yine herhangi bir STK desteği yok arkasında. Tüm siyasi alandaki güzel gelişmelere rağmen bizler için iyileşen hiçbir şey olmuyordu. Eyalet ve federal meclise seçilen milletvekillerimiz seçildikten sonra bizi yine yok sayıyorlardı. Vatandaşlarımızın sorunlarını Alman makamlarına meclis üyelerimiz, milletvekillerimiz, STK’larımız iletemeyecek, çözüm aramayacak, baskı uygulamayacaksa kim yapacak bunları?

 Şükürler olsun ki AK Parti iktidarı ile Yurtdışı Türklerine yönelik bakış açısı da değişmeye başladı. Başbakan Erdoğan Yurtdışı Türklerinin haklarına yönelik Ankara’dan açıklamalar yaparak büyük riskler alması ile birlikte Avrupalı Türklerde özgüven oluşmaya ve sahiplenme hoşnutluğu ile birlikte etkinlikleri de artmaya başladı. Bununla birlikte Almanyalı Türklerin örgütlenme süreci de hızlanmaya başladı. Burada isimlerini zikretmek istemediğim Almanyalı Türklerin “haklarını” daha yüksek sesle savunmak ve dile getirmek üzere büyük STK’lar kuruldu. Ne yazıktır ki zaman içerisinde bunlar da güç sarhoşu oldular ve toplumsal amaçları bir kenara bırakarak kişisel amaçlarına yönelik çalışmaya başladılar. Milletvekili olmak için başkanlığı kullananlar mı dersiniz. Nüfuz sağlamak için başkan olanlar mı dersiniz. İki kelimeyi bir araya getirmekten aciz olmasına rağmen itibar görebilmek için başkan olanı mı dersiniz. Hizmet etme niyeti haricinde ne ararsanız var maşallah.

 Türkçe dersleri kaldırılmak istenir, ortalıkta yoksunuz. Bir Müslüman sokakta saldırıya uğrar siz yoksunuz. Devlet dairelerinde yurttaşlarımız ırkçılığa ve ayrımcılığa maruz kalır siz yine piyasada yoksunuz. 60 Yıldır Almanya’da yaşayan Türklere oy hakkı hala verilmiyor sesinizi çıkmıyor. Çifte vatandaşlık konusunda Türkler mağdur, siz yoksunuz. Bu örneklemeleri çoğaltabiliriz elbette ama durum anlaşıldı sanırım.

 O zaman şu soruyu sormak gerekmiyor mu? Beyler siz ne iş yaparsınız? Pardon, Almanya’ya ziyarete gelen siyasetçiler ile fotoğraf çekilme yarışına girmek, büyükelçi veya başkonsolosun katıldığı programlarda protokolde yer alabilmek için katılım yarışına girmek, özellikle basının da katılacağının bilindiği ve haberlerde görünmek için açılışlarda gıcır takım elbiselerinizle boy göstermek ve bu fotoğrafları sosyal medya hesaplarınıza paylaşmak haricinde siz ne işe yararsınız? Sosyal medyada bu fotoğrafları görenler, “yahu şu başkan ne çok çalışıyor” der. Oysa adam sadece fotoğraflarda var. Sahada yok, alanda yok, sorunları çözmede yok, hizmette yok. Yok da yok. Vatandaş bunların sadece resepsiyon başkanı olduğunu bilmiyor ki.

 Bu millete hizmet etme önceliği olan STK’larımızın “değerli” başkanları, gelin bu gafletten bir an önce uyanın. En azından temsil ettiğiniz makamın %10 da olsa hakkını verin. İnanın daha fazlasını beklemiyorum. Tamam kardeşim başkanlık ile egonuzu mu tatmin ediyorsunuz? yine edin. Nüfuz mu elde etmek istiyorsunuz?yine edin. Türkiye’de milletvekilliğini mi kovalıyorsunuz? ona da tamam. Ama el insaf, Allah için az bişey de hizmet edin yahu.

 Cumhur ittifakının kan kaybettiği haberlerinin hergün sürmanşet işlendiği bir dönemde, Cumhur ittifakının Almanya’daki dernekleri ne gibi bir çalışma yapıyor? Cumhurbaşkanının emrettiği gibi sokağa iniyorlar mı? halka temas ediyorlar mı? Yada herhangi bir şey yapıyorlar mı? çok merak ediyorum. Merak ediyorum derken hiçbir şey yapmadıklarını biliyorum ama nezaketen soruya dönüştürerek aktarayım dedim. Millet ittifakının Almanya dernekleri harıl harıl çalışırken, her türlü gösterişten uzak sadece iktidar olmaya odaklanmış ve bu doğrultuda kendilerini programlamışken, Cumhur ittifakını destekleyen dernekler ve STK’lar grand tuvalet poz verme yarışında. Yazık. Siz ne Cumhurbaşkanını nede bu milleti hiç tanıyamamışsınız.

 Benden dostane bir uyarı. Kendinize gelin beyler. Yoksa ne bu necip millet nede tarih kişisel çıkarlarınız ve egonuz için koltuğu işgal etmeniziasla affetmeyecektir.

 Kalın Sağlıcakla.

 İbrahim Halil İzmitli